





![]() | Bugün | 84 |
![]() | Dün | 297 |
![]() | Bu Hafta | 732 |
![]() | Gecen Hafta | 1975 |
![]() | Bu Ay | 2123 |
![]() | Gecen Ay | 4882 |
![]() | Toplam | 306163 |
| 14607 Toplam | |
| 0 Bugun | |
| 0 Bu Hafta | |
| 1 Bu Ay | |
| 7 Bu Yil |
HarezmÅŸahların atası AnuÅŸtegin, bir Türk kölesiydi. Büyük Selçuklu emirlerinden Bilge Tegin, onu satın alarak, saraya getirmiÅŸ ve özel olarak yetiÅŸtirmiÅŸtir. Selçuklu sarayında taÅŸtdârlık vazifesinde bulunan AnuÅŸtegin, gösterdiÄŸi baÅŸarılar neticesinde, Harezm valiliÄŸine getirildi. Ölümünden sonra oÄŸlu Kutbeddin Muhammed, HarezmÅŸah unvanı ile Sultan Sencer tarafından aynı vazifeye tayin edildi. Büyük Selçuklu Devleti'nin valisi sıfatıyla 30 yıl Harezm’i idare eden Kutbeddin, aynı zamanda HarezmÅŸahlar Devletinin kurucusudur. Kutbeddin, saltanatı müddetince, mükemmel bir idareci olarak, âdilane hareketleri ile halkı kendisinden hoÅŸnut etti. Her ne kadar, müstakil bir hükümdar olarak hüküm sürmedi ise de, oÄŸullarının gelecekteki faaliyetleri için saÄŸlam bir zemin hazırladı. Onun idaresi zamanında, Harezm ülkesinin, Selçuklulara tabi ülkelerle ticarî faaliyetleri yoÄŸunlaÅŸtı. Harezm, maddî ve manevî yönden geliÅŸmeler gösterdi.
1127 yılında Kutbeddin Muhammed’in ölümü üzerine, yerine büyük oÄŸlu Alâeddin Atsız tayin olundu. Küçüklüğünden itibaren iyi bir tahsil ve terbiye görmüş olan Atsız, aynı zamanda Sultan Sencer’in ÅŸahsî teveccühüne mazhar olmuÅŸtu. Nitekim Atsız, ilk devirlerde Sultan Sencer’in seferlerine bizzat ordusuyla katıldı ve onun baÅŸarılarında büyük yardımı oldu. Atsız, aynı zamanda kendi siyasî nüfuzunu geniÅŸletmeye de çalışıyordu. Bu sebeple Cend ve Mangışlak gibi askerî bakımdan mühim merkezleri zaptetti. Ancak Atsız’ın bu faaliyetleri, Sultan Sencer’i kızdırdı ve tekdir edilmesine yol açtı. Atsız, Sultan’ın bu tutumu üzerine, kesin olarak bağımsızlığını ilan etti. Sultan Sencer, bu duruma nihaî bir çözüm getirmek amacıyla, 1138 yılında, büyük bir ordunun başında, Harezm üzerine yürüdü. Yapılan savaÅŸta Sencer, Atsız’ın ordusunu hezimete uÄŸrattı. Atsız’ın kardeÅŸi Atlığ da ölenler arasındaydı. Harezm’in idaresini Süleyman bin Muhammed’e veren Sencer, onun baÅŸkanlığında vezir, atabeg ve hâcib adı verilen memurlardan müteÅŸekkil bir dîvân kurdu ve 1139 yılında Merv’e döndü.
Harezm’de iÅŸbaşına geçen yeni idare, Atsız ve taraftarlarının da karşı faaliyetleri üzerine, halkı memnun etmekten uzak kaldı. Harezm halkı, huzur dolu eski idareyi aramaya baÅŸladı. Bu sebeple, Atsız’ın, Harezm’de hakimiyeti ele geçirmesi uzun sürmedi. 1140 yılında devletin başına geçen Atsız, Sencer’in yeni bir seferinden çekinerek, onu metbu tanımayı ve ona uymayı ihmal etmedi. Fakat, bu durum uzun sürmedi. Sencer’in, 1141 yılında Karahitaylarla yaptığı savaşı kaybetmesi üzerine Atsız, büyük bir orduyla Horasan’a gelerek Merv’i zaptetti. 1142 yılında ise NiÅŸapur’u alarak adına hutbe okuttu. Bu arada, Sencer, Horasan’da yeniden hakimiyetini kurmaya muvaffak olunca, Atsız, geri çekilmeye mecbur kaldı ve yeniden Sultan’a baÄŸlılığını arz etti (1144). Atsız’ın Sencer’e karşı giriÅŸtiÄŸi isyanlar, Sultan’ı üçüncü defa Harezm ülkesine girmeye mecbur etti. Hazarasp Kalesini fetheden Sultan Sencer, HarezmÅŸahların merkezi Gürgane önüne geldi ise de, Müslümanlar arasında kan dökülmesini istemeyen bir derviÅŸin ricasını kırmayarak, Atsız’ın, kendisini metbu tanıdığını bildirmesi ve affını rica etmesi üzerine geri döndü.
1156 yılında Atsız’ın vefatı üzerine, yerine veliaht Ebû Feth İl Arslan geçti. İl Arslan, daha hükümdarlığının başında, saltanatta hak sahibi olabilecek durumda bulunan amca ve kardeÅŸlerini ortadan kaldırdı. İl Arslan’ın hükümdarlığını, Sultan Sencer de kabul etti. Ancak, Sencer’in çok geçmeden vefat etmesi ile, DoÄŸu İran sahasında Selçukluların etkisi kalmadı. Böylece, bölgede HarezmÅŸahlar kuvvetli duruma geldiler ve Selçuklularla baÄŸlarını kopararak müstakil bir devlet oldular. NiÅŸapur’u kendisine merkez yapan İl Arslan, 1170 yılında Tus, Bistam ve Damgan taraflarını fethetti. Bu arada HarezmÅŸahların, Karahitaylara ödedikleri vergiyi kesmeleri, iki devleti karşı karşıya getirdi. Karahitayların üzerlerine gelmesi üzerine onlar, her zaman olduÄŸu gibi, yine istila sahalarını su altında bırakmak suretiyle kendilerini korudular. İl Arslan, 1172 yılında vefat etti.
İl Arslan’ın vefatı, ülkeye yeniden kardeÅŸ kavgalarını getirdi. İl Arslan’ın küçük oÄŸlu ve veliaht olan Sultan Åžah, annesi Terken Hatun’la beraber Harezm’de bulunuyordu. Babasının ölümüyle tahta oturan Sultan Åžah’a, kardeÅŸi TekiÅŸ itaat etmedi. TekiÅŸ, kardeÅŸinin kendi üzerine kuvvet sevk etmesi üzerine, Karahitaylara müracaat ederek kendisini desteklemelerini istedi. Her fırsatta HarezmÅŸahların iç iÅŸlerine karışan Karahitaylar, bu talebi severek kabul etti. TekiÅŸ’in, çok kuvvetli bir Karahitay ordusunun başında olarak NiÅŸapur’a geldiÄŸini duyan Sultan Åžah, taraftarlarıyla birlikte Irak Selçukluları’nın naibi olan Melik Ayaba’nın da kuvvetlerini yanına alarak, sultanlığını ilan eden TekiÅŸ üzerine birçok kereler sefere çıktı ise de, hemen hepsinde baÅŸarısızlığa uÄŸradı. Hattâ, bu seferlerden birinde yakalanan Ayaba öldürüldü (1174). Terken Hatun ve Sultan Åžah Dihistan’a kaçtılar.
Bundan sonra tahta geçen Alâeddin TekiÅŸ, HarezmÅŸahlar sülalesinin en kudretli ÅŸahsiyetlerindendir. HarezmÅŸahlar Devleti, onun sayesinde imparatorluk hâlini aldı. TekiÅŸ, ilk olarak Karahitaylar ile mücadeleye giriÅŸti. HarezmÅŸahlardan vergi istemeye gelen Karahitaylı elçinin gururlu oluÅŸu ve edepsizliÄŸi, TekiÅŸ’in onu öldürtmesine yol açtı. Bu ÅŸekilde baÅŸlayan çarpışmalar, HarezmÅŸahların baÅŸarısıyla sonuçlandı. 1187 yılında, kardeÅŸi Sultan Åžahın ölümü, TekiÅŸ’i daha rahatlattı. DoÄŸu İran ve Horasan’ı tamamen emri altına alabilmek için faaliyetlere giriÅŸti. Selçuklu Sultanı İkinci TuÄŸrul Åžahı, giriÅŸtiÄŸi muharebede öldürttü. TekiÅŸ, artık kendisini Selçukluların vârisi sayıyordu. BaÄŸdat halifesinden Irak, Horasan ve Türkistan sahalarının hakimiyetini tasdik eden saltanat menşûrunu (fermanını) aldı. İsmailîler elinde bulunan bazı kaleleri geri aldı. Bu geniÅŸ fütuhatları gerçekleÅŸtiren TekiÅŸ, Harezm’e döndüğü 1200 yılında vefat etti. Yerine bu sırada Turziz muhasarasında bulunan oÄŸlu Muhammed, Alâeddin unvanı ile tahta çıktı.
Alâeddin Muhammed’in ilk devirleri, daha babasının saÄŸlığında istiklâl emelleri besleyen Melikler ve Gur sultanları ile mücadele hâlinde geçti. Bilhassa, tehlikeli bir hâl almış bulunan Gur istilâsını güçlükle önlemeye muvaffak oldu. Gur sultanı Åžehâbeddin’in ölümü üzerine, Alâeddin, Herat’a hakim oldu (1207). Gurluların, tehlikesiz bir hâle getirilmesinden sonra HarezmÅŸahlar için en büyük tehlike Karahitaylar idi. Mâverâünnehir’i hakimiyetleri altında bulunduran bu devletin nüfuzunu kırmayı ve İslâm dünyasını böyle bir dertten kurtarmayı amaçlayan Alâeddin, bunu kendisi için pek mühim bir vazife biliyordu.
Nitekim, 1207 yılında Mâverâünnehir’e karşı giriÅŸtiÄŸi sefer ile, bu büyük hareketi baÅŸlattı. 1208 yılında, Karahitay ordusunu, büyük bir hezimete uÄŸratan Alâeddin, Buhara’yı zaptetti. Yine bu sırada Cengiz’in önünden kaçan Naymanların, Karahitay ülkesine giriÅŸi ile Karahitaylar, bir daha kendilerini toparlayamadılar ve tamamen HarezmÅŸahlar’a tâbi hâle geldiler (1212). HarezmÅŸahların nüfuz ve kudreti, İran ve Afganistan sahalarında devamlı artmaktaydı. 1225 yılında Gazne’yi alan Alâeddin, bu bölgenin idaresini oÄŸlu Celâleddin’e verdi. 1217 yılında İran’a bir sefer yaptı. Ancak bu sefer, diÄŸerleri gibi baÅŸarılı geçmedi ve ordu büyük zâyiata uÄŸradı.
HarezmÅŸahların bu haÅŸmetli devresinde, doÄŸuda büyük bir tehlike baÅŸgösterdi. Bu tehlike, doÄŸuda yalnız HarezmÅŸahları ortadan kaldırmakla kalmayacak, bütün dünyanın tarihî mukadderatı üzerinde derin izler bırakacaktır. Çünkü, tam bir çapulcu sürüsü olan MoÄŸol ordusu, önüne gelen her yeri yakıp yıkmakta, girdikleri ülkelerde kültür ve medeniyetten eser bırakmamaktaydı. BaÅŸlangıçta HarezmÅŸahlarla, MoÄŸollar arasında dostluk ve ticarî iliÅŸkilerin geliÅŸtirilmesi gayesiyle elçiler gelip gittiyse de, bir MoÄŸol kervanının, Otrar Valisi İnalcık tarafından, casusluk iddiası ile tevkif edilip, tacir ve kervancıların öldürülmesi, araya soÄŸukluk getirdi. Cengiz, HarezmÅŸah’a bir elçi göndererek İnalcık’ın teslimini ve malların tazminatını istedi. Sultan Alâeddin’in bu teklifi reddetmesi, iki devlet arasında savaşı kaçınılmaz kıldı. Her ne kadar, Alâeddin’in, bu teklifi reddetmekle, yüzbinlerce Müslümanın kanını akıtacak bir olaya sebebiyet verdiÄŸi iddia edilmekteyse de, bu teklifin kabulü neticesinde, kibir timsali Cengiz’in daha da şımaracağı, yeni istekler peÅŸinde koÅŸarak harbe sebebiyet vereceÄŸi belliydi. Nitekim, 1216 yılından itibaren, uzun askerî hazırlıklar içinde olan Cengiz’in hedefi, İslâm âlemi idi.
Gerçekten de Cengiz, 1219 yılı sonlarına doÄŸru, 200 bin kiÅŸilik ordusuyla ilk olarak HarezmÅŸahlara karşı harekete geçti. HarezmÅŸahların, kuvvetlerini, büyük ÅŸehir ve kalelere dağıtmasından da istifade ederek, önemli merkezleri tek tek ele geçirmeye baÅŸladı. Mukavemet gösteren mevkiler, korkunç bir katliama uÄŸratılıyordu. Kısa bir süre içinde Buhara, Semerkand, Otrar, Sığnak, Berakend ve Hocend gibi ÅŸehirler, MoÄŸolların eline geçti. Harezm müdafaa kuvvetlerinin, büyük kahramanlıklar göstermesine raÄŸmen, sonuç deÄŸiÅŸmiyordu. Sultan Alâeddin, son olarak Devletâbâd yakınlarında MoÄŸolların karşısına çıktı ve tekrar yenildi. Abiskun’da bir adaya sığınan Alâeddin, çok geçmeden burada hastalanarak, 1220 yılında vefat etti ve yerine oÄŸlu Celâleddin tahta çıktı.
HarezmÅŸahların bu son hükümdarının hayatı, maceralar ve kahramanlıklar ile dolu geçmiÅŸtir. Celâleddin HarezmÅŸah, saltanatının daha ilk yıllarında, kendisini tanımak istemeyen Türk kumandanlarının suikast tertipleri neticesinde Horasan’a çekildi. Burada toparlayabildiÄŸi kuvvetlerle, gece-gündüz demeden, var gücüyle MoÄŸollara karşı çarpıştı. Neticede, batıya doÄŸru yayılan bu istilâ selini bir müddet geciktirmeye muvaffak oldu. Celâleddin ile birlikte HarezmÅŸahlar Devleti de son buldu (1230).
Kültür ve teÅŸkilât: HarezmÅŸahların askerî ve idarî teÅŸkilâtı, ana hatları ile Büyük Selçuklular'dan alınmıştır. HarezmÅŸahların ordusu, TekiÅŸ zamanında, doÄŸunun en büyük askerî kuvveti hâlini almıştı. HarezmÅŸahlarda malî iÅŸler Dîvân-ı İstifâda, askerî iÅŸler ise Dîvân-ı Arz’da görülürdü. Dîvâna sultanın vekili sıfatı ile vezir-i âzam baÅŸkanlık ederdi.
Harezmşahlarda ordu, hassa ordusu ve eyalet askerlerinden meydana geliyordu. Memleketin her tarafına dağılmış haldeki ıktâ sahiplerinden teşekkül eden muazzam bir süvari kuvveti bulunuyordu. Ayrıca, muhtelif eyaletlerde askerî valilerin emri altında özel kuvvetler vardı. Bunlar, sultana tam bağlı olup, istenildiği yere kuvvet sevk ederlerdi.
HarezmÅŸahlar Devletinin adlî teÅŸkilâtı bütün Müslüman-Türk devletlerinde olduÄŸu gibi ÅŸer’î ve örfî kanunlar idi. Memlekette en çok Hanefî ve kısmen de Şâfiî mezhebinin hükümleri uygulanırdı. Åžer’i mahkemelere kadılar bakmaktaydı. Orduya mensup olanların ÅŸer’î meselelerini halletmek için, kazaskerler yani ordu kadıları vardı.
HarezmÅŸahlar devrinde baÅŸkent Cürcan baÅŸta olmak üzere, Herat, Belh, Merv, Nişâbur, Buhâra ve Semerkand bir bilim ve sanat merkezi hâline gelmiÅŸti. Cürcan’da on büyük vakıf kütüphâne vardı. NiÅŸabur, ilim ve sanat adamlarının toplandıkları parlak bir medeniyet merkezi olmuÅŸtu. Eski binalar tamir edilmiÅŸ, yeni yeni medreseler, hânkâhlar ve saraylar ile süslenmiÅŸti. Hükümdar ve ÅŸehzadeler, genellikle iyi tahsil görmüş, kültür sahibi insanlardı. Âlimleri ve ÅŸairleri saraylarında topluyor, onlara en büyük deÄŸeri veriyor ve himaye ediyorlardı. Meselâ Atsız, Horasan seferinden dönüşte ZemahÅŸerî, Fahreddîn Râzî, Åžemseddîn Muhammed gibi âlim ve bilginleri Harezm’e getirmiÅŸti. Avfi, Harezm’deki ilim ve sanat adamlarını gökteki yıldızlara benzetmektedir. Bu durum, MoÄŸol istilâsından önce, Harezm’in medenî inkiÅŸafını çok iyi belirtmektedir. Memleketin her tarafında kütüphaneler, hastaneler, eczaneler ve hanlar yapılmıştı.