





![]() | Bugün | 382 |
![]() | Dün | 574 |
![]() | Bu Hafta | 2263 |
![]() | Gecen Hafta | 3729 |
![]() | Bu Ay | 12492 |
![]() | Gecen Ay | 14877 |
![]() | Toplam | 361148 |
| 14678 Toplam | |
| 1 Bugun | |
| 3 Bu Hafta | |
| 7 Bu Ay | |
| 32 Bu Yil |

Gazi Yakup Satar, Ruslara karşı ayaklanan Kırım Tatarlarının önderlerinden birinin torunu. BeÅŸ yaşındayken ailesiyle birlikte Kafkasya üzerinden dört ay süren bir yolculuk sonrasında EskiÅŸehir'e gelmiÅŸ. Annesini Kırım'da kaybetmiÅŸ. Ruslarla çarpışırken aldığı yaraları bir türlü iyileÅŸmeyen babası Ziya Bey de EskiÅŸehir'e vardıktan bir müddet sonra ölünce yapayalnız kalmış bu dünyada. Hicrî 1311 (miladî 1893) doÄŸumlu. Ama nüfus kâğıdında 1316 yazıyor. XIX. Yüzyılın sonu ile XX. Yüzyılın başını çok iyi hatırlıyor: "DaÄŸ taÅŸ silahlı adamlarla doluydu. O yıllarda Kars Rusların iÅŸgali altında olduÄŸundan biz Batum'da bir gemiye binerek Trabzon'a çıktık. Oradan EskiÅŸehir'e geldik."Gizli Cazcı BirliÄŸi ne seçildim, BaÄŸdat a gittim" Yakup, 1915'te askere gitmiÅŸ. O, İstanbul'da acemi birliÄŸindeyken Çanakkale Savaşı sürmekteymiÅŸ. Acemi birliÄŸinde eÄŸitimini tamamladığı gün tugaya Alman komutanlar gelmiÅŸ. Almanlar, tugayın içinde 200 askeri tek tek seçerek diÄŸerlerinden ayırmış, İstanbul'un dışında bir kışlada yeniden eÄŸitime almışlar: "Alman malı özel elbiseler giydirdiler bize. Maskelerimizi takıyor, birbirimize bakıp kahkahayı basıyorduk." Maskeler, özel giysiler, sırtta taşınan tüpler, içinde barut olmayan roketler. Yeni kurulan birliÄŸin adının "Gazalar" olduÄŸunu öÄŸreniyorlar. Roketlerin ve tüplerin içinde zehirli gaz olduÄŸunu, mermi yerine düÅŸmana gaz fırlatacaklarım anlatıyor Alamanlar... Ama bu özel görevlerini kimseye anlatmayacak, mektuplarda yazmayacaklardır.
Özel kuvvetlerin içinden seçilen 50 asker, diÄŸer ekiplerden izole edilerek trenlere bindirilip BaÄŸdat'a gönderiliyor. "BaÄŸdat'a vardık, çadırlarımızı kurup ekipmanların gelmesini bekledik aylarca. DiÄŸer askerlerle görüÅŸmemiz de yasaktı. Altı ay sonra İstanbul'dan bir emir geldi, zehirli gaz kullanılması yasaklanmıştı. O sırada İngilizler Basra'ya doÄŸru ilerliyordu. Bizi silahlandırıp Basra'ya gönderdiler. Ben makineli tüfek eÄŸitimi de aldığım için elimde Alman malı gıcır gıcır bir makine vardı. Harp baÅŸladığında, çöl rüzgârlarının uçurduÄŸu kumlardan önümüzü göremiyorduk."
Yakup Satar, Basra'daki savaÅŸta kolundan yaralanmış. Alay komutanı askerlere sürekli, "KuÅŸatıldık, cenuptan bir hattı yararsak kurtuluruz" diyormuÅŸ. Ama tüm gayretlere raÄŸmen kuÅŸatmayı yarmak mümkün olmamış, İngilizlere elinde beyaz bayrağı olan bir elçi göndererek ertesi sabah teslim olacaklarını bildirmiÅŸler. O gece tüfeklerini birbirine çatarak yatmışlar. DüÅŸmanın eline geçmesin diye atları ve katırları kesmiÅŸler. Topların kamalarını çıkarıp kullanılmaz hale getirmiÅŸler. Åžafakta teslim olmuÅŸlar. Ve esaret günleri baÅŸlamış.
Arabistan'da bir esir kampına götürülmüÅŸler. BileÄŸi ile dirseÄŸi arasından aldığı kurÅŸun yarası ağırmış. "Kolunu keseceÄŸiz" demiÅŸler. O sırada bir İngiliz hemÅŸire gelmiÅŸ. 85 yıl önceki bu anısını bakın nasıl hatırlıyor: "Çantasından hususî bir merhem çıkardı. Onu sabah akÅŸam kolumdaki yaranın üzerine tatbik etti. Çok ÅŸefkatli ve güzel gözleri, merhametli elleri vardı. Sahra hastanesinde 64 gün kaldım. İyileÅŸtim." İngiliz esirlerle deÄŸiÅŸ tokuÅŸ edildikten sonra İstanbul'a gitmiÅŸler. Tutsaklığında olup bitenlerden haberi olmadığı için İstanbul'a doÄŸru yola çıkmadan önce esir bir çölden özgür bir ÅŸehre gittiklerini zannediyormuÅŸ. Oysa "Mütareke zamanının İstanbul’u" esir çölden farksızmış: "Her yanda uzun süngülü, lacivert ve kırmızı redingotlu İngiliz askerleri dolaşıyordu..." Anadolu'da direniÅŸin baÅŸladığı haberleri gelince ümitlenmiÅŸ. Bilecik üzerinden yürüyerek EskiÅŸehir'e gitmiÅŸ. EskiÅŸehir yakınlarında bir istasyonda trenler dolusu gencin Mustafa Kemal'in ordusuna katılmak için yola çıktığını görünce, yazıcıya gidip künyesini okumuÅŸ ve ilk trenle cep heye doÄŸru yola çıkmış. Usta asker olduÄŸu için makineli tüfek mangasının basma geçmiÅŸ: "DüÅŸmanla aramızda dikenli teller vardı. Telleri bir yerinden keserek gece yarısı karşı mevzilerin yakınlarına geldik. Ben manganın basındaydım. Elimizde sadece dört mitralyöz vardı. Ama 12 kiÅŸiydik. Birimiz ölünce mitralyöz öksüz kalmasın diye. Geriye iki asker kaldık ama dört mitralyözle döndük."
SavaÅŸtan sonra EskiÅŸehir'de bakkal, fırıncı, arabacı olarak hayatını kazanmış. Soyadı Kanunu çıktığında ticaretle uÄŸraÅŸtığı için Satar soyadını almış. Huriye Hanım'la evlenmiÅŸ. BeÅŸi kız, biri erkek altı çocukları olmuÅŸ. EÅŸini altı yıl önce kaybetmiÅŸ. Kızları Zekiye Tali ve Meliha Işıkat’a babalarına özenle bakıyor. Pamuk sakalları beÅŸ yıldır, gençlik günlerinde olduÄŸu gibi siyahlaÅŸmaya baÅŸlamış. AÄŸzında yeni çıkan beÅŸ süt diÅŸi inci gibi parlıyor. Vedalaşırken bizi marÅŸ söyleyerek uÄŸurluyor.
"Hainlerin beşi kurşuna dizildi, kalanları Mustafa Kemal affetti"
"istiklal Mahkemeleri kuruldu ve kaçakların idam edileceÄŸi ilan edildi. Bir sabah Polatlı yakınındaki tugayımızda, tüm askerlerin kamp meydanına toplanması emredildi. Genç, çakı gibi bir yüzbaşımız vardı. Çizmelerinin topuklarını birbirine vurarak mey damn ortasına doÄŸru ilerledi. Kükreyen bir sesle, 'On beÅŸ asker kaçağı, on beÅŸ sefil, on beÅŸ vatan haini bu günün gecesini göremeyecek. SavaÅŸ meydanında aslanlar gibi çarpışmadıkları, arkalarına bakmadan kaçtıkları için rezil bir çakal gibi yok olup gidecekler' dedi. Silahlı muhafızların arasında meydana doÄŸru on beÅŸ adam getirildi. Hepsine beyaz kefenler giydirilmiÅŸ, boyunlarına yaftalar asılmış, gözleri baÄŸlanmıştı. Yüzbaşının iÅŸaretiyle önce beÅŸ kiÅŸi meydanın ortasına getirildi. Karşılarına mitralyözlü bir asker dikildi. Komutan kolunu gökyüzüne doÄŸru kaldırdı. Ben gözlerimi ve kulaklarımı kapadım. Bu manzarayı görmek ve silah seslerini duymak istemiyordum. Mitralyözün sesi duyuldu. Gözlerimi açtığımda kaçakların bedenlerinin havalarda uçuÅŸtuÄŸunu gördüm. Komutan yine muhafızlara dönerek aynı hareketi yaptı. Tugayda çıt çıkmıyordu. BeÅŸ kaçak asker daha meydana çıkarıldı. BaÅŸka bir mitralyözlü geçti karşılarına ve siper aldı. Bu sırada tugay komutanımız ağır adımlarla yüzbaşının bulunduÄŸu noktaya doÄŸru yürüdü. Elini havaya kaldırdı ve üstüne basa basa, 'BaÅŸkomutanımız Mustafa Kemal PaÅŸa, bu korkak hainlerin canını bağışlıyor. Derhal götürün bunları, bu temiz ve ÅŸerefli meydandan...' dedi.*''
Asker yalnız bırakmamış
EskiÅŸehirli Gazi Yakup Satar'ın durumu maÅŸallah iyi. Ama biraz daha zayıflamış. Hürriyette çıkan yazının ardından kentin ileri gelen askerî yetkilileri Gazi Satar'ı peÅŸ peÅŸe ziyaret etmiÅŸler. Çok ama çok gazeteci gelip gitmiÅŸ. Ankara'daki törenlere davet etmiÅŸler ve "Gerekirse seni sırtımızda bile götürürüz" demiÅŸler ama Gazi Yakup, "Beri balkona çıksam bile hastalanıyorum. Åžimdi, sessizlik içinde, ömrümü ailemin yanında tamamlamak istiyorum' diyerek bu teklifi reddetmiÅŸ. Yakup Satar, kızının yanında yaÅŸamını sürdürüyor.



.