





![]() | Bugün | 100 |
![]() | Dün | 297 |
![]() | Bu Hafta | 748 |
![]() | Gecen Hafta | 1975 |
![]() | Bu Ay | 2139 |
![]() | Gecen Ay | 4882 |
![]() | Toplam | 306179 |
| 14607 Toplam | |
| 0 Bugun | |
| 0 Bu Hafta | |
| 1 Bu Ay | |
| 7 Bu Yil |
Türklerin hiçbir baskı veya zorla karşılaÅŸmaksızın İslâm'ı kabul etmeleri, üç ana sebebe dayanmaktadır. Birincisi, Türklerin inanç ve yaÅŸayışlarının İslâm'a çok yakın olmasıdır. Tek bir yaratıcıya iman, âhirete ve ruhun ölmezliÄŸine inanma ve yaratıcıya kurban sunma gibi temel inanışlar İslâm'da da vardı. Zinâ, hırsızlık, gasp, adam öldürme, yalancılık ve koÄŸuculuk gibi kötü huylar, İslâm dininde de ÅŸiddetle men ediliyordu. Nihayet, İslâmiyet'teki cihad emri, Türkün alplik ve fetih görüÅŸüne uygun düÅŸüyordu. Bu gibi sebeplerle öncelikle Mâverâünnehir (Türkistan) bölgesinde yaÅŸayan Göktürkler arasında İslâmiyet yayılmaya baÅŸladı. Türklerin İslâmiyet'i kabullerinin ikinci safhası da bu sırada gerçekleÅŸmeye baÅŸladı. Daha kuzeyde ve batıda yer alan Müslüman olmayan Türkler, özellikle Türkistan'la ticarî faaliyetleri sırasında, kendi dillerini konuÅŸan ırkdaÅŸlarının dinine, daha çabuk ve kolaylıkla girdiler.
Türkistan Türkleri arasında İslâmiyet'in bu ilk yayılışıyla, diÄŸer Türklerin baÅŸka yabancı dinlere giriÅŸi, hemen hemen aynı devreye rastlar.
DoÄŸuda Uygurlar Mani, kuzeyde Hazarlar Mûsevî ve batıda Tuna Bulgarları Hıristiyanlık dînine girerlerken Mâverâünnehir'deki Türkler arasında da İslâm, 8. asrın başından itibaren yayılmaya baÅŸladı. Bu durumun diÄŸer Türk ülkelerini de tesir ve cazibesi altına almaya baÅŸlaması, Abbâsîler döneminde oldu. Abbâsî halifelerinin, Türklere fevkalâde yakınlık göstermeleri, bu faaliyetin daha da hızlanmasına sebep oldu. Halife El-Mansur (754-775) zamanından itibaren Türkler, Arap ordularına asker olarak girmeye baÅŸladı. El-Me'mun döneminde (813-833) Türklerden özel muhafız birlikleri oluÅŸturulmaya baÅŸlandı. Nihayet, Halife Mu'tasım zamanında (833-842) halifelik ordusunun esasını Türkler meydana getiriyordu. Türk ordusu için Samarra ÅŸehrini inÅŸa eden halife, sarayını ve payitahtını da buraya nakletti. Müellifler artık, Türklerin Araplarla aynı millet gibi olduklarını (İslâm milleti) ve Bizanslılar gibi müÅŸrikler yanında, gayrimüslim OÄŸuzlarla bile savaÅŸtıklarını yazmaktadır. Halife El-Mütevekkil zamanında (847-861) ise Abbâsî Devletinin en önde gelen üç ÅŸahsiyeti Türk'tü. 10. asrın ilk yarısında, emîrül-ümerâlığa iki Türk kumandanı, Beckem ve Tüzün, getirilmiÅŸti. Türklerin BaÄŸdat'ta idareyi ele almaları üzerine, uzak eyaletlerde bulunan Türk valiler, müstakil birer hükümdar gibi hareket etmeye baÅŸladılar. İlk Müslüman Türk devletlerden bazıları, bu suretle kuruldu. Bunlar arasında, Mısır'daki TulunoÄŸulları Devleti (868-905), Ahmed bin Tulûn adında bir Türk kumandanı tarafından kurulmuÅŸtur. Ahmed bin Tulûn, Dokuz OÄŸuz Türklerindendi. İbn-i Tulûn, Mısır'ı birçok mîmârî eserle süslemiÅŸtir. TulûnoÄŸulları Devleti, 905'te sona ermiÅŸ ve yerine az zaman sonra TuÄŸaçoÄŸlu Mehmed'in kurduÄŸu Türk İhÅŸidîler Devleti ortaya çıkmıştır.
Ancak bu devletlerde, idareci zümrenin Türk olmasına karşılık, esas kitle yani halk tabakası, daha çok Mısırlılardan oluÅŸuyordu.
İslâmiyet'in, devlet ve halk olarak Türkler arasında kabulü, ilk defa İtil (Volga) Bulgarları arasında gerçekleÅŸti. Batıya giden Tuna Bulgarları, toplu olarak Hıristiyanlaşırken, İtil boyu ve Kazan havalisinde kalan asıl büyük Bulgarlar, özellikle Türkistan'la olan ticarî iliÅŸkileriyle tanıma fırsatı buldukları İslâm'ı severek kabul ettiler. Bulgar hanı Almış, 920'de BaÄŸdat'taki halifeye baÅŸvurarak, İslâmiyet'in öÄŸretilmesi ve kaleler inÅŸası için, kendilerine din ve ihtisas adamı gönderilmesini istedi. Halife Muktedir Billah tarafından gönderilen kalabalık bir elçi heyeti, 922 Mayısında, Bulgar ülkesine geldi. Almış Han ve maiyeti, elçilere fevkalâde bir hürmet ve kabul gösterdiler. Bu tarihten itibaren Bulgar ülkesi, Abbâsî halifelerine baÄŸlı bir Müslüman yurdu haline geldi. Ülkede Abbâsî halifesi ve Bulgar Hanı namına sikkeler basılmakta, taÅŸ camiler, saraylar, kaleler ve diÄŸer binalar yapılmaktaydı. Bulgarlar, Müslümanlığı kabul ettikten sonra, Türk-İslâm medeniyetinin kuzeybatısında en ileri bir ucu olmakla, büyük bir deÄŸer kazandılar. Bulgar ülkesine gelen Abbâsî elçilik heyeti içerisinde yer alan İbn-i Fadlan, yazdığı seyahatnamesinde, bu ülke insanlarının temiz, doÄŸru, çalışkan ve samîmî Müslüman olduklarından bahsetmekte ve Bulgar ilinde gecelerin çok kısa olması dolayısıyla Türklerin, sabah namazını kaçırmamak için, bir ay, geceleri uyumadıklarından söz etmektedir. Bu sözler, Türklerin, İslâm'ı ne derece güçlü bir inançla kabul ettiklerini göstermektedir