Yougames - Joomla Gaming Portal Template

  • Anasayfa
  • Haberler
  • Åžehit Bilgileri
  • Asker
  • Atatürk
  • Türk Tarihi
  • Åžehitlik
  • Ziyaretci Defteri
  • Arama

En Sevilenler

  • Åžehit Resimleri
  • Teröristlerin Öldürülme Görüntüleri
  • TuÄŸralar
  • YEMEN ÅžEHİT LİSTESİ
  • ÅžEHİT VE GAZİ YAKINLARINA SAÄžLANAN EĞİTİM-ÖĞRETİM HAKLARI
You are here:  
AddThis Social Bookmark Button

Üye Giriş






Kullanıcı Adı/Şifremi Unuttum?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

Ana Menü

  • Anasayfa
  • Haberler
  • Åžehit Bilgileri
  • Asker
  • Atatürk
  • Türk Tarihi
  • Åžehitlik
  • Ziyaretci Defteri
  • Arama

VİDEOLAR

  • Kendi Kliplerim
  • DiÄŸer Videolar

ŞEHİTLER BÖLÜMÜ

  • Åžehit Bilgileri
  • Åžehit Resimleri
  • Åžehit Åžiir ve Mektupları
  • Åžehit Sırlı Olayları
  • Kahramanlar
  • Çanakkale Åžehitleri
  • Åžehitlerimizin Hayat Hikayeleri
  • Åžehit ve Gazi Hakları
  • Çanakkale Åžehitleri

Atatürk

  • Hayatı
  • İlkeleri
  • Devrimleri
  • Anıtkabir
  • Kronolojisi
  • DiÄŸer Bilinmeyenler

Türk Tarihi

  • Genel Türk Tarihi
  • Hanlıklar
  • Büyük Devletler
  • Türk Devletleri
  • Atabeylikler
  • Beylikler
  • Türk Boy Ve Kavimleri
  • SavaÅŸ Ve Seferler
  • Türk Destanları
  • TÜRK Dili Ve Edebiyatı

Osmanlı Tarihi

  • PadiÅŸahlar
  • Kronoloji
  • Albüm
  • Olaylar
  • Mekanlar
  • Kesitler
  • KiÅŸiler
  • Seçtiklerimiz

Askerlik

  • Asker Resimleri
  • Bayrak Resimleri
  • Vatan ve Asker Åžiirleri
  • Kahraman Mehmetcikler

Müzik Kutusu


PopUp MP3 Player (New Window)

Ziyaretci Sayısı

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün178
mod_vvisit_counterDün297
mod_vvisit_counterBu Hafta826
mod_vvisit_counterGecen Hafta1975
mod_vvisit_counterBu Ay2217
mod_vvisit_counterGecen Ay4882
mod_vvisit_counterToplam306257

Çevrim içi: 17
Sizin IP: 38.107.179.216
,
Bugün: Şub 08, 2012
Visitors Counter

Toplam Üye

14607 Toplam
0 Bugun
0 Bu Hafta
1 Bu Ay
7 Bu Yil

Müslüman Türk Devletlerinde Kültür ve Medeniyet

Pazartesi, 24 Ağustos 2009 00:14 Türk Tarihi - Genel TÜRK Tarihi
e-Posta Yazdır PDF
Kullanıcı DeÄŸerlendirmesi: / 0
ZayıfEn iyi 
Müslüman Türk Devletlerinde Kültür ve Medeniyet
İlk Müslüman Türk devletlerinden olan Karahanlılar'da, ülkenin doÄŸusunu idare eden büyük hakana Arslan Han adı verilirdi. Onun hakimiyeti altında batı bölgelerini, BuÄŸra unvanını taşıyan diÄŸer bir han idare etmekteydi. Sonra devlet merkezinde hakanlara vekâlet eden, Erkan, Sagun gibi unvanlar alan İligler ve tekin diye anılan ÅŸehzadeler geliyordu. Ayrıca bir danışma kurulu vardı.

Hükümdarlığı halife tarafından tasdik edilen Gazneli Mahmud, sultan unvanını ilk defa kullanan hükümdar olarak bilinir. Daha sonra bu unvan, bütün Müslüman devlet baÅŸkanları tarafından kullanılmıştır. Anadolu Türkmen beyliklerinde, atabeyliklerde de sultan unvanı kullanılmıştır. İslamiyet'te devlet baÅŸkanı olan halife, peygamberin vekili olduÄŸu için, bütün Müslümanların başı durumundaydı. Türk cihan hakimiyeti düÅŸüncesi, güneÅŸin doÄŸduÄŸu yerden battığı yere kadar, dünyanın, Türk hükümdarı tarafından idare edilmesi gerektiÄŸi esasına dayanıyordu. 11. asır yazarlarından KaÅŸgarlı Mahmud ÅŸöyle demektedir: "Allah, devlet güneÅŸini Türklerin burcunda doÄŸdurmuÅŸ, göklerdeki dairelere benzeyen devletleri onun saltanatı etrafında döndürmüÅŸ, Türkleri yeryüzünün hakimi yapmıştır."

OÄŸuz destanındaki ok motifi, Göktürk Kitabeleri'nde zaptı düÅŸünülen istikametlere önceden prenslerin tayin edilmesi, Türk kültüründeki cihan hakimiyeti ülküsünün iÅŸaretiydi. Selçuklular, Dandanakan Savaşı'nın hemen arkasından bir savaÅŸ meclisi toplamışlar ve burada fütuhat yönlerini ve görev alacak baÅŸbuÄŸları kararlaÅŸtırmışlardır. Malazgirt Savaşı ve Anadolu'nun fethi de, cihan hakimiyeti ülküsünün bir sonucu idi.

Türk sultanları, topluluklar arsında sosyal, kültürel dînî müsamaha bakımından herhangi bir fark kabul etmemiÅŸler, herkese eÅŸit hak ve adalet tanımışlardır. Müslüman Türk devletlerinde, çeÅŸitli boylara mensup, türlü diller konuÅŸan ve ayrı dinlere mensup olanların kültürlerine dokunulmamıştır. Bu prensip, Osmanlı Devleti devrinde de devam etmiÅŸtir. Türklerin, İslam kültürünü tam anlamıyla benimsemeleri neticesinde, İslamiyet Türkler için baÅŸlıca dayanak haline gelmiÅŸtir. Haçlı orduları, Hıristiyanlık davasıyla harekete geçerek İslam ülkelerini ağır tehdit altına aldıkları zaman ve daha sonra, asırlarca süren bu batılı zihniyet karşısında, Türkler için Müslümanlık, en büyük güç kaynağı oldu. Böylece TürklüÄŸü yükseltmek ve İslam'ı yaymak düÅŸüncesi, fetihleri Hıristiyan dünyasına dönük Osmanlı Devletinde, en yüksek seviyeye ulaÅŸmıştır.

Müslüman Türk devletlerinde, kendilerine bir bölgenin idaresi verilen hanedan üyeleri, melik diye anılırdı. Bunlar yarı müstakil bir ÅŸekilde hareket ederlerdi. Bulundukları bölgede, asıl devlet merkezindekine benzer bir dîvan kuruluÅŸuna da sahiptiler. Ayrıca vezir ve askerî kuvvetleri vardı. Halife, sultan ve kendi adlarına hutbe okuturlar, baÄŸlı olarak para bastırırlardı. Bu melikler, merkezdeki sultan tarafından temsil edilen yüksek iktidarı tanırlardı. Siyasî temasları veya giriÅŸtikleri savaÅŸları, asıl devletin ana siyaseti çerçevesinde yürütürlerdi. Ancak melik olmak, ülkenin bir parçasını ÅŸahsî mülk haline getirmek ve onu kendi keyfine göre idare etmek deÄŸildi.

Hükümdarın vefatı veya ÅŸiddetli bir dış istilâ gibi hâdiseler sonucu, merkezde iktidar boÅŸluÄŸu olunca, devlet bütünlüÄŸü bozulmaya yüz tutar, iktidara sahip olmak için ÅŸehzadeler birbiriyle mücadeleye giriÅŸirdi. Bu durum, Selçuklu Devletinin daha uzun ömürlü olmasını önlemiÅŸtir. Ancak Osmanlılar, bunu göz önüne alarak hakimiyetin bölünmemesini prensibini gerçekleÅŸtirip, devleti altı asırdan fazla ayakta tutabilmiÅŸlerdir. Aynı husus Göktürkler'de, İlteriÅŸ KaÄŸan ile kardeÅŸi Kapagan KaÄŸan'ın çocukları arasında da görülmüÅŸtür.

Büyük Selçuklu Devleti zamanında, Türk medeniyeti çok yüksek bir seviyeye ulaÅŸmıştır. Selçuklu sultanları, devleti adaletle idare etmeye büyük önem verirler ve devletin devamını bunda görürlerdi. Sultanlar, haftanın belirli günlerinde, devlet ileri gelenleri kabul ederlerdi. Halkın ÅŸikâyetlerini dinler, devlete karşı iÅŸlenen suçlara bakan yüksek mahkemeye baÅŸkanlık yaparlardı. Saray teÅŸkilatı, doÄŸrudan sultanın ÅŸahsına baÄŸlıydı ve görevlilerin hepsi onun en güvenilir adamları arasından seçilirdi.

Türkler devlet kurdukları zaman, OrtadoÄŸu'daki kültür çevresinin en önemli unsuru din idi. İslam'ın emirlerinden biri de bu dini yaymaktı. Aslında cihad inancı, Türklerin fetih düÅŸüncelerine de uygun düÅŸüyordu. Bu bakımdan bu yolda mücadeleye giriÅŸen Karahanlılar, Mâverâünnehir'deki eski kültür merkezleri Buhara ve Semerkand'da yaptıkları gibi, daha doÄŸuda Balasagun ve KaÅŸgar'da İslamiyet'i yaygınlaÅŸtıran müesseseler meydana getirmiÅŸlerdi. İç Asya'nın daÄŸlık bölgelerinden gelen Türklere, Müslüman olmaları için hanlık arazisinde yer verilmiÅŸti. Karahanlı idarecileri, en çok Uygurlar'ın Müslüman olmasını hedef almışlardı. Maniheist ve Budist olan bu Türk topluluÄŸunun, İslam'a kazandırılmasını istiyorlardı.

Gaznelilerde de devlet-halk birliÄŸini saÄŸlayan ilk unsur İslamdı. Gazneliler; Afganlılar ve Gurlularla çetin muharebelere giriÅŸerek, onları İslam'a kazandırmaya çalışıyorlardı. Müslümanlık, Sultan Mahmud'un oÄŸulları ve Delhi sultanları vasıtasıyla daha da yaygınlaÅŸtırılmıştı. Anadolu'nun fethinde tam bir cihad havasına girilmiÅŸti. Bizans topraklarının kurtarılması gerektiÄŸi yolundaki İslam dünyasında mevcut genel kanaat, Türk baÅŸbuÄŸlarına güçlü bir manevî destek saÄŸlamıştır. Böylece geliÅŸen Türk birliÄŸi ÅŸuuru, Haçlıların bütün gayretlerini boÅŸa çıkardı. MoÄŸol istilâsına da aynı güçle karşı konuldu.

Müslüman Türk devletleri, Rafızîlik inancına düÅŸen İranlılarla çok uÄŸraÅŸmışlardır. Türk sultanları, siyasî birlik yanında manevî birliÄŸi de kurup yaÅŸatmak gerektiÄŸine inanmışlardı. Selçuklu sultanları, Mısır Memlûk Devleti sultanları, Delhi Türk Sultanlığı, Türkmen beylikleri, Atabeylikler, Timurlular ve Akkoyunlular da aynı yolda yürüdüler. Fakat bu muazzam siyaset, MoÄŸol istilâsıyla ağır bir darbe yemiÅŸ, Orta DoÄŸu'yu iÅŸgal hareketine katılan MoÄŸol idarecileri ve kitlelerinin büyük çoÄŸunluÄŸu putperest ve kısmen de Hıristiyan oldukları için, Müslümanlara hiçbir din hürriyeti tanınmamıştır. Ayrıca MoÄŸollar, İslam dünyasında, kendi hakimiyetleri uÄŸrunda din adamlarına ve halka büyük zulüm ve iÅŸkence yapmışlardır.

Müslüman Türk devletlerinde din ve fen ilimlerinin geliÅŸmesi için çok gayret harcanmıştır. Gazne, Delhi kültür çevresinde tanınmış Türk âlimleri yetiÅŸmiÅŸ, müspet ilimler sahasında da büyük ilerlemeler kaydedilmiÅŸtir. Trigonometrinin kurucularından Birunî ve İbn-i Türk, Matematik ilminin doÄŸudaki en önemli temsilcileri oldular. ÇeÅŸitli ilim dallarında yüz ondan fazla eser yazan Birunî, Gazne sarayında yaÅŸamış ve Sultan Mahmud'un Hind seferine katılmıştı. Matematik, CoÄŸrafya, Jeoloji, jeodezi, astronomi ve trigonometri ile ilgili eserler yazan bu büyük bilgin, bilim tarihinin dâhîlerinden kabul edilmektedir.

Karahanlılar devrine ait manzum ve Türkçe bir eser olan Kutadgu Bilig, Türk devlet düÅŸüncesi, kanun anlayışı, hakimiyet telâkkisi ve siyasî görüÅŸleri bakımından ÅŸaheserdir. 1060 yılında, Balasagunlu Yusuf Has Hâcib'in KaÅŸgar'da yazarak BuÄŸra Hana sunduÄŸu, Uygur ve İslâmî Türk yazısı ile nüshaları bulunan bu eser, İslâmî devrin âbidelerindendir.

Selçuklular devrinde eÄŸitim ve öÄŸretim en yüksek seviyeye ulaÅŸmıştır. Bu dönemde sultanlar, devlet adamları, hatunlar ve tabiplerin gayretleriyle yeni müesseseler kurularak, her biri tıp fakültesi mahiyetinde, Kayseri, Sivas, Konya, DivriÄŸi, Çankırı ve Kastamonu'da hastaneler ve medreseler yapılmıştır.

Müslüman Türk devletlerinde, büyük kısmı ÅŸaheser sayılacak derecede, mîmarî, kitabe, hat, tezhib, süsleme, minyatür, çini, halı, kilim gibi mükemmel sanat eserleri yapılmıştır. Asya içlerinden Akdeniz'e, OÄŸuz bozkırlarından Hindistan ortalarına ve Mısır'a kadar uzanan geniÅŸ sahada, o devrin Türk devletlerinden kalma saray, cami, mescit, imaret, han, hamam, dârüÅŸÅŸifa, medrese, hanekâh, türbe, künbet, ÅŸadırvan, çeÅŸme, sebil, kale, sur ve mezar sandukası gibi binlerce sanat eseri günümüze kadar gelmiÅŸtir. Türkler, bu çaÄŸda, sanat dünyasına önemli yenilikler getirmiÅŸlerdir. Medrese ve medrese-cami mîmârîsi, çift kubbe inÅŸaatı, silindir biçiminde bazen yivli, yüksek, ince minare tipi, demet sütun, sivri kemer, pencerelerin katlar halinde sıralanması, kubbe yapımında Türk üçgenleri, dikdörtgen veya beÅŸ köÅŸeli mihraplar bunların belli baÅŸlılarındandır. Yazı, minyatür, tezhib ve süslemede, büyük hamleler olmuÅŸtur. TaÅŸ iÅŸçiliÄŸi, kuyumculuk, kakmacılık, bakır iÅŸçiliÄŸi, zırh, kemer, kalkan, mineli cam yapımı, seramik, dokumacılık, halıcılık ve döküm sanatının en zarif örnekleri verilmiÅŸtir. Bunların taşınabilir olanları, halâ Türk ve dünya müzelerinin gözde eserleri durumundadır. Taşınamaz olanları ise, Türkün ayak bastığı her yere, açık hava müzesi görünümü verir.

Karahanlılar'da halk dili ve edebî dil Türkçe'ydi. Gazneli ve HarezmÅŸahlar saraylarında Türkçe konuÅŸulurdu. Delhi Türk Sultanlığında, idareci tabaka ve ordu mensupları da Türkçe konuÅŸuyordu. Selçuklularda da halkın ekseriyeti ile ordunun dili Türkçe idi. Bu devletlerde yazışmaların Farsça ve Arapça olması veya ilmî eserlerin bu dillerde yazılması, İslâm dünyasının ortak dili olmasından kaynaklanıyordu.

Müslüman Türk devletlerinde Türkçe'nin önemini gösteren vesikalardan biri, 11. asırda KaÅŸgarlı Mahmud tarafından, BaÄŸdat'ta yazılan Dîvanü Lügati't-Türk'tür. Müellif, bu eserini, Türk olmayanların Türkçe öÄŸrenme ihtiyacını karşılamak üzere yazdığını kaydetmektedir. Selçuklu teÅŸkilatında çok önemli yeri bulunan atabeglik müessesesi, Türklerin İslâm dünyasına getirdiÄŸi bir yenilikti. Osmanlılarda bunlara lala denmiÅŸtir.

Üç kıtanın ortasında ve iç denizler üzerinde kurulan Osmanlı Devleti, Türk milletinin en büyük eserini, Türk cihan hakimiyeti tarihinin de en yüksek siyasî teÅŸkilatını temsil eder. Osmanlı Devleti, siyasî istikrarı, sosyal adaleti ve bünyesinin saÄŸlamlığı, kavimler ve dinler arasında kurduÄŸu âhengi, çok yüksek ve ince idare sistemi, kudretli ordusu, yüksek askerî tekniÄŸi, geniÅŸ hukukî faaliyetleri ve nihayet edebiyat, sanat ve mîmarîde ortaya koyduÄŸu ihtiÅŸamlı eserleriyle de, tarihte müstesna yerini almıştır. Osmanlı devri, bu azameti, hiçbir devlete nasip olmayan, zengin yerli ve yabancı tarih kaynakları, muazzam arÅŸivleriyle çok geniÅŸ bir ÅŸekilde tetkik imkânlarını bahÅŸetmektedir.

Osmanlı Devletinin bütün ülkeye yayılmış eÄŸitim ve öÄŸretim kurumları olduÄŸu gibi, gayrimüslim ve yabancıların da okulları vardı. Özellikle II. Abdülhamid Han zamanında, ülkenin her köÅŸesine aynı ÅŸekilde ve deÄŸerde liseler yapıldı. Bunların bazısı halâ, açılış günlerinin tarihini taşıyan saÄŸlam, eÄŸitim ve öÄŸretim düzeyi yüksek olan, Türkiye'nin en meÅŸhur liseleridir. Osmanlı eÄŸitim ve öÄŸretim sisteminde öÄŸrenci-öÄŸretmen ve veli münasebetleri mükemmel olup, hocaya saygı gösterilirdi. O da öÄŸrencisine ÅŸefkatle muâmele ederdi. Okullarda, bazı kaynaklarda ileri sürüldüÄŸü gibi falaka ve dayak yoktu.

Osmanlılarda bütün dinî, fennî, sosyal ilimler ve teknik bilgiler, kuruluÅŸundan sonuna kadar her seviyede öÄŸretilip uygulanarak yayıldı. Devletin kuruluÅŸunda, kurucuların etrafında, Türkiye Selçukluları devrinde yetiÅŸen âlimler vardı. Osmanlılar devrinde yapılan mektep ve medreselerden, yazılan kitap ve diÄŸer eserlerin bazılarından, imkânlar ölçüsünde halen faydalanılmaktadır. Eserlerin çokluÄŸu ve tasnif edilememesi, eldekilerin toplanamaması, bir kısmının çalınarak Avrupa'ya ve diÄŸer ülkelere kaçırılması, bir kısmının Türkiye toprakları dışında kalması, kültür eserlerimizin Osmanlılar devrinde, akıllara durgunluk verecek düzeyde olduÄŸunu göstermektedir. Ne yazık ki Osmanlı Türkçesi de bu eserlere paralellik göstermekte ve kelime hazinesi halâ bilinmemektedir.

Müslüman Türklerde Toplum Hayatı: Müslüman Türklerde sınıfsız bir toplum hayatı vardı. Köle vardı, fakat Osmanlı ülkesinden alınmazdı. Kölelik devamlı deÄŸildi. Âzad edilip hürriyete kavuÅŸarak devlet kademesinde görev alabilirdi. Köylü hür olup, serflik (topraÄŸa baÄŸlı kölelik) yoktu. Bütün dünya Müslümanlarını ilgilendiren halifelik makamı da 1516 yılından itibaren, Osmanlı padiÅŸahları eliyle Türklere geçti. Osmanlılar devrinde Türklere ve gayrimüslimlere verilen, kendi din ve dillerinde mabed ve okul açıp, ibadetlerini yapabilme hürriyet ve hoÅŸgörüsü, günümüzün hiçbir liberal, kapitalist, komünist ve dikta rejiminin imkân tanımadığı ölçüde serbestti.

Müslüman Türklerde İslam ahlâkı hakimdi. Umumî kaideler dahil, herkes, İslam ahlâkına ve örfe uymak zorundaydı. Vatanseverlik, vakar, büyüÄŸe hürmet, küçüÄŸe ÅŸefkat, vefa ve sadakat, hayırseverlik, cömertlik, merhamet ve hoÅŸgörü, namus, temizlik, hayvan ve bitki sevgisi, his, kıymet ve idealleri baÅŸlığı altında toplanabilen ahlâk ölçülerine titizlikle riayet edilirdi. Güzel ahlâk ve bu deÄŸer ölçüleri sayesinde, Türk toprakları emniyet ve huzur içindeydi ve kardeÅŸlik havası hakimdi. II. Abdülhamid Han zamanında Osmanlı ülkesinde bulunan Edmondo da Amicis, Constantinopoli adlı eserinde:

"PaÅŸasından sokak satıcısına kadar istisnasız her Türk'te vakar, ağırbaÅŸlılık ve asillik ihtiÅŸamı vardır. Hepsi, derece farkları olmasına raÄŸmen, aynı terbiyeyle yetiÅŸmiÅŸlerdir. Kıyafetleri farklı olmasa, İstanbul'da bir baÅŸka tabakanın olduÄŸu belli deÄŸildir... İstanbul'un Türk halkı, Avrupa'nın en nazik ve kibar cemaatidir. En ıssız sokaklarda bile, bir yabancı için küçük bir hakarete uÄŸrama tehlikesi yoktur. Namaz kılınırken bile bir Hıristiyan camiye girip, Müslüman ibadetini seyredebilir. Size bakmazlar bile, küstahça bir bakış deÄŸil, sizinle ilgilenen mütecessis bir nazar dahî göremezsiniz. Kahkaha ve kadın sesi duyamazsınız. FuhuÅŸla ilgili en küçük bir olaya ÅŸahit olmak imkân dışıdır. Sokaklarda bir yerde birikmek, yolu tıkamak, yüksek sesle konuÅŸmak, çarşıda bir dükkânı lüzumundan fazla iÅŸgal etmek, ayıp sayılır..." demektedir.

Rum isyanının baÅŸ planlayıcısı Patrik Gregoryus, Rus Çarı Aleksandr'a yazdığı mektupta, Müslüman Türk'ün ahlâk ve seviyesini çok güzel ifade etmektedir. Bu ibret verici mektup ÅŸöyledir: "Türkleri maddeten ezmek ve yıkmak mümkün deÄŸildir. Çünkü Türkler, çok sabırlı ve mukavemetli insanlardır. Gayet maÄŸrurdurlar ve izzet-i iman sahibidirler. Bu hasletleri, dinlerine baÄŸlılıklarından, kadere rıza göstermelerinden, an'anelerinin kuvvetinden, padiÅŸahlarına, devlet adamlarına, kumandanlarına, büyüklerine olan itaat duygularından gelmektedir. Türkler, zekîdirler ve kendilerini müsbet yolda sevk ve idare edecek reislere sahip oldukları sürece de çalışkandırlar. Gayet kanaatkârdırlar. Onların bütün meziyetleri, hattâ kahramanlık ve ÅŸecaat duyguları da an'anelerine baÄŸlılıklarından, ahlâklarının düzgünlüÄŸünden gelmektedir. Türklerde evvelâ itaat duygusunu kırmak ve manevî baÄŸlarını parçalamak, dinî saÄŸlamlığı zayıflatmak gerekir. Bunun en kısa yolu, millî gelenekleriyle maneviyatlarına uymayan yabancı fikirlere ve hareketlere alıştırmaktır. Maneviyatları sarsıldığı gün, Türklerin, kendilerinden ÅŸeklen çok kudretli, kalabalık ve zahiren hakim kuvvetler önünde zafere götüren asıl kudretleri sarsılacak ve onları maddî vasıtaların üstünlüÄŸüyle yıkmak kolay olacaktır. Bu sebeple, Osmanlı Devletini tasfiye için, yalnız harp meydanlarındaki zaferler kâfi deÄŸildir. Hattâ sadece bu yolda yürümek, Türklerin haysiyet ve vakarını tahrik edeceÄŸinden, hakikatlerine nüfuz etmelerine sebep olabilir. Yapılacak ÅŸey, hissettirmeden, bünyelerindeki tahribi tamamlamaktır."

Türkler, Müslüman olduktan sonra her gittikleri yere adalet, fazilet ve medeniyet götürmüÅŸlerdir. Bugün, medenî olduklarını söyleyen Avrupa ülkeleri, medeniyeti Müslüman Türklerden öÄŸrenmiÅŸlerdir.

Türk milletini ve devletlerini asırlarca ayakta tutan, yaÅŸatan büyük ve baÅŸlıca kuvvet inanç, adalet, iyilik, doÄŸruluk ve fedakârlıktır.

Türkler ve Spor: Büyük ve mükemmel devletler kuran Türkler, millî tarihlerini askerî zaferlerle süslemiÅŸlerdir. Barış zamanlarında da çok iyi sporcu olmaları, baÅŸarı sırlarından biridir. Bedenî kabiliyetlerinin üstün ÅŸekilde geliÅŸmesi, her cins harp silahlarını kullanmadaki maharetleri sayesinde, çoÄŸu zaman bire iki, bire üç nispetindeki kalabalık düÅŸmanlarına karşı parlak meydan savaÅŸları kazanmışlardır.

Türklerin meÅŸgul olduÄŸu sporlar, daima savaÅŸla ilgilidir. Ata binmek, cirit oynamak, güreÅŸ, okçuluk, kılıç, gürz ve matrak talimi, hışt atmak, koÅŸu, tokmak oyunu, av gibi sporlar bunların baÅŸlıcalarıdır. Ata binmek, çok eski çaÄŸlardan beri, Türkler için yürümek kadar doÄŸal bir ÅŸeydi. Türkler, adeta at sırtında doÄŸar ve at sırtında ölürlerdi. Orta ve Ön Asya'da yetiÅŸen cüsse itibariyle biraz küçük, ancak yorgunluÄŸa, sıcak ve soÄŸuÄŸa, her türlü eziyete, sıkıntıya fevkalade dayanıklı, çok süratli ve eÄŸitilme yeteneÄŸi yüksek Türk atları, sahiplerini Çin Seddi'nden Orta Avrupa'ya kadar ÅŸerefle taşımışlardır. Nitekim bütün Türk devletlerinde sefer gücünün esasını süvari teÅŸkil etmiÅŸ ve bunlar savaÅŸların kazanılmasında büyük rol oynamışlardır. Osmanlı Devletinde de, gerek Kapıkulu süvarisinin ve gerekse Timarlı Sipahinin önemi çok büyük olduÄŸu gibi, vezir ve beylerbeylerinin kapı halkı hemen hemen tamamen atlıydı.

Ata ve biniciliÄŸe çok önem veren Türkler, eskiden beri at yarışları ve at üzerinde silah kullanma müsabakaları tertip ederlerdi. Cirit, bunların en önemlisiydi. Cirit, bir kol boyunda, ucunda temren denilen, demirden delici kısmı olan bir silah olup, kurutulmuÅŸ kayın veya ÅŸimÅŸir aÄŸacından yapılırdı. SavaÅŸta süvari hücum ettiÄŸi vakit, ciridi düÅŸmana fırlatırdı. Ciridi, uzun mesafeye atmakta Türkler pek hünerli olup, görenler hayrette kalırdı.

GüreÅŸse, Türklerin çok eski millî sporuydu. GöÄŸüs göÄŸüse yapılan savaÅŸlarda, güreÅŸ bilenin daima üstün çıkacağı kuÅŸkusuz olduÄŸu için, bu spor dalı Türkler arasında çok raÄŸbet görmüÅŸ ve geliÅŸmiÅŸtir. Türklerin asıl millî güreÅŸi, yaÄŸsız karakucak güreÅŸi idi. Sonraları, Rumeli'ye mahsus olan yaÄŸlı güreÅŸlere de yer verilmiÅŸtir.

Okçuluk, Türklerin ünlü sporlarındandır. Çok eski zamanlardan beri harp sahasında kendileriyle karşılaÅŸanlar, Türklerin ok atmadaki ustalıklarından, hayranlıkla söz etmiÅŸlerdir. Türkler, kısa fakat çok kuvvetli yaylar kullanırlardı. Oku gerek piyade ve gerekse süvari olarak kullanmakta emsalleri yoktu. Süratle giden bir atın üzerinden, hedefe isabetli ok atarlardı. Okmeydanı'nda kurulan meÅŸhur kemankeÅŸler ocağı, 15 ve 16. asırlarda emsalsiz üstadlar yetiÅŸtirmiÅŸtir. Bu arada lodos, poyraz, gündoÄŸusu, batı, kıble, karayel, yıldız gibi yönlerde esen rüzgârlara atılan kamış ve tahta oklarla kurulan menziller, yani kırılan rekorlar, eriÅŸilemeyecek kadar yüksektir.

Türkler, kılıç kullanmakta da ustaydılar. Bu, ÅŸimÅŸirbazlık denilen bir sporun, yani bugünkü eskrim sporunun doÄŸmasına sebep olmuÅŸtur. Türk kılıçları, baÅŸlıca yataÄŸan ve pala olmak üzere iki kısımdı. YataÄŸan, yeniçeri silahlarından olup, meÅŸhur kıvrık Türk kılıcıydı. Pala ise daha ziyade bahriye askeri ve süvariler tarafından kullanılırdı. Pala, düz, geniÅŸliÄŸi ucuna doÄŸru biraz artan ve bu yüzden hafifçe öne kıvrık gibi görünen bir silahtı. Türklerin gürzleri de ünlüydü. Bunlar yekpare saplı veya zincir saplı olurdu. Spor için ise somak veya mermer gürz kullanılırdı. Talim gürzleri, ikiyüz okka (256.5 kg) kadar olurdu. Bununla müsabakalardan önce çok idman yapılırdı. Gürz, saÄŸ ve sol elde, deÄŸiÅŸik yönlerde, belli kaidelerle çevrilip sallanarak, kaldırılıp indirilerek kullanılırdı.

Türklerin en dikkat çeken sporu, muhakkak ki tokmaktır. Bu oyun, bugünkü futbolun babası olup, Orta Asya'da çok makbul bir spordu. MeÅŸhur Ali KuÅŸçu'nun kısaltarak Türkçe'ye çevirdiÄŸi Tarih-i Hata ve Hoten adlı, aslı o taraflara giden İranlı bir tüccar tarafından yazılmış eserde; Türklerin öküz ödünü ÅŸiÅŸirip, ayak topu oynadıkları, yahut ata binerek, deÄŸnekle bu topa vurmak suretiyle müsabakalar düzenledikleri nakledilmektedir. Tokmak, aslında, tabanı kösele olmayıp, üstü gibi deriden yapılmış kısa konçlu bir çeÅŸit çizmenin adıdır. Öküz ödünden yapılmış top oynanırken, ayaÄŸa bu giyildiÄŸi için adına tokmak oyunu denilmiÅŸtir.

Bütün bu sporlarda muvaffak olmanın en büyük ödülü, kazanılan nam ve ÅŸandı. Bu sporlar, Türk milletini ve özellikle askerî kuvvetleri, güçlü, çevik, mahir, meÅŸakkate dayanıklı, iyi silahÅŸor, soÄŸukkanlı, mükemmel savaÅŸçılar haline getirmiÅŸ, onlar da kendilerini her zaman zaferden zafere götüren bu hassalarını muhafaza için, sulh zamanlarında da talim ve sporu terk etmemiÅŸlerdi. İdmanlarını her zaman seve seve yapan Türkler, bu sayede iyi bir spor terbiyesine ve bunun temin ettiÄŸi maddî ve manevî faydalara sahip olmuÅŸlardır.

AddThis Social Bookmark Button
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Gönder (Ctrl+Enter)
İptal
JComments
Copyright © 2009 Sehit tema.Yeni tasarim tema; |  Web Tasarim Tema Yapimci ByVATAN
RSS|Byvatan Radyo|Sitemizi Oner;| Yukari Cik