Yougames - Joomla Gaming Portal Template

  • Anasayfa
  • Haberler
  • Åžehit Bilgileri
  • Asker
  • Atatürk
  • Türk Tarihi
  • Åžehitlik
  • Ziyaretci Defteri
  • Arama

En Sevilenler

  • Åžehit Resimleri
  • Teröristlerin Öldürülme Görüntüleri
  • TuÄŸralar
  • YEMEN ÅžEHİT LİSTESİ
  • ÅžEHİT VE GAZİ YAKINLARINA SAÄžLANAN EĞİTİM-ÖĞRETİM HAKLARI
You are here:  
AddThis Social Bookmark Button

Üye Giriş






Kullanıcı Adı/Şifremi Unuttum?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

Ana Menü

  • Anasayfa
  • Haberler
  • Åžehit Bilgileri
  • Asker
  • Atatürk
  • Türk Tarihi
  • Åžehitlik
  • Ziyaretci Defteri
  • Arama

VİDEOLAR

  • Kendi Kliplerim
  • DiÄŸer Videolar

ŞEHİTLER BÖLÜMÜ

  • Åžehit Bilgileri
  • Åžehit Resimleri
  • Åžehit Åžiir ve Mektupları
  • Åžehit Sırlı Olayları
  • Kahramanlar
  • Çanakkale Åžehitleri
  • Åžehitlerimizin Hayat Hikayeleri
  • Åžehit ve Gazi Hakları
  • Çanakkale Åžehitleri

Atatürk

  • Hayatı
  • İlkeleri
  • Devrimleri
  • Anıtkabir
  • Kronolojisi
  • DiÄŸer Bilinmeyenler

Türk Tarihi

  • Genel Türk Tarihi
  • Hanlıklar
  • Büyük Devletler
  • Türk Devletleri
  • Atabeylikler
  • Beylikler
  • Türk Boy Ve Kavimleri
  • SavaÅŸ Ve Seferler
  • Türk Destanları
  • TÜRK Dili Ve Edebiyatı

Osmanlı Tarihi

  • PadiÅŸahlar
  • Kronoloji
  • Albüm
  • Olaylar
  • Mekanlar
  • Kesitler
  • KiÅŸiler
  • Seçtiklerimiz

Askerlik

  • Asker Resimleri
  • Bayrak Resimleri
  • Vatan ve Asker Åžiirleri
  • Kahraman Mehmetcikler

Müzik Kutusu


PopUp MP3 Player (New Window)

Ziyaretci Sayısı

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün192
mod_vvisit_counterDün335
mod_vvisit_counterBu Hafta192
mod_vvisit_counterGecen Hafta1975
mod_vvisit_counterBu Ay1583
mod_vvisit_counterGecen Ay4882
mod_vvisit_counterToplam305623

Çevrim içi: 11
Sizin IP: 38.107.179.220
,
Bugün: Şub 06, 2012
Visitors Counter

Toplam Üye

14607 Toplam
0 Bugun
0 Bu Hafta
1 Bu Ay
7 Bu Yil

Harp Okulu Yılları

Pazar, 30 Ağustos 2009 06:06 Atatürk - ATATÜRK'ÜN HAYATI
e-Posta Yazdır PDF
Kullanıcı DeÄŸerlendirmesi: / 0
ZayıfEn iyi 
ASKERİ HAYATI

Åžam'da 5. Ordu'nun emrinde kaldığı üç yıl içinde Suriye'nin hemen her yerini görevle dolaÅŸmış, memleket idaresindeki aksaklıkları, ordunun eÄŸitim ve öÄŸretimindeki eksiklikleri daha da yakından görmüÅŸtü. Mustafa Kemal, burada 1906 yılı Ekim ayı içinde güvendiÄŸi bazı arkadaÅŸlarıyla gizli olarak "Vatan ve Hürriyet Cemiyeti"ni kurdu. Bu arkadaÅŸlarıyla beraber Beyrut, Yafa ve Kudüs'te de kurdukları cemiyeti geniÅŸletti. Bir ara gizli olarak Mısır ve Yunanistan yoluyla Selânik'e geçerek burada da "Vatan ve Hürriyet Cemiyeti"nin bir ÅŸubesini açtı ve tekrar Åžam'a döndü. Åžam'dan ayrılması hükûmetçe duyuldu ise de âmirleri kendisini koruduÄŸundan bir ceza yoluna gidilmedi. Bir süre daha Åžam'da kaldı. Bu sıralarda 20 Haziran 1907 tarihinde KolaÄŸası (kıdemli yüzbaşı) oldu ve Åžam'daki Ordunun Kurmay BaÅŸkanlı'ğında bir göreve getirildi.

Mustafa Kemal, 13 Ekim 1907'de merkezi Manastır'da bulunan 3. Ordu Karargâhına atandı. Bu Karargâhın Selânik'teki ÅŸubesinde çalışmak üzere Selânik'e geldi. Bu sıralarda Selânik'teki "Vatan ve Hürriyet Cemiyeti" üyelerini de içine almış olan ittihat ve Terakki Cemiyeti" faaliyet halinde idi. Mustafa Kemal de Selânik'e geliÅŸini takiben bu cemiyete dahil olarak hizmet görmeye baÅŸladı. Memleketin istibdat idaresinden kurtarılması, yapılacak yenilikler onun da temel düÅŸüncesiydi. Selânik'e geliÅŸini takiben kısa bir süre sonra 22 Haziran 1908 de Üsküp-Selânik arasındaki demiryolu müfettiÅŸliÄŸi de 3. Ordu Karargâhındaki görevine ek olarak kendisine verildi. Bu esnada Rumeli'de büyük faaliyet gösteren "İttihat ve Terakki Cemiyeti" Abdülhamit'i, 1876 Anayasasını yeniden yürürlüÄŸe koymaya ve kapatılan Meclis-i Mebusan'ı tekrar toplantıya çağırmaya zorlamaktadır. "Ittihat ve Terakki Cemiyeti nin bu giriÅŸimleri adım adım II. MeÅŸrutiyetin ilânına uzandı.

23 Temmuz 1908 tarihinde İkinci MeÅŸrutiyet ilân edildiÄŸi zaman Mustafa Kemal, KolaÄŸası rütbesiyle Selânik'te askerî görevini sürdürmekte, bir yandan da "İttihat ve Terakki Cemiyeti" içinde çalışarak İstanbul'daki siyasi geliÅŸmeleri yakından izlemektedir. O, II. MeÅŸrutiyet gibi büyük bir inkılâbı takiben yapılanları kâfi görmüyor; bu fırsattan yararlanılarak memlekette daha büyük ve daha köklü deÄŸiÅŸikliklerin gerçekleÅŸtirilmesi gereÄŸine inanıyordu. Fakat kendisinin görüÅŸleri "İttihat ve Terakki Cemiyeti ileri gelenlerinin görüÅŸ ve düÅŸüncelerine uymadı. Buna raÄŸmen fikirleriyle zamanın söz sahibi kiÅŸilerini uyarmaktan da çekinmiyordu.

II. MeÅŸrutiyet'in ilânı üzerinden henüz bir sene geçmemiÅŸti ki İstanbul'da 13 Nisan 1909'da bu harekete karşı, gerici çevrelerce desteklenen büyük bir isyan geliÅŸti. Mustafa Kemal, 31 Mart Vak'ası olarak bilinen bu isyanı bastırmak üzere Rumeli de oluÅŸturulan Hareket Ordusu'nun Kurmay BaÅŸkanlığı'na getirildi ve bu ordu ile 19 Nisan 1909 tarihinde İstanbul'a geldi. Hareket Ordusu'nun gerek yolda gerekse İstanbul'daki sevk ve idaresinde Kurmay BaÅŸkanı olarak önemli hizmetler gördü. Hareket Ordusu'nun İstânbul'a girdiÄŸi gün halka hitaben yayımlanan beyannameyi kendisi yazmıştı. Hareket Ordusu'nun duruma hakim oluÅŸundan sonra Abdülhamit tahttan indirildi, yerine Sultan ReÅŸat getirildi. Mustafa Kemal, bu gerici olayın bastırılmasından sonra İstanbul'da çok kalmayarak 16 Mayıs 1909'da tekrar Selânik'e döndü. Bu sıralarda Selânik ve çevresinde yapılan mânevralarda, tatbikatlarda düÅŸünce ve görüÅŸlerini cesaretle savunuyor; bu ise bazı üstlerinin dikkatini çekerken bazılarının da tahammülsüzlüÄŸüne sebep oluyordu. Kendisi, bir yandan da askerî eÄŸitim konuları üzerinde telif ve tercüme eserler hazırlıyordu.

O, II. MeÅŸrutiyet'i takiben Ordu'nun "İttihat ve Terakki Cemiyeti" ile sıkı alâkasının ve siyasete karışmasının tehlikelerini sezinlemeye baÅŸlamış, bu görüÅŸlerini 22 Eylül 1909'da Selânik'te toplanan "İttihat ve Terakki Bûyük Kongresi"nde açıkça dile getirmiÅŸti. Fâkat Cemiyetin önde gelenleri onun bu görüÅŸlerini paylaÅŸmadılar. Mustafa Kemal de kendisini Cemiyetten uzak tutarak doÄŸrudan doÄŸruya askeri vazifesine verdi. "İttihat ve Terakki Cemiyeti" ile anlaÅŸmazlığı ve aralarının açılması böyle baÅŸladı.

Mustafa Kemal, Selânik'teki görevini baÅŸarı ile yürütürken 1910 yılı Eylül ayında askeri manevraları izleme amacıyla Fransa'ya gönderildi. Burada Fransız Ordusunu ve komutanlarını yakından tanıdı. Selânik'e dönüÅŸünden kısa süre sonra 1911 Mart'ında Arnavutluk'ta bir isyan çıktı. Bu isyanı bastırmak üzere düzenlenen harekâtta Harbiye Nazırı Mahmut Åževket PaÅŸa'nın yanında görev aldı.

Mustafa Kemal, 15 Ocak 1911'de 3. Ordu Karargâhındaki görevinden alınarak evvelâ 5. Kolordu Karargâhında, daha sonra yine Selânik'te bulunan 38. Piyade Alayı'nda görevlendirildi. Bu atamadan amaç, kendisine kıta hizmeti gördürerek onu baÅŸarısızlığa sürüklemek; bu suretle ÅŸevk ve hevesini bir ölçüde kırmak idi. Ama O, bu görevde de büyük baÅŸarılar gösterdi; eskiden olduÄŸu gibi yine kumandanlarının, arkadaÅŸlarının sevgi ve saygısını kazandı. Selânik garnizonundaki subaylar gittikçe onun etrafında toplanıyorlardı. Bu durum 3. Ordu MüfettiÅŸliÄŸinin hoÅŸuna gitmedi. O'nu Selânik'teki vazifesinden ayırarak 27 Eylül 1911 tarihinde İstanbul'da Genelkurmay BaÅŸkanlığında bir göreve tayin ettiler. Mustafa Kemal bu atama üzerine İstanbul'a gelerek bir süre Genelkurmay BaÅŸkanlığı'nda çalıştı.

5 Ekim 1911'de İtalyanlar Trablusgarp'a hücum ederek istilâ hareketlerine baÅŸlamışlardı. Mustafa Kemal, bu bölgede görev almak üzere 15 Ekim 1911'de İstanbul'dan ayrıldı. Trablusgarp'a geliÅŸini takiben bir süre Tobruk ve Derne Bölgelerinde gönüllü mahalli kuvvetlerin başında bulundu. 12 Mart 1912 de Derne Komutanlığına getirildi. Bu sıralarda 27 Kasim 1911 tarihinde binbaşılığa terfi etti.

1912 yılı Ekim ayında Balkan Harbi baÅŸlamıştı. Mustafa Kemal, 24 Ekim 1912'de Trablusgarp'tan hareket ederek İstanbul'a geldi. 21 Kasım 1912'de Gelibolu'da bulunan Bahr-i Sefîd (Akdeniz) BoÄŸazı Kuvay-ı Mürettebesi Komutanlığı Harekât Åžubesi MüdürlüÄŸü'ne atandı. Bu atama üzerine Gelibolu'ya geldi. Olaylar süratle geliÅŸmiÅŸ, baba memleketi Selânik düÅŸmüÅŸ, Bulgar Ordusu ilerleyerek Çatalca'ya kadar gelmiÅŸti. Bu elim vaziyet kendisini çok üzdü. Bu cephede bir süre sonra Bolayır Kolordusu Kurmay BaÅŸkanlığı'na getirildi. Bu görevde iken Dimetoka ve Edirne'nin düÅŸmandan geri alınışında büyük hizmetleri gördü.

Mustafa Kemal, Balkan Harbi'nden sonra, 27 Ekim 1913 tarihinde Sofya AtaÅŸe militerliÄŸine atandı. 11 Ocak 1914 tarihinden itibaren Belgrad ve Çetine AtaÅŸe militerliklerini yürütme görevi de kendisine verildi. Sofya AtaÅŸe militerliÄŸine atandığı günlerde yakın arkadaşı Ali Fethi (Okyar) de Sofya ElçiliÄŸine atanmıştı. Mustafa Kemal Sofya AtaÅŸe militerliÄŸi esnasında 1 Mart 1914 tarihinde yarbaylığa terfi etti. 1915 yılı Ocak sonlarına kadar Sofya'da kaldı.

Bu sıralarda 1 AÄŸustos 1914'te Almanya'nın Rusya'ya harp ilanı ile I. Dünya Savaşı baÅŸlamıştı. Mustafa Kemal geliÅŸen siyasi ve askeri olayları büyük bir dikkatle izlemekte; bir taraftan da görüÅŸ ve düÅŸüncelerini Harbiye Nezaretine bildirmekte idi. Ona göre katılma zorunlu hale gelmedikçe Osmanlı Devleti bu büyük savaşın dışında kalmalıydı. Ancak olayların süratle geliÅŸmesi 29 Ekim 1914'te Osmanlı Devletini de ister istemez İttifak Devletleri yanında harbe girmek mecburiyetinde bıraktı. Mustafa Kemal, bu geliÅŸmeler üzerine BaÅŸkumandanlıktan kendisine faal bir hizmet istedi ise de uzun süre bu isteÄŸi yerine getirilmedi. Nihayet ısrarı üzerine, kendisini 20 Ocak 1915 tarihinde, TekirdaÄŸ'da teÅŸkil edilecek 19. Tümen Komutanlığına tayin ettiler. Mustafa Kemal, bu tayin üzerine Sofya'dan ayrılarak İstanbul a döndü; derhal yeni görev yerine hareket ederek Tümenini kurdu. Bu Tümen kısa süre sonra görülen lüzum üzerine 25 Åžubat 1915'te TekirdaÄŸ'dan Maydos (Eceabat)'a nakledildi. Mustafa Kemal burada, 19. Tümene ilâveten 9. Tümenin 2 Piyade Alayı ve bazı topçu birlikleri de emrine verilerek Maydos Mıntıkası Kumandanı olarak görev yaptı.

Gelibolu Yanmadasında önemli olaylar oluyordu. İngiliz donanması 18 Mart 1915 günü Çanakkale BoÄŸazı'nı geçmeye teÅŸebbüs etti ise de kıyı topçusunun baÅŸarılı savunması karşısında, muvaffak olamayarak ağır zayiat verdi. Donanması ile BoÄŸazı geçemeyen düÅŸman, bu defa Gelibolu Yarımadası'nı çıkarma ile zorlamaya karar verdi. Olaylar bu ÅŸekilde geliÅŸirken, Genelkurmay BaÅŸkanlığı da 23 Mart 1915 tarihinde Gelibolu'da 5. Ordu kurulmasına karar vermiÅŸ, Komutanlığına da Alman Generali Liman Von Sanders'i atamıştı.

Liman Von Sanders, muhtemel düÅŸman taarruzuna karşı kuvvetlerini üç gruba ayırarak planını yapmış; Mustafa Kemal'in başında bulunduÄŸu kuvvetleri ordu ihtiyatına almıştı. Mustafa Kemal bu plan gereÄŸince 18 Nisan 1915 günü Tümeniyle Bigalı'ya geçti.

DüÅŸman birlikleri 25 Nisan 1915 günü Seddülbahir ve Arıburnu bölgesinden ilk çıkarma hareketine baÅŸladı. Ancak çıkarma hareketi ilk gün karşısında Mustafa Kemal'i buldu. Mustafa Kemal, çıkarmanın baÅŸladığını görür görmez, kuvvetlerini süratle Bigalı'dan Conkbayırı'na sevketmiÅŸti. Arıburnu'ndan Conkbayırı'na ilerleyen İngiliz kuvvetleri, o gün, Mustafa Kemal'in komuta ettiÄŸi 19. Tümen kuvvetlerinin taarruzu ile geri çekilmeye mecbur edildi.

Conkbayırı taarruzunda Türk askeri görülmemiÅŸ bir inanç ve cesaretle savaşıyor, tarihin en büyük kahramanlık sahneleri sergileniyordu. Dâhi komutan, kumandanlara verdiÄŸi emre ÅŸu cümleleri de ilâve etmiÅŸti :"Ben, size taarruz emretmiyorum; ölmeyi emrediyorum! Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize baÅŸka kuvvetler ve kumandanlar geçebilir ! "

25 Nisan 1915 günü baÅŸlayan çıkarma, kuvvetlerimiz tarafından kıyıya kadar itilmesine raÄŸmen düÅŸman, 26 ve 27 Nisan 1915 günleri de çıkarma harekâtına devam etti. İlerlemek isteyen İngilizlerle yer yer ÅŸiddetli çarpışmalar oldu; ancak her taarruz Türk askerinin kahramanca savunması karşısında baÅŸarısız kaldı. Mustafa Kemal, Çanakkale Cephesindeki bu üstün baÅŸarıları üzerine 1 Haziran 1915'de Albaylığa terfi etti.

DüÅŸman, Çanakkale'de baÅŸarı saÄŸlayamamasına, ilerleme gösterememesine raÄŸmen, yeni bir çıkarma yapmada kararlıydı. DüÅŸünülen çıkarmanın gerçekleÅŸebilmesi için, her ÅŸeyden önce ilk direnç hatlarını oluÅŸturan Arıburnu ve Seddülbahir'deki Türk kuvvetlerinin yerlerinden sökülmesi gerekiyordu. İngilizler bu amaçla 6 ve 7 AÄŸustos l915 günleri, takviyeli kuvvetlerle yeni bir taarruz daha denediler; düÅŸman kuvvetleriyle, kuvvetlerimiz arasında ÅŸiddetli muharebeler oldu. Ancak, Mustafa Kemal'in aldığı önlemler sayesinde düÅŸmanın bu taarruzu da geliÅŸme imkânı bulamadı.

Arıburnu ve Seddülbahir'deki taarruz devam ederken İngilizler 6 AÄŸustos 1919 akÅŸamı Çanakkale'nin güney kıyılarına da asker çıkararak ilerlemeye baÅŸladı. Bu suretle Anafartalar Bölgesi de ansızın kritikleÅŸti. GeliÅŸen bu buhranlı durum üzerine Liman Von Sanders'in emri ile komuta deÄŸiÅŸikliÄŸi yapılarak, "Anafartalar Grubu Komutanlığı'na 8 AÄŸustos 1915 tarihinde Albay Mustafa Kemal getirildi. 9 AÄŸustos 1915 günü komutayı ele alan Mustafa Kemal, beklemeksizin aynı gün yaptığı taarruz ile ilerleyen İngiliz kuvvetlerini tekrar çıkarma yaptıkları kıyılara itti. Aynı günün akÅŸamı Conkbayırı bölgesine geçerek buradaki kuvvetleri de 10 AÄŸustos 1915 sabahı taarruza geçirdi. Böylece düÅŸmanın ilerlemesine imkân verilmemiÅŸ; aksine tutunduÄŸu mevzilerden tamamen çıkarılarak Anafartalar bölgesine tam anlamıyla hâkim olunmuÅŸtu.

Mustata Kemal, 25 Nisan 1915 taarruzunda olduÄŸu gibi 9 ve 10 AÄŸustos taarruzlarında da bizzat ateÅŸ hattında bulunmuÅŸ, ateÅŸ hattından emirler vermiÅŸ, bu davranışı yanındaki subay ve erler için ifadesi imkânsız cesaret kaynağı olmuÅŸtu. Conkbayırı'nda kalbini hedef alan bir kurÅŸun, cebindeki saate çarpıp geri döndüÄŸünden mutlak bir ölümden kurtuldu. Bu muharebeler esnasında gösterdiÄŸi kahramanlık, azim ve yüksek kumanda kudreti, kendisine memleket içinde ve dışında büyük ün saÄŸladı. Artık o, "Anafartalar Kahramanı" olarak anılıyordu. Aylarca süren çıkarma ve savaÅŸlar sonucu ilerleme kaydedemeyen İngilizler; nihayet 1915 yılı Aralık sonunda müttefikleriyle beraber Çanakkale'den çekildiler. DüÅŸmanların Çanakkale BoÄŸazı'nı geçememesi, İstanbul'un iÅŸgalini önlemiÅŸ; İngilizlerin, Marmara ve Karadeniz üzerinden müttefikleri Rusya ile baÄŸlantı kurma hayallerini söndürmüÅŸtü. Bütün bu olaylar, bir anlamda, I. Dünya Savaşı'nın akışını da etkiliyor, dünya tarihinin yönünü deÄŸiÅŸtiriyordu. Bu savaÅŸlarda İngilizler insan, araç ve gereç yönünden Türklerden ÅŸüphesiz ki çok fazla idi; ancak onların unuttukları nokta, Türk askerinin tarihsel kahramanlığı ve bu kahramanlığı yönlendiren Mustafa Kemal faktörü idi.

Mustafa Kemal, Çanakkale Muharebeleri'nin eski ÅŸiddetini kaybettiÄŸi 1915 yılının son aylarında, son bir taarruzla düÅŸmanı tutunduÄŸu kıyılardan da sökerek onu tam maÄŸlûp duruma düÅŸürmek görüÅŸünde idi. Ancak bu teklifi, Ordu Komutanı Liman Von Sanders tarafından, düÅŸmanın da kıyıdan yapacağı topçu ateÅŸinin ağır zayiat verdirebileceÄŸi endiÅŸesiyle benimsenmedi. Artık bu cephede yapacak bir ÅŸey kalmamıştı. Mustafa Kemal, 10 Aralık 1915'te "Anafartalar Grubu Komutanlığı"nı, Fevzi (Çakmak) PaÅŸa'ya bırakarak izinli olarak Çanakkale'den ayrıldı; İstanbul a döndü.

Mustafa Kemal, 27 Ocak 1916'da karargâhı Edirne'de bulunan Onaltıncı Kolordu Komutanlığı'na atandı. Kısa süre sonra bu Kolordu'nun aynı isimle Diyarbakır'da kurulması kararı üzerine yine Kolordu Komutanı olarak 11 Mart 1916'da Diyarbakır-Bitlis-MuÅŸ Cephesine tayin edildi. Mustafa Kemal, 26 Mart 1916'da Diyarbakır'a gelerek komutayı ele aldı. 1 Nisan 1916'da GeneralliÄŸe yükseltildi. Diyarbakır'a geliÅŸini takiben kısa bir hazırlıktan sonra 3 AÄŸustos 1916 sabahı emrindeki kuvvetleri Bitlis ve MuÅŸ yönünde taarruza geçirdi; Ruslarla iki tümenimiz arasında taarruz ve karşı taarruz ÅŸeklinde ÅŸiddetli çarpışmalar oldu. Nihayet 8 AÄŸustos 1916 sabahı MuÅŸ, aynı günün akÅŸamı Bitlis kuvvetlerimiz tarafından düÅŸman iÅŸgalinden kurtarıldı. MuÅŸ ne yazık ki 25 AÄŸustos 1916'da tekrar Rusların eline düÅŸmüÅŸtü. Mustafa Kemal PaÅŸa, 2. Ordu Komutanlığı sırasında, 14 Mayıs 1917'de MuÅŸ'u ikinci defa Rus iÅŸgalinden kurtardı.

Mustafa Kemal PaÅŸa, Aralık 1916'da Ahmet İzzet PaÅŸa'nın izinli olarak bir süre İstanbul'a gitmesi üzerine vekâleten 2. Ordu Kumandanlığına tayin edildi. Karargâhı Diyarbakır'da olan bu ordunun Kurmay BaÅŸkanı Albay İsmet (İnönü) Bey'di. Büyük Kumandanın, İnönü ile yakından tanışması, emir-komuta zinciri içinde çalışması bu tarihlere rastladı.

Mustafa Kemal PaÅŸa,14 Åžubat 1917'de Hicaz Kuvve-i Seferiyesi Komutanlığı'na atanması üzerine Åžam'a giderek Sina Cephesini teftiÅŸ etti ise de 5 Mart 1917 tarihinde Diyarbakır'da 2. Ordu'ya vekâleten komutan atandı. Tekrar Diyarbakır'a dönen Mustafa Kemal PaÅŸa, 16 Mart 1917'de asaleten 2. Ordu Komutanlığına getirildi. Fakat bu görevde de çok kalmayarak 5 Temmuz 1917 tarihinde Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığı'na baÄŸlı olarak Halep'te kurulması kararlaÅŸtırılan 7. Ordu'nun başına getirildi. Bu cephenin umumî idaresi Falkenhein adlı bir Alman generaline verilmiÅŸti. Mustafa Kemal PaÅŸa, 15 AÄŸustos 1917 günü Halep'e gelerek göreve baÅŸladı. Fakat bir süre sonra General Falkenhein ile aralarında askeri görüÅŸler ve uygulanacak harekat bakımından anlaÅŸmazlık çıktı; bu anlaÅŸmazlık sonucu Mustafa Kemal PaÅŸa, 1917 Ekim baÅŸlarında istifa mecburiyetinde kaldı. Kendisine tekrar Diyarbakır'daki eski görevi teklif edildi ise de kabul etmeyerek İstanbul'a geldi. 7 Kasım 1917'de Genel Karargâh'ta görevlendirildi. Ancak kısa süre sonra Veliaht Vahdettin Efendi'nin maiyetinde Alman Umumî Karargâhını ve Alman Cephelerini ziyaret etmek üzere Almanya seyahatine iÅŸtirak etti. 15 Aralık 1917 - 4 Ocak 1918 arasını kapsayan bu seyahat esnasında Mustafa Kemal, Alman askeri çevrelerinde incelemeler yaparak, Alman İmparatoru II. Wilhelm ve devrin tanınmış komutanlarıyla görüÅŸtü. Onlara -hoÅŸlanmasalar da- I. Dünya Harbi'nin muhtemel sonuçları hakkındaki görüÅŸlerini açıkça ve belirgin ÅŸekilde anlatıyordu.

Mustafa Kemal PaÅŸa, 20 gün süren Almanya seyahatinden İstanbul'a döndükten bir süre sonra böbrek rahatsızlığı nedeniyle Viyana ve Karlsbad'a giderek tedavi gördü. 13 Mayıs 1918 - 4 AÄŸustos 1918 arasını kapsayan bu seyahat dönüÅŸü General Falkenhein'in yerine Yıldırım Ordular Grubu Komutanlığı'na getirilmiÅŸ olan General Liman von Sanders'in emrindeki 7. Ordu'ya AÄŸustos 1918'de tekrar komutan oldu ve 15 AÄŸustos 1918 günü Halep'e geldi. Mustafa Kemal, bu cephede İngilizlere karşı baÅŸarılı müdafaa savaÅŸları yaptı. Takviyeli İngiliz kuvvetleri karşısında, O'nun maharet ve dirayeti sayesinde, bu bölgedeki Türk Ordusu dağılmaktan kurtarılmış; büyük bir düzen içinde Halep'e kadar çekilme baÅŸarısını göstermiÅŸti. Fakat I. Dünya Savaşı Almanya ve müttefikleri aleyhine geliÅŸiyordu. 29 Eylül 1918 tarihinde Bulgaristan savaÅŸtan çekilmiÅŸ, 4 Ekim 1918 tarihinde de Almanya mütareke istemiÅŸti. İstanbul'da Talat PaÅŸa Kabinesi istifa etmiÅŸ, yeni Kabineyi Ahmet İzzet PaÅŸa kurmuÅŸtu. Bu geliÅŸmeler karşısında Mustafa Kemal PaÅŸa yetkili makamlara, askerî ve siyasî önerilerine devam etti ise de yine kabul ettiremedi. Nihayet 30 Ekim 1918 tarihinde de Osmanlı Devleti, itilâf devletleri ile Mondros Mütarekesi'ni imzalayarak l. Dünya Savaşı'ndan çekildi.

Mustafa Kemal PaÅŸa, Mondros Mütarekesi'nin imza edildiÄŸi günün ertesi, 31 Ekim 1918 tarihinde Yıldırım Ordular Grubu Komutanlığı'na getirildi ise de artık yapacak birÅŸey kalmamıştı. 7 Kasım 1918 tarihinde bu Grup Kumandanlığı'nın da PadiÅŸah iradesiyle kaldırılması üzerine Adana'dan hareketle 13 Kasım 1918 günü İstanbul'a geldi. Artık Türkiye, mütareke ÅŸartlarını yaşıyordu ve kendisi de Harbiye Nezareti emrine verilmiÅŸ bir Ordu Kumandanı idi.

Memleket ve milletin içinde bulunduÄŸu ÅŸartlar ağır idi. Büyük bir savaÅŸ sonunda, maÄŸlup bir devlet olarak 30 Ekim 1918'de "Mondros Mütarekesi" adı verilen ÅŸartları ağır bir anlaÅŸma imzalanmış, bu anlaÅŸma ÅŸartlarına dayanılarak memleketin birçok bölgesi galip devletlerce iÅŸgal edilmiÅŸ, ordumuz dağıtılmış, bütün silâh ve cephane galip devletlerin emrine verilmiÅŸti. Osmanlı memleketleri tamamen parçalandığı gibi, Türk'ün ana yurdu, Anadolu da galip devletler arasında taksime uÄŸruyordu. İtalyanlar Antalya'ya çıkmıştı. İskenderun, Adana, Mersin, Antep, MaraÅŸ, Urfa iÅŸgal altında idi. Kars'ta İngilizler idareyi ele almıştı. Trakya iÅŸgal altında idi. DüÅŸman donanması İstanbul sularında demirlemiÅŸti. Çanakkale ve İstanbul BoÄŸazları tutulmuÅŸtu. İstanbul ve İstanbul Hükûmeti İtilâf Devletlerinin baskı ve kontrolü altında idi. PadiÅŸah ve hükümet, düÅŸmanlara âlet olmuÅŸ, âciz ve ÅŸaÅŸkın bir vaziyette sadece kendileri için emniyet ve kurtuluÅŸ yolu aramakta idiler. Anadolu'nun her ÅŸehrinde ecnebi subaylar dolaşıyor, İtilâf Devletleri temsilcisi sıfatıyla direktifler veriyorlardı. Yunanlılar da İzmir'i iÅŸgal hazırlıklarıyla meÅŸguldu; bu yolda büyük çaba harcıyorlar, İtilâf Devletlerini iknaya çalışıyorlardı. Nihayet 15 Mayıs 1919'da bu gayelerine eriÅŸtiler.

Olayların bu ÅŸekilde geliÅŸeceÄŸini Mustafa Kemal, önceden sezinlemiÅŸti. Nitekim Mondros Mütarekesi'nden 5 gün sonra, 5 Kasım 1918'den itibaren Harbiye Nezaretinden Mondros Mütarekesi gereÄŸince ordulara terhis emirleri gelmeÄŸe baÅŸladı. Atatürk, aynı gün Adana'dan Sadrazam Ahmet İzzet PaÅŸa'ya ilk ikaz telgrafını çekti: "Ciddî olarak arzederim ki gereken tedbirleri almadıkça orduyu terhis etmeyiniz! Åžayet orduları terhis edecek ve İngilizlerin her dediÄŸine boyun eÄŸecek olursak düÅŸman ihtiraslarının önüne geçmeÄŸe imkân kalmayacaktır". Bu, Atatürk'te, her ÅŸey bitti zannedilen bir zamanda da kurtuluÅŸ ümidinin sönmediÄŸini, pek çoklarının düÅŸtüÄŸü yeis ve ümitsizliÄŸe asla kendisini kaptırmadığını gösterir.

Fakat, acıdır ki Mustafa Kemal PaÅŸa tarafından yapılan bütün bu haklı itirazlar etkisiz kalır ve ordunun terhisine sür'atle devam edilir. Çünkü genel kanaat, İtilâf Devletleri ile herhangi bir mücadeleye giremeyeceÄŸimiz, böyle bir mücadelenin aleyhimize sonuçlanacağı idi. O halde İtilâf Devletlerini gücendirmeyecek, Mondros Mütarekesi ÅŸartlarını yerine getirecektik. İstanbul Hükümetinin görüÅŸü ve davranışı bu idi.

PadiÅŸah ve hükümetini saran bu umutsuzluÄŸa raÄŸmen, milletimiz, haksız iÅŸgal ve istilâlara karşı nefsini müdafaa yolunda her çabayı gösteriyor; memleketin çeÅŸitli yörelerinde düÅŸmanla mahalli kuvvetler arasında çarpışmalar oluyordu. DiÄŸer taraftan mütecaviz dügmana karşı koymak ve kurtuluÅŸ çareleri aramak üzere Anadolu'da yer yer milli teÅŸkilâtlar oluÅŸturuluyordu. Ancak bütün bu kuruluÅŸlar, ayrı ayrı çalışmaları sebebiyle istenilen ölçüde etkili olamıyorlar, bütün memleketi kapsayan bir hareket ve birlik gösteremiyorlardı.

Mütareke Türkiye'si, aklın alamayacağı derecede karışık bir Türkiye'dir. Bölgesel direnme hareketlerine öncülük eden Müdafaa-i Hukuk, Muhafaza-i Hukuk, Redd-i İlhak gibi cemiyetlerin yanı sıra özellikle İstanbul'da güya kurtuluÅŸ çareleri arayan yüzlerce cemiyet kurulmuÅŸtu. İngiliz Muhipleri Cemiyeti, Wilson Prensipleri Cemiyeti, Türk-Fransız Muhipleri Cemiyeti, Cemiyet-i Akvam, Müzaheret Cemiyeti bunların baÅŸlıcalarıdır. KurtuluÅŸ çareleri deÄŸiÅŸikti. Bir kısmı İngilizlerin, bir kısmı Fransızların himayesini istiyordu, bir kısmı Amerikan mandasını öneriyordu. Bir kısım kimseler de Mondros Mütarekesi gereÄŸince padiÅŸah ve halife için hükümranlık hakkı tanınan küçük bir bölgede Osmanlı Devleti'ni sembolik olarak devam ettirme düÅŸüncesinde idiler. Memleketin içinde bulunduÄŸu karışıklıktan istifade çareleri arayan bazı cemiyetler de vatan toprakları üzerinde millî birliÄŸi parçalayıcı faaliyetlere giriÅŸmiÅŸlerdi.

Bu durum karşısında ciddi ve gerçek karar ne olabilirdi. Tarih kültürü çok geniÅŸ olan ve tarihten sonuç çıkarmasını çok iyi bilen Atatürk, gerçek kararı sezmekte gecikmedi. Bu vaziyet karşısında bir tek karar vardı. O da milli egemenliÄŸe dayanan, kayıtsız ÅŸartsız bağımsız yeni bir Türk Devleti kurmak idi. Atatürk'e göre önemli olan "Türk milleti'nin haysiyetli ve ÅŸerefli bir millet olarak yaÅŸamasıydı. Ne kadar zengin ve refah içinde olursa olsun, istiklâlden mahrum bir millet, medeni insanlık karşısında uÅŸak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye lâyık görülemezdi. Yabancı bir milletin himaye ve efendiliÄŸini kabul etmek, insanlık vasıflarından yoksunluÄŸu, acizlik ve miskinliÄŸi itiraftan baÅŸka birÅŸey deÄŸildi. Halbuki Türk'ün haysiyet ve gururu çok yüksek ve büyüktü. Böyle bir millet esir yaÅŸamaktansa mahvolsun daha iyiydi". Öyleyse Milli Mücadele'nin parolası "Ya istiklâl ya ölüm!" olacaktı. Artık Anadolu'ya geçerek Millî Mücadele bayrağını açmak gerekiyordu. İşte bu sıralarda, Mustafa Kemal PaÅŸa'yı İstanbul'dan uzaklaÅŸtırmak amacıyla, kendisine Dokuzuncu Ordu MüfettiÅŸliÄŸi teklif edildi. Mustafa Kemal PaÅŸa, kendisine geniÅŸ salâhiyetler tanıyan bu vazifeyi kabul etti.

16 Mayıs 1919 günü Bandırma vapuru ile İstanbul'dan hareket eden Mustafa Kemal PaÅŸa, 19 Mayıs 1919 sabahı Samsun'da Anadolu topraklarına ayak bastı. Kendisinin Anadolu'ya gönderiliÅŸ gerekçesi, "Samsun ve çevresindeki asayiÅŸsizliÄŸi yerinde görüp incelemek ve tedbir almak"tan ibaretti. Hükûmete verilen İnqiliz raporlarında, bu bölgede Türklerin, Rumlara karşı gerilla hareketine giriÅŸtikleri ve bölgenin asayiÅŸini bozdukları bildirilmekte ise de durum tam tersine idi. Bu bölgede, Pontus Rum Devleti kurma amacına yönelik geniÅŸ bir Rum faaliyeti vardı. Baskı gören Rumlar deÄŸil, Türklerdi. Rum Patrikhanesinden idare edilen Mavri Mira Cemiyeti bu bölgede kurduÄŸu çeteler vasıtasıyla Türk köylerini basıyor, katliamlar yapıyor, yerli halkı yıldırmak istiyordu. Bu giriÅŸimlere karşı vatansever Türkler de mukabil çeteler oluÅŸturmuÅŸlar; bölge Rumları ile mücadeleye baÅŸlamışlardı. Bütün bu gerçeklere raÄŸmen Mustafa Kemal PaÅŸa'ya verilen talimat gereÄŸince bölge Türklerinin direnmeleri önlenecekti. Mustafa Kemal PaÅŸa, görevi kabul için Ordu MüfettiÅŸliÄŸi sıfatı ve geniÅŸ salâhiyetler istedi. İstanbul Hükûmeti bu istekleri de kabul etti.

Saray ve İstanbul Hükümeti, Mustafa Kemal PaÅŸa'nın bu görevi yapacağını zannetmiÅŸti. Oysaki Mustafa Kemal'in düÅŸünceleri tamamen baÅŸka idi. Ama bu görev, kuÅŸkuları çekmeksizin Anadolu ya geçmek için deÄŸerlendirilmesi gereken bir fırsattı. Kendisine verilen yetkileri de, geri alınıncaya kadar milletin menfaatleri adına kullanmak vicdanî bir davranış idi. Esasen olayların akışı da kısa zamanda bunu ispatlayacaktı. Mustafa Kemal PaÅŸa İstanbul'dan ayrılmadan önce baÅŸta sadrazam olmak üzere kabine azalarının hemen hepsi ile ve en sonunda PadiÅŸahla görüÅŸmüÅŸtü. Fakat bu kiÅŸilerin hiçbirinde memleketi içinde bulunduÄŸu badireden kurtaracak bir enerji, bir ümit ışığı görmemiÅŸ, görememiÅŸti. İstanbul Hükümetinin ve PadiÅŸahın davranışlarında İtilâf Devletlerini gücendirmemek görüÅŸünün ağır ezikliÄŸini hissetti. Oysaki onların kararlarına uymak deÄŸil, karşı koymak lâzımdı. İşte Anadolu'ya bu gaye ile gidiyordu. Mustafa Kemal PaÅŸa'nın İstanbul'dan ayrılırken yakın arkadaÅŸlarına söylediÄŸi ÅŸu sözler bu bakımdan büyük önem taşımaktadır: "DüÅŸman süngüsü altında milli birlik olamaz. Ancak hür vatan topraklarında memleketin istiklâli ve milletin hürriyeti için çalışılabilir. Bu gayeyi tahakkuk ettirmek üzere Anadolu'ya gidiyorum".

Mustafa Kemal PaÅŸa, Anadolu'ya geçer geçmez planını uygulamaya baÅŸladı. 21 Mayıs 1919'da Kâzım Karabekir'e çekti. Telgrafta bu davranışını ÅŸöyle belirtiyordu: "Umumî durumumuzun aldığı vahim ÅŸekilden pek müteessirim. Millet ve memlekete borçlu olduÄŸum en son vicdani vazifeyi yakından müÅŸterek çalışma ile en iyi ÅŸekilde yerine getirmek mümkün olacağı kanaati ile bu son memuriyeti kabul ettim".

Mustafa Kemal PaÅŸa, Samsun'a çıktıktan 2 gün sonra, 21 Mayıs 1919'da Genelkurmay BaÅŸkanlığı'na Samsun ve çevresindeki asayiÅŸsizliÄŸin sebeplerini açıklayan ne İstanbul Hükûmetinin ne de İtilâf Devletleri temsilcilerinin hoÅŸlanmadığı ÅŸu telgrafı çekti: "Rumlar bu bölgede, Pontus Hükümeti teÅŸkili gibi bir safsata etrafında toplanmış ve Rum çeteleri hemen kâmilen siyasi bir ÅŸekle dönüÅŸmüÅŸtür". 22 Mayıs 1919'da Samsun'dan Sadaret'e gönderdiÄŸi raporu da ÅŸu cümle ile noktaladı: "Millet birlik olup hâkimiyet esasını, Türklük duygusunu hedef almıştır". Bu anlamlı ifadede Anadolu'da beliren Milli Mücadele azmini sezmemek mümkün deÄŸildir.

İşte bu raporlar İstanbul'a geldikten sonradır ki İtilâf Devletleri temsilcileri İstanbul Hükümetinden sordu :

- " Tanınmış bir Türk generalinin Anadolu'da ne iÅŸi vardır ? " Bunun üzerine İstanbul Hükûmeti, Anadolu'ya gönderdiÄŸi müfettiÅŸi geri çağırma giriÅŸimlerine baÅŸladı.

Artık Anadolu'da baÅŸlayan Millî Mücadele, liderini bulmuÅŸ, dağınık ve bölgesel mukavemetler bir bayrak altında toplanmaya baÅŸlamıştı. Bunun ilk örneÄŸini 22 Haziran 1919'da Mustafa Kemal imzasıyla Amasya'dan bütün memlekete duyurulan bir tamimde görüyoruz. Bu genelgede kutsal bir ses iÅŸitiliyordu: "Vatanın bütünlüÄŸü, milletin istiklâli tehlikededir. Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır". Bu cümleler Milli Mücadele'nin örgütlü olarak fiilen baÅŸladığının onun imzası ile bütün cihana ilânı idi. Bu genelge diÄŸer bir maddesiyle beliren millî tehlike karşısında izlenecek ilk yolu da belirtiyordu: "Her vilâyetten seçilecek milletin güvenini kazanmış delegelerle, Anadolu'nun en emin yeri olan Sivas'ta derhal bir millî kongre toplanacaktır".

Mustafa Kemal PaÅŸa, Amasya Tamimi adıyla ünlü bu genelgesini yaptıktan sonra Erzurum'a geçmek üzere 27 Haziran 1919'da halkın sevinç gösterileri arasında Sivas'a geldi. Åžehirde kaldığı 1 günlük süre içinde, Erzurum Kongresi'ni takiben Sivas'ta yapılacak Kongre için ilgililere gerekli direktifleri vererek Erzurum'a hareket etti. Atatürk, 3 Temmuz 1919 günü Erzurum'a geldi. Kendisi der ki "Benim Erzurum'a geliÅŸim, bütün milletin ateÅŸten bir çember içine alınmış olduÄŸu bir zamana tesadüf etti. Bütün millet bu çemberin içinden nasıl çıkılacağını düÅŸünmekte idi". O, Ilıca önlerinde Erzurumlular tarafından coÅŸkun bir ÅŸekilde karşılandığı zaman Çukurova da muhacir olarak bulunup Erzurum'a dönen ihtiyar Mevlüt AÄŸa ile aralarında geçen konuÅŸma, bu ateÅŸten çember içinden mutlaka çıkılması gerektiÄŸi fikrini Atatürk'te daha da perçinledi. İhtiyar, fakat dinç Mevlüt AÄŸa'ya Mustafa Kemal PaÅŸa sordu:

- " Çukurova gibi verimli bir memleketten niye döndün? Yoksa geçinemedin mi? "

Mevlût AÄŸa derhal cevap verdi :

- " Hayır PaÅŸam, geçimimiz çok rahattı. Son günlerde iÅŸittim ki İstanbul'daki ırzıkırıklar, bizim Erzurum'u Ermenilere vereceklermiÅŸ. Geldim ki göreyim, bu namertler kimin malını kime veriyorlar ? " Bu sözler, milletle beraber, millet için çalışmak üzere Erzurum' a gelen Mustafa Kemal PaÅŸa'yı çok duygulandırmış, gözlerini yaÅŸarmıştı. Etrafındakilere döndü ve :

- " Bu milletle neler yapılmaz " demiştir.

Atatürk, Erzurum'a geliÅŸinden 5 gün sonra, 8-9 Temmuz 1919'da "Sine-i millette bir ferd-i mücahit" olarak çalışmak üzere çok sevdiÄŸi askerlik mesleÄŸinden ve görevinden istifa etti. Artık bir millet ferdi olarak, milletten kuvvet, kudret ve ilham alarak tarihi vazifesine devam ediyordu.


AddThis Social Bookmark Button
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Gönder (Ctrl+Enter)
İptal
JComments
Copyright © 2009 Sehit tema.Yeni tasarim tema; |  Web Tasarim Tema Yapimci ByVATAN
RSS|Byvatan Radyo|Sitemizi Oner;| Yukari Cik