





![]() | Bugün | 500 |
![]() | Dün | 574 |
![]() | Bu Hafta | 2381 |
![]() | Gecen Hafta | 3729 |
![]() | Bu Ay | 12610 |
![]() | Gecen Ay | 14877 |
![]() | Toplam | 361266 |
| 14678 Toplam | |
| 1 Bugun | |
| 3 Bu Hafta | |
| 7 Bu Ay | |
| 32 Bu Yil |
Türk Subayı Kimdir
GüneydoÄŸu"nun küçük bir ilçesinde görev yapan hakim, ilçe dışındaki lojmanına yakın bir karakolda yaÅŸanan bir geceyi ÅŸöyle anlatır:
“Karakol, kaldığımız lojmanın balkonunun görüÅŸ alanındaydı. Yaklaşık bir aydır, hemen her istihbarat kaynağından, karakolun basılacağı doÄŸrultusunda haberler geliyordu. Üstelik yapılması planlanan baskının, ÅŸimdiye kadar yapılanlardan çok daha büyük olacağı söyleniyordu. Alınan duyumlar üzerine, yakın birliklerden timler getirildi, karakolun etrafına mayınlar döÅŸendi, ağır silahlarla takviyeler yapıldı ve baskın beklenmeye baÅŸlandı.
En son gelen istihbaratta ise, baskının saati ve baskına katılacak terörist sayısı bile veriliyordu. 22:10, beÅŸ yüz terörist.
Karakol o gün basılmadı. Beklenenden bir gün sonra, bildirilen saatte cehennem baÅŸladı. DehÅŸet anını balkonumuzdan izlerken, çaresizliÄŸin yakıcı acısını kemiklerimde duyumsadım. balkonumuzdan izlediÄŸim dehÅŸet dolu manzarada, daire haline gelmiÅŸ teröristlerin, dairenin ortasına, gecenin karanlığında ateÅŸleri parıldayan silahları ateÅŸlediklerini görüyordum.
Karakolun, havan ve roket mermilerinin patladığı yerde olduÄŸunu biliyorduk. Tam anlamıyla çember içine almışlardı. Lojmandan ayrılıp doÄŸruca jandarmanın binasına gittik. Karakolun merkezi, telsizle, sürekli timlerden durumlarını bildirmelerini istiyor; dış emniyette bulunan timler de bu çaÄŸrılara cevap veriyor, havan ve uçaksavar ateÅŸi istedikleri yerleri de tarif ediyorlardı..
Karakolun etrafını çepeçevre sarmış teröristlerin karakolu amansızca kurÅŸun yaÄŸmuruna tutan silahları, gecenin karanlığını yarıp geçiyordu. Karakolun, havan ve roket mermilerinin patladığı yerde olduÄŸunu biliyorduk. Karakol, tam anlamıyla çember içine alınmıştı.
Lojmandan ayrılıp, doÄŸruca jandarma binasına gittik. Karakolun merkezi, timlerden sürekli olarak telsizle durumlarını bildirmelerini istiyor; dış emniyette bulunan timler bu çaÄŸrılara yanıt veriyor, havan ve uçaksavar ateÅŸi istedikleri yerleri de tanımlıyorlardı.
Bir süre sonra telsiz konuÅŸmaları, timlerden birinin üzerine yoÄŸunlaÅŸtı. Bu timden bir türlü yanıt alınamıyordu. Defalarca çaÄŸrı yapılmış, ancak tim ile bir türlü baÄŸlantıya geçilememiÅŸti. KonuÅŸmaları izleyen askerlerin umutları azalmış ancak çaÄŸrılara devam etmekten vazgeçmemiÅŸlerdi.
Bir saat kadar sonra, telsizden bitkin bir ses duyuldu:
"Yaralılarım var, yaralıları- mı alın!"
Hepimiz ÅŸaÅŸkınlık ve acı içinde irkildik. Hemen yanıt verildi.
"Tamam Suat 3, sakin olun, az sonra birlik yola çıkıyor!"
İlk yaralı haberi, saatlerdir aranmakta olan, bu timden gelmiÅŸti. Tim komutanı konuÅŸurken, arkadan silah sesleri duyuluyordu. Herkes kendince yorumlar yapıyordu. Telsizin başındaki tim komutanlarından biri ise, bu timden çatışma esnasında ÅŸehit verildiÄŸinden neredeyse emindi.
Merkezden yapılan çaÄŸrı yinelendi:
"Suat 3, bağlantıyı kesme. Sakin olun!"
Yanıtta bir değişiklik olmadı:
"Yaralılarım var. Kan kaybediyorlar. Yaralılarımı alın!"
Ve tam bir buçuk saat boyunca, beÅŸer dakika arayla, "Suat 3" kodlu tim ile haberleÅŸme aynen bu sözlerle sürdü:
"Yaralılarımı alın!"
Yanıt, hiç deÄŸiÅŸmiyordu.
"Sakin olun, geliyoruz!"
Hepimiz, oraya yardım için gidilemeyeceÄŸini çok iyi biliyorduk. Karakola düÅŸen mermi sayısında azalma olmuyor; aksine, destek alan teröristler, baskının ÅŸiddetini git gide artırıyorlardı. Hiç kimsenin, deÄŸil karakolun dışına çıkmak, mevzi deÄŸiÅŸtirebilecek fırsatı bile olmadığı apaçıktı.
Bir süre sonra, Suat 3"ün telsizinden sert ve tok bir ses, hışımla ÅŸu sözcükleri söylüyordu:
"Hemen gelip yaralılarımı almazsanız, karakola dönüp bölüÄŸü tarayacağım!"
Hepimiz ÅŸok olmuÅŸtuk. Tabur komutanı hızla devreye girdi. Hemen hemen aynı sözcüklerle tim komutanına sakin olma çaÄŸrısı yaptı ama iÅŸe yaramadı. Tim komutanı, "Yaralılarımı alın!" dışında baÅŸka bir ÅŸey söylemiyordu.
Tabur komutanı çaresizlik içinde telsizi elinden bıraktıktan sonra geçen bir saat içerisinde tim komutanından ses çıkmadı. Birer dakika arayla yapılan yoÄŸun çaÄŸrılara ise cevap vermedi. Hepimiz tim komutanının da ÅŸehit düÅŸtüÄŸünü düÅŸünmeye baÅŸlamıştık. İçim burkuluyor, başım dönüyor, tanık olduÄŸum bu dehÅŸet anlarından nefret ediyordum.
Telsizin başına son bir ümit, tim komutanının okulundan devre arkadaşı geçti, eline mikrofonu alıp, yanıt beklemeden, telsizin kodlarını da kullanmadan, konuÅŸmaya baÅŸladı:
"Devrem, ben Hüseyin... GeçmiÅŸ olsun devrem... Biraz daha dayan olur mu? Bak destek timleri yola çıktı. Sana doÄŸru geliyorlar. Devrem, aman pes etme, olur mu?"
Telsizin mandalını bırakıp beklemeye baÅŸladı. Hepimiz, duvara asılı telsiz cihazının hoparlörüne gözlerimizi dikmiÅŸ bekliyorduk. Ve beklenen ses duyuldu:
"Devrem, bölük komutanı nerede?"
Hepimiz, derin bir "Oh!" çektik.
Telsizden, "İzinde devrem" yanıtı verildi.
"Suat 3", artık tükendiÄŸini belli eden bir sesle konuÅŸmayı sürdürdü:
"Ne olur yaralılarımı alın. Ben de yaralıyım."
O ana kadar, kendisinin de yaralı olduÄŸunu söylememiÅŸti. Hepimiz donup kalmıştık. Telsizin başındaki devre arkadaşı, onun bu sözü üzerine mikrofonu fırlattı ve odadan çıktı.
Ben kapının hemen eÅŸiÄŸinde ayakta duruyor, duyduklarım ve gördüklerimle tarihin kara bir sayfasına tanıklık ettiÄŸimi düÅŸünüyordum. Ses tekrar kesildi ve sabah oluncaya dek bir daha hiç gelmedi. Yüzlerce kez yapılan çaÄŸrılara yanıt vermedi. Artık, onun ÅŸehit olduÄŸuna ben de inanmıştım.
Gün aÄŸarırken hepimiz yorgun düÅŸmüÅŸ, telsizden yapılan "Suat 3, konuÅŸan Suat, yanıt ver!" çaÄŸrısı kulaklarımızda, bitkin bir halde bir köÅŸede yığılmışken, birden telsizin mandalına basıldığını fark ettik. Telsizden hala silah sesleri geliyordu.
Yaklaşık on, onbeÅŸ saniye sonra hayatım boyunca unutamayacağım birÅŸey oldu. Telsizden gelen ses, İstiklal Marşı"mızı söylüyordu, üstelik hatasız melodisi ile birlikte söylüyordu.
Mandala sürekli basıldığı için bütün telsizlerin konuÅŸma olanağı kalmamıştı.
Çatışma altında, yaralı bir tim komutanının söylediÄŸi kutsal marşımızı dinlerken, gözlerim dolmuÅŸtu. O ana kadar duyduÄŸum en güzel, en anlamlı İstiklal Marşı"ydı.
Birinci dörtlüÄŸü bitirdi. İkinci dörtlükte; sesi çatallaÅŸtı, sözcükler uzamaya baÅŸladı ama marşı söylemekten vazgeçmedi. Bozuk bir ses tonuyla, kendini zorlayarak söylemeye devam etti.
Marşı bitirdiÄŸinde, ben de bitmiÅŸtim. Hemen orayı terk ettim. Onun sesini bir daha hiç duymadım. Toplam yirmiiki ÅŸehidin verildiÄŸi o baskın gecesinde, vücuduna saplanmış yedi merminin acısıyla söylediÄŸi İstiklal Marşı"nı ruhuma iÅŸleten tim komutanının ölmediÄŸine ise hâlâ inanamıyorum.”•
Yorumlar
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.