Kahramanlar
Kara Fatma






![]() | Bugün | 504 |
![]() | Dün | 574 |
![]() | Bu Hafta | 2385 |
![]() | Gecen Hafta | 3729 |
![]() | Bu Ay | 12614 |
![]() | Gecen Ay | 14877 |
![]() | Toplam | 361270 |
| 14678 Toplam | |
| 1 Bugun | |
| 3 Bu Hafta | |
| 7 Bu Ay | |
| 32 Bu Yil |
Kara Fatmalar’ın ilk mübeÅŸÅŸiri
Doksanüç Harbi denilen Türk–Rus Savaşı vesilesiyle temâyüz eden ve Kara Fatma ünvanı taşıyan kadınlardan ilki, bir aÅŸîret reisinin kızı idi.
Genç yaşında etrafına kendisi gibi mücadeleci kadınları toplayarak âdetâ gönüllü bir alay teÅŸkil etmiÅŸti. Onları disiplinli bir ordu efrâdı gibi sevk ve idâre ediyordu.
“Kadınlar Dünyası” isimli gazetenin 20 Temmuz 1913 tarihli ve 100–1 numaralı sayısında bu muhterem validemiz hakkında ÅŸu bilgi verilmiÅŸtir.
“Kara Fatma, Malatya’ya baÄŸlı AladaÄŸlı’dır. Zayıf, orta boylu ve esmer, gözleri ve kaÅŸları siyahtır. Elbisesi, erkek elbiselerinin aynıdır. Entari yerine geniÅŸ bir ÅŸalvar, ceket yerine ise “sarka” tâbir olunan bir tür cepken giyerdi....
Sesi erkek sesi gibi gür ve sertti. Yüzünü örtmez fakat, saçlarını boynuna dolar; başının, yüz kısmı dışında bütün kısımlarını “Leçel” denilen beyaz bir bezle kat kat sararak örterdi. Maiyeti üzerinde son derece nüfuza mâlik olup İbo nâmındaki danışmanı dahi Kara Fatma’nın hışım ve heybetinden ürperirdi. Lakin , cengâver olduÄŸu nisbette yumuÅŸaktı ancak, ÅŸefkati lüzumundan fazla deÄŸildi. Kara Fatma, tarihen sâbit olan en mühim ve parlak zaferlerini Rusya Muhârebesi hengâmında göstermiÅŸti.
Ölümden korkmayan kahraman
Rus orduları Erzurum’u iÅŸgal ettiÄŸi esnada Kara Fatma, Aziziye Tabyası’nda mâiyetindeki üç–dört bin cengâverle birlikte savaÅŸmıştır. Bu büyük Müslüman–Türk annesi, askerin içeceÄŸini, yiyeceÄŸini hazırlar, yaralıları tedavi eder, omuzlarında yararlı askerleri hastaneye taşırdı. DüÅŸman, Aziziye Tabyası’nın her sûretle müdafaasında gösterilen metânet ve ÅŸiddetin bertaraf edilmeyeceÄŸini anlayınca hîleye müracaat ederek bir gece yarısı askerlerimizin koÄŸuÅŸu yakınına sokmuÅŸ olduÄŸu bir nefere, bir tüfek attırıp koÄŸuÅŸun lâmbasını söndürtmüÅŸ...
Askerlerimiz kendilerini düÅŸmanın bastığını zannederek rastgele, ateÅŸ etmiÅŸ ve birbirlerini sabaha kadar katlettikten sonra düÅŸman kolaylıkla tabyayı zabtetmiÅŸti. Bu korkunç hile ve sarsıntımızdan son derece müteessir olan Kara Fatma, hemen Erzurum içlerine girmiÅŸ ve topladığı erkek, kadın, genç, ihtiyar birçok vatandaşı; tüfek bulamayanları evlerden buldurduÄŸu balta, satır ve kılıçlarla silâhlandırıp Aziziye Tabyası’na yönlendirmiÅŸ; gülle, kurÅŸun yaÄŸmurları aldırmaksızın taarruz etmiÅŸtir. Yüzlercesi ÅŸehit olduÄŸu halde ölümden aslâ yüz çevirmemiÅŸ ve tabyanın hendeklerini düÅŸmanın leÅŸleriyle doldurarak Aziziye Tabyası’nın kurtarılmasına muvaffak olmuÅŸtur.”MeÅŸhur Sivastopol Destanı’nda Kara Fatma’dan ÅŸöyle bahsedilir:
Sivastopol Destanı’nda Kara Fatma
BeÅŸ altı gün sonra geldi
Kara Fatma–i gazi
Nisâlar kahramanı, ÅŸeref–razı
BeÅŸ altı yüz kiÅŸiyle geldi o an,
Kamusu hep süvâri–i namdarân.
Onların nâmı var Türkmen ilinde
Kılıç belinde, kargı yollarında.
Onlar çok kırdı düÅŸman, döktü kanın
Åžehid oldu karındaşı nisânun.
O hâtun kendi dahi yaralandı
Onuldu yarası hoş varlandı.
Ömer paÅŸa olup Åžumnûda kâim
Onlara gönderir cephâne dâim.
Kara Fatma bu harpte yüz bin kiÅŸilik düÅŸman ordusunun karşısında geceli gündüzlü harbederek Türk ordusunun en ileri hatlarına kadar giderek askere cesaret aşılamıştı. Bu harpte bir ara yaralanmış ve kardeÅŸini kaybetmiÅŸti. Kahramanlığı yabancı eserlere de geçmiÅŸtir. Allah ÅŸefaatinden mahrum eylemesin
Kara Fatmalar tükenmez
Kuva–yı Milliye’nin Kara Fatma namlı kadın kahramanlarından bir diÄŸeri, Batı Anaddolu’da Yunanlılara karşı mücadele eden ve ilk Kuva–yı Milliye hareketinin mimarı Mustafa Kemal Atatürk’ün de liyakatini kazanan Kara Fatma’dır. Memleketin kara günlerinde, bütün kadınlığı gönülden temsil eden, vatan için, istiklâl için dövüÅŸen ve adı sık sık gündeme gelen Kara Fatma, bizim endiÅŸeli günlerimizin sayılı kahramanlarından, kadınlarımızın en saygıya deÄŸerlerindendir...
Ölünceye kadar sırtında muhârebe zamanlarında giydiÄŸi elbisesinin bir benzeri ve göÄŸsünde taşıdığı “İstiklâl Madalyası” ile çok kere cadde ve sokaklarda gelip geçenlerin dikkatini çeken bu kahraman Türk anası, kendisine baÄŸlanan maaşı, bir hayır cemiyetine baÄŸlamış olduÄŸundan hayatının son yıllarını, kendi uhdesinde kalan yetim torunları ile birlikte fakr–u zarûret içinde geçirmiÅŸtir.
Hakikaten, Milli Mücadele döneminin birçok erkek kahramanı kadar ÅŸöhret yapmış ve hizmet etmiÅŸ bulanan Kara Fatma, son yıllara kadar muammer olmuÅŸ ve hakkında basında muhtelif vesilelerle pek çok neÅŸriyat yapılmıştır.
“Muharebe bana düÄŸün gelir”
Memleketi tehlikede gören bu genç kadın, ÅŸahsî arzularının verdiÄŸi bir ıstırâbı olmadan, İşgal Kuvvetleri’nin sıkıcı karanlığına dayanamıyor. “Kadın isem de, Türk deÄŸil miyim?” diyerek İstanbul’dan kâh yürüyerek, kâh ata binerek dolu dizgin, ancak gençlik ve memleket aÅŸkının verdiÄŸi cesâretle Sivas’a geliyor ve Mustafa Kemâl’in karşısına çıkarak:
“–Bütün millet, vatanın kurtarılmasını bekliyor, iÅŸte ben de kadın halimle geldim ! İş göster. Emret !” diyordu.
Samimi ve içten gelen bu sözler Mustafa Kemal’in gözünden kaçmıyor:
“–Peki ama ne iÅŸ görebilirsin? Silah kullanır mısın? Ata biner misin? Harpten ateÅŸten korkmaz mısın?”
“–Ata binerim, silah kullanırım, muharebe bana düÄŸün gelir” cevaplarını veren Kara Fatma’ya hayran kalan Mustafa Kemal, “Åžu dakikada bütün kadınlarımız senin gibi olsalardı Kara Fatma !” diyor ve bu sûretle Fatma Hanım, “Kara Fatma” lâkabını almış oluyor.
Mustafa Kemal’den aldığı emir ve tavsiyelerle İstanbul’a gelen Kara Fatma 15 kiÅŸilik vatansever genci etrafına topluyor, buradan Kocaeli’ne geçiyorlar. Köylerde vaziyeti asla belli etmeden tam bir teÅŸkilat kurmayı baÅŸarıyor ve Geyve’de cephe tutuyor. Halid Bey Kumandası’nda bir yıl çalışıyor, çarpışıyor ve bu sırada ilk defa yaralanıyor. TeÅŸkilat laÄŸvedilince orduya çavuÅŸ olarak giriyor. Birçok korkulu savaÅŸlarda orduya, istiklâle büyük hizmetler eden Kara Fatma’nın bu zaferlerden tek niÅŸânesi aldığı bir yara ile kırmızı kurdelalı bir harp madalyası ona gurur ve iftihar veriyor.
Kuva–yı Milliye’nin hâdimi
Kendisi, Kuva–yı Milliye devresindeki hizmet ve faaliyetlerini bir gazeteciye aÅŸağıdaki ÅŸekilde hulâsa etmiÅŸtir:
“–İzmit, Adapazarı, Düzce ve civarına Yunanlılar sık sık baskınlar yapıyordu. Bir gün kumandan Halid Bey beni çağırdı ve ÅŸunu söyledi: “–Fatma Hanım, senin bugüne kadar yaptıklarından çok memnunum, sana kaymakamlık vereceÄŸim.”
Halid Bey’in bu sözlerinden anlamıştım ki; bana gene mühim bir iÅŸ verecek.
Åžu emri verdi. “–Åžimdi adamlarını alıp İznik’e gideceksin!”
“–Ama ben on beÅŸ gün önce orada idim.”
“–Gene gideceksin, orada bulun, iÅŸlerin var.”
Emir, emirdi. Derhal hazırlandım, atlarımıza atladık, dağlardan bayırlardan dolu dizgin koşturuyorduk.
Yolda nefes nefese iki köylüye rastladık.
Bizi görünce:
“–Aman” dediler, “imdada gelin, köyümüzü bastılar, hepimizi öldürecekler.”
“–Kimler bastı, köyünüzü?”
“–Kimler olacak, gâvurlar.”
Öyle günler yaşıyorduk ki; kimseye inanmak caiz de deÄŸildi hani. Bu, düÅŸmanın bir oyunu olabilirdi, nitekim bu gibi hadiselerle çok karşılaÅŸmıştık.
“–Hangi köydensiniz?”
“–Elmacık Köyü’nden.”
Hemen atlardan indik, kıyafetlerimizi deÄŸiÅŸtirdik. Ben eski püskü bir elbise giymiÅŸtim.
Köye girdiÄŸimiz zaman manzara tüyler ürpertici idi.
Meydanda bir papaz oturuyordu. Etrafında onbeÅŸ, onaltı kadar silâhlı vardı. Türkleri bir araya getirmiÅŸlerdi. Papaz, Hıristiyan kadınlara sordu:
“–Nasıl ceza verelim?”
Kadınlardan biri:
“–Onları iyice baÄŸladıktan sonra bize teslim ediniz, intikamımızı biz alırız” dediler.
Benden ÅŸüphe edilmediÄŸi için yanlarına kadar yaklaÅŸmıştım.
Papaz, üç Türk’ün bir aÄŸaca baÄŸlanmasını emretti.
Kardeşime yaklaştım:
“–Hali görüyor musunuz?” dedim. “İyi ki gelmiÅŸiz, ÅŸimdi tabancamı adamların üzerine boÅŸaltacağım.”
KardeÅŸim sert sert yüzüme baktı ve yavaÅŸ sesle:
“–Acele etme, sonra iÅŸi bozarız” cevabını kulağıma fısıldadı. Ben bekleyecek halde deÄŸildim. Heyecanımdan tir tir titriyordum. OÄŸlum da benim halimden ÅŸüphelenmiÅŸti. Yanıma yaklaÅŸtı O da fısıldadı:
“–Acele etme ana!”
DüÅŸmanın rengi küle döndü...
AÄŸaçlara baÄŸlananların az sonra can vereceklerini anlayan köylüler aÄŸlaÅŸmaya, feryad etmeye baÅŸlamışlardı.
Ne olursa olsun fazla sabredemeyecektim. Tabancamı çektim ve:
“–Teslim olun!” diye haykırdım.
Tabiî adamlarım da silahlarını çekmiÅŸlerdi. Bu beklenmeyen hâl, düÅŸmanı öylesine ÅŸaşırtmıştı ki... Hemen aÄŸaçlara baÄŸlananların iplerini çözdürdüm ve silahlı düÅŸmanların silahlarını aldırdıktan sonra onları baÄŸlattım.
Papaza dönerek:
“–Haydi” dedim, “ÅŸimdi siz ölümlerden ölüm beÄŸenin.”
Hepsinin de rengi kül gibi olmuÅŸtu. Titriyorlardı. Oracıkta düÅŸüp öleceklerdi.
Adamlarıma döndüm:
“–Hepsini Halid Bey’e götürünüz” dedim, “cezalarını o verecektir.”
İzmit’e döndüÄŸümüz zaman Süvari Livası Hacı Arif Bey bu muvaffakiyetimizden dolayı bizim için büyük bir merasim hazırlamıştı. Köylüler, coÅŸkun tezahürat yapıyordu. Fakat bu muvaffakiyet ile birlikte beni sükûtu hayale garkeden bir mesele hasıl oldu. MeÄŸer “Kara Fatma tehlikeden sakınmıyor, başımıza bir iÅŸ açar” diye beni, geri hizmetlere almaya karar vermiÅŸler.
Kıyameti kopardım.
Halid Bey:
“–Bilmiyorum Fatma Hanım” dedi, “ölümden korkmuyorsun, fakat ya ÅŸehid olmaz da esir düÅŸersen ne olur?.. Bizimkilerin maneviyatı bozulur, düÅŸmanın maneviyatı kuvvetlenir. Sen hiçbir tehlikeden kaçmıyorsun. Ya, Elmacık Köyü’ndeki düÅŸman kuvvetli olsaydı da sizi esir etseydi?..”
O zaman kim tehlikeyi düÅŸünüyordu... Bundan sonra ihtiyatlı olacağımı vadederek vazifeme devam ettim.”
AraÅŸtırma: OÄŸuz KÖROÄžLU