Kahramanlar
Mehmet Akif Ersoy






![]() | Bugün | 510 |
![]() | Dün | 574 |
![]() | Bu Hafta | 2391 |
![]() | Gecen Hafta | 3729 |
![]() | Bu Ay | 12620 |
![]() | Gecen Ay | 14877 |
![]() | Toplam | 361276 |
| 14678 Toplam | |
| 1 Bugun | |
| 3 Bu Hafta | |
| 7 Bu Ay | |
| 32 Bu Yil |
HAYATI
İstiklâl Marşı ÅŸâiri. 1877 yılında İstanbul'da doÄŸdu. Annesi Emine Åžerife Hanım, babası Temiz Tâhir Efendidir. İlk tahsiline Emir Buhâri Mahalle Mektebinde baÅŸladı. İlk ve orta öÄŸrenimden sonra Mülkiye Mektebine devam etti. Babasının vefâtı ve evlerinin yanması üzerine mülkiyeyi bırakıp Baytar Mektebini birincilikle bitirdi. Tahsil hayâtı boyunca yabancı dil derslerine ilgi duydu. Fransızca ve Farsça öÄŸrendi. Babasından Arapça dersleri aldı.
Zirâat nezâretinde baytar olarak vazife aldı. Üç dört sene Rumeli, Anadolu ve Arabistan'da bulaşıcı hayvan hastalıkları tedâvisi için bir hayli dolaÅŸtı. Bu müddet zarfında halkla temasta bulundu. Âkif'in memuriyet hayatı 1893 yılında baÅŸlar ve 1913 târihine kadar devam eder.
Memuriyetinin yanında Ziraat Mektebinde ve Dârulfünûn'da edebiyat dersleri veriyordu.1893 senesinde Tophâne-i Âmire veznedârı M. Emin Beyin kızı ismet Hanımla evlendi. Âkif okulda öÄŸrendikleriyle yetinmeyerek, dışarda kendi kendini yetiÅŸtirerek tahsilini tamamlamaya, bilgisini geniÅŸletmeye çalıştı. Memuriyet hayatına baÅŸladıktan sonra öÄŸretmenlik yaparak ve ÅŸiir yazarak edebiyat sâhasındaki çalışmalarına devam etti. Fakat onun neÅŸriyat âlemine giriÅŸi daha fazla 1908'de İkinci MeÅŸrutiyetin îlânıyla baÅŸlar. Bu târihten itibaren ÅŸiirlerini Sırât-ı Müstakîm'de neÅŸretmeye baÅŸladı.. Âkif, yazı ve ÅŸiirlerini hiçbir zaman geçim kaynağı olarak görmedi. Buna raÄŸmen onu memlekete tanıtan, halka sevdiren asıl vasfı ÅŸâirliÄŸidir.
Birinci Cihan Harbi sırasında Berlin ve Necid'e (Arabistan) gitti. Çanakkale harbi, onun Berlin seyahati sırasında meydana gelmiÅŸ, ÅŸâir o günlerin ıstırap ve heyecanını orada yaÅŸamıştır. Åžâir, bu iki seyâhatiyle ilgili Berlin Hatıraları ve Necid Çöllerinden Medîne'ye adlı eserlerini yazmıştır. Harbin son senesinde, çok sevdiÄŸi dostu İsmail Hakkı İzmirli ile Lübnan'a gitti.Cihan Harbi 1918'de imzâlanan Mondros Mütârekesi ile nihayete erdikten sonra, galip devletler Türk vatanını parçalamak ve paylaÅŸmak için dört taraftan saldırmaÄŸa baÅŸlamışlardı. Harpten son derece bitkin bir halde çıkan Türk milleti, vatanını müdâfaa için silâha sarıldı. Âkif, vatan müdâfaasının ehemmiyetini anlatmak için hutbelerle halkı, istiklâlini muhâfaza etmek için savaÅŸmaya çağırdı. Anadolu'da millî mücâdele rûhunun yayılması üzerine, Anadolu'ya iltihâka karar verdi.
İstanbul'dan deniz yoluyla İnebolu'ya çıktı. Oradan Ankara'ya hareket etti. Konya isyanı üzerine Konya'ya gidip, ayaklanmanın bastırılmasında mühim rol oynadı. Sonra tekrar Ankara'ya döndü. Ankara'dan Kastamonu'ya giderek Nasrullah Câmiinde verdiÄŸi vaazlar neÅŸredilerek memleketin her tarafına dağıtıldı. Sonra Ankara'ya döndü.1920 târihinde Burdur Mebusu olarak Birinci Büyük Millet Meclisine seçildi. 17 Åžubat 1921 günü İstiklâl Marşı'nı yazdı. Meclis 12 Martta bu marşı kabul etti.
Zaferden sonra İstanbul'a geldi. Abbâs Halîm PaÅŸanın dâveti üzerine 1923'te Mısır'a gitti. O kışı Mısır'da geçirip, baharda döndü. Artık her yıl kışı Mısır'da, yazı İstanbul'da geçiriyordu. Halîm PaÅŸa geçimini karşılamayı taahhüt etti. Ertesi yaz İstanbul'a dönünce Diyanet İşleri Riyâseti tarafından Kur'ân-ı kerîmi tercüme etme vazifesi verildi. Âkif yıllarca çalıştı. Sonunda bu konudaki ilmî kifâyetsizliÄŸini anlayarak vazgeçti.
1926 yılından îtibâren Mısır Üniversitesinde Türkçe dersleri verdi. Derslerden döndükce Kur'ân-ı kerîm tercümesiyle de meÅŸgul oluyordu, fakat bu sırada siroza tutuldu. Önceleri hastalığının ehemmiyetini anlayamadı ve hava deÄŸiÅŸimiyle geçeceÄŸini zannetti. Lübnan'a gitti. AÄŸustos 1936'da Antakya'ya geldi. Mısır'a hasta olarak döndü.Hastalık onu harâb etmiÅŸ, bir deri bir kemik bırakmıştı. İstanbul'a geldi. Hastanede yattı, tedâvi gördü. Fakat hastalığın önüne geçilemedi. 27 Aralık 1936 târihinde vefat etti. Kabri Edirnekapı Mezarlığındadır.Åžahsiyeti: Mehmed Âkif'in Sırât-ı Müstakîm ve onun devâmı olan Sebîl-ür-ReÅŸâd mecmuasında çıkan yüz kadar muhtelif makalesi, elli kadar tercümesi ve ÅŸiirleri vardır. Fakat Âkif günümüzün hatta Türk târihinin en önde gelen destan ÅŸâirlerinden biridir. Åžiirleri edebiyat târihimizde büyük önem taşır.
Åžiirlerinde bâzan düÅŸünce, bâzan duygu ön plandadır. Aruzu en güzel ÅŸekilde kullanan ÅŸâirlerdendir. Åžiirlerinde bir taraftan hürriyet, doÄŸruluk, samimiyet, vatanseverlik, adâlet, istiklâl gibi ahlâkî kıymetleri telkin ederken, diÄŸer taraftan cemiyetlerin çökme sebebi olan riyakârlık, münâfıklık, korkaklık, dalkavukluk, tembellik, zulüm gibi fenalıklara ÅŸiddetle hücûm eder.
Mehmed Âkif yaÅŸadığı devri bütün geniÅŸlik ve derinliÄŸi ile ÅŸiirlerinde yansıtmaya çalışmış bir Türk ÅŸâiridir. Yirminci yüzyılın ilk çeyreÄŸinde Türk milletinin içinde bulunduÄŸu acıları, sevinçleri, ümidleri ve hayal kırıklıklarını manzum bir târih, bir roman, bir hikâye, bir destan havası içinde anlatmaya çalışmıştır. Eserlerindeki kiÅŸiler de aydın, cahil, yobaz, züppe, ÅŸehirli, dinli, dinsiz, sarhoÅŸ, gariban, külhanbeyi vs. gibi cemiyetin hemen her kesiminden insanlardır. Çevre olarak da saray, konak, câmi, sokak, bayram yeri, mevlit cemiyeti, savaÅŸ yeri, mahalleler, köhne evlerin odaları, oteller vs. ÅŸeklinde yaÅŸadığı devrin bütün husûsiyetlerini aksettiren yerleri seçmiÅŸtir. Çalışma tarzı olarak, önce görüp incelemeyi, not ederek veya aklında tutarak ve sonra ÅŸiir taslakları kurup, onun üzerinde çalışmayı prensib edinmiÅŸtir. MüÅŸâhade ve kompozisyona büyük önem vermiÅŸtir. Åžiirinde kapalılık yok gibidir. Her ÅŸeyi açık açık yazmaya çalışmış, mübhem duygulardan, yüce ve fizik ötesi mefhumlardan ve süslü hayallerden uzak durmuÅŸtur. KiÅŸilerini ve çevreyi resimvâri ve heykelvâri tasvirlerle anlatmıştır. Mehmed Âkif, muhtevâ yönünden edebî ekollerden realist, biçim verdiÄŸi deÄŸer bakımından parnasçı ve bâzı ÅŸiirlerinde de naturalist bir hava içindedir. Åžiirlerinde ÅŸahsî üzüntüleri, arzu ve istekleri yok gibidir. Toplumun dertlerini konu edinmiÅŸ, onlar adına gülmeye ve aÄŸlamaya çalışmıştır. Kötülerle, fakirlikle ve gerilikle mücadele esas gâyesidir.
Âkif, ahlâksız edebiyata düÅŸmandır. Samimiyetsiz, sahte ve taklitçi olanları sevmemiÅŸtir. Åžiirlerinde halk deyimleri, atasözleri, halk kelimeleri bol bol yer alır.Åžiirleri manzum hikâyeler, hitâbet ÅŸiirleri, lirik ÅŸiirler ve taÅŸlama ÅŸiirleri ÅŸeklinde sınıflandırılabilir. Bunlardan manzum hikâyeleri sosyal konulu, hitâbet ÅŸiirleri didaktik muhtevalı, lirik ÅŸiirleri vatanî, millî ve dînî coÅŸkunluklarla dolu, taÅŸlama ÅŸiirleri de ÅŸakadan hicve kadar uzanan tenkitleriyle doludur.
Mehmed Âkif ÅŸiirlerini çoÄŸunlukla kuralsız nazım ÅŸekliyle yazmıştır. Vezin olarak yalnız aruzu kullanmış, ama heceye de karşı olmamıştır. Üslûbu, ÅŸiirlerindeki olaydan ve fikirden daha önce göze çarpar. Süse ve yapmacığa kaçmadan yaÅŸayan halk ifâdeleriyle kurulmuÅŸ, çekici bir anlatışı vardır. Halk dili ve üslûbunu hemen her ÅŸiirinde kullanmasına raÄŸmen, bu konuda en çok muvaffak olduÄŸu eseri Âsım oldu. Bol fiil ve sıfat kullandığı ÅŸiirlerinde aşırı sadelikten ve yapma dilden kaçınmış, Servet-i Fününcuların ağır ve cansız lisanından da uzak durmuÅŸtur. Åžiirlerinde tahkiye, tasvir, hitap, muhâvere gibi bütün anlatım yollarını baÅŸarıyla kullanmıştır. Bilhassa muhâvere (karşılıklı konuÅŸma) anlatım yolu onun ÅŸiirlerinin en önde gelen özelliklerinden olmuÅŸtur. İç âhenk, daha çok lirik ÅŸiirlerinde görünür. Fazla mecaz kullanmaktan kaçınmıştır.
Memleketin sosyal meseleleri, ÅŸâhit olduÄŸu elem verici olaylar ve çilekeÅŸ Anadolu insanlarının hâlini sık sık ÅŸiirlerine konu edinerek ele almış, duygu ve düÅŸüncelerini samimi ifâdesiyle dile getirmiÅŸ, çâre için çeÅŸitli teklifler öne sürmüÅŸtür. Osmanlı Devletinin Tanzimâtın îlânıyla baÅŸlayan, meÅŸrutiyet îlânlarıyla devam eden ve İttihat ve Terakki Partisinin iktidârı zamanında son hadde vardırılan yıkılışa götürücü hareketlerle kısa zamanda târih sahnesinden silinmesi, dünyâdaki Müslümanların ilim ve teknikte Avrupa'dan geri kalmış olması ve baÅŸsız kalarak herbirinin ayrı ayrı yollar tutup parçalanmaları karşısında, feryâd edici ÅŸiirleri vardır.
Mehmed Âkif milletini ve dînini seven, insanlara karşı merhametli bir mizaca sâhip, ÅŸâir tabiatının heyecanlarıyla dalgalanan, edebî bakımdan kıymetli ÅŸiirlerin yazarı meÅŸhur bir Türk ÅŸâiridir. İstiklâl Marşı ÅŸâiri olması bakımından da "Millî Åžâir" ismini almıştır.
ESERLERİ
Safahat genel adı altında toplanan şiirleri şu 7 kitaptan oluşmuştur:
1.Kitap: Safahat (1911)
2.Kitap: Süleymaniye Kürsüsünde (1912)
3. Kitap: Hakkın Sesleri (1913)
4. Kitap: Fatih Kürsüsünde (1914)
5. Kitap: Hatıralar (1917)
6. Kitap: Asım (1924)
7. Kitap: Gölgeler (1933).
DÜÅžÜNCE-ARAÅžTIRMA:
Kastamonu Nasrullah Kürsüsü'nde (Millî Mücadele sırasında Nasrullah Camiindeki hitabesi, Elcezire kumandanı Nihat PaÅŸa tarafından Diyarbekir Matbaası'nda bastırıldı, 1921),
Kur'an'dan Ayet ve Hadisler (SebilürreÅŸad'da çıkan yazılarından seçmeler. (Haz., Ö. Rıza DoÄŸrul, 1944). ÇEVİRİ: Müslüman Kadın (Ferid Vecdi'den, 1909),
Honoto'nun İslâmiyete Hücumuna Karşı Åžeyh Muhammed Abduh'un Müdafaası (1915),
İçkinin Hayat-ı BeÅŸerde Açtığı Rahneler (Abdülaziz ÇaviÅŸ'den, 1934),
Anglikan Kilisesine Cevap (Abdülaziz ÇaviÅŸ'den, 1924, bir bölümü Hazret-i Ali Diyor ki, 1959 ve Hazret-i Ali'nin Bir Devlet Adamına Emirnamesi, 1963, adlarıyla yayımlandı),
İslâmlaÅŸmak (Said Halim PaÅŸa'dan 1919), İslâmda TeÅŸkilat-ı Siyasiye (Said Halim PaÅŸa'dan SebilürreÅŸad'da tefrika, 1922),
Kur'an Tercümesi (Bu eser henüz bulunamadı. Bir rivayete göre döneminin hükümeti Kur'an yerine ibadette zorunlu tutar düÅŸüncesiyle bu tercümeyi yapmaktan vaz geçti. DiÄŸer bir rivayete göre ölürse yakılmak kaydı ile Camiü'l-Ezher alimlerinden Yozgatlı İhsan Efendi'ye bıraktı).