Yougames - Joomla Gaming Portal Template

  • Anasayfa
  • Haberler
  • Åžehit Bilgileri
  • Asker
  • Atatürk
  • Türk Tarihi
  • Åžehitlik
  • Ziyaretci Defteri
  • Arama

En Sevilenler

  • Åžehit Resimleri
  • Teröristlerin Öldürülme Görüntüleri
  • TuÄŸralar
  • YEMEN ÅžEHİT LİSTESİ
  • ÅžEHİT VE GAZİ YAKINLARINA SAÄžLANAN EĞİTİM-ÖĞRETİM HAKLARI
You are here:  
AddThis Social Bookmark Button

Üye Giriş






Kullanıcı Adı/Şifremi Unuttum?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

Ana Menü

  • Anasayfa
  • Haberler
  • Åžehit Bilgileri
  • Asker
  • Atatürk
  • Türk Tarihi
  • Åžehitlik
  • Ziyaretci Defteri
  • Arama

VİDEOLAR

  • Kendi Kliplerim
  • DiÄŸer Videolar

ŞEHİTLER BÖLÜMÜ

  • Åžehit Bilgileri
  • Åžehit Resimleri
  • Åžehit Åžiir ve Mektupları
  • Åžehit Sırlı Olayları
  • Kahramanlar
  • Çanakkale Åžehitleri
  • Åžehitlerimizin Hayat Hikayeleri
  • Åžehit ve Gazi Hakları
  • Çanakkale Åžehitleri

Atatürk

  • Hayatı
  • İlkeleri
  • Devrimleri
  • Anıtkabir
  • Kronolojisi
  • DiÄŸer Bilinmeyenler

Türk Tarihi

  • Genel Türk Tarihi
  • Hanlıklar
  • Büyük Devletler
  • Türk Devletleri
  • Atabeylikler
  • Beylikler
  • Türk Boy Ve Kavimleri
  • SavaÅŸ Ve Seferler
  • Türk Destanları
  • TÜRK Dili Ve Edebiyatı

Osmanlı Tarihi

  • PadiÅŸahlar
  • Kronoloji
  • Albüm
  • Olaylar
  • Mekanlar
  • Kesitler
  • KiÅŸiler
  • Seçtiklerimiz

Askerlik

  • Asker Resimleri
  • Bayrak Resimleri
  • Vatan ve Asker Åžiirleri
  • Kahraman Mehmetcikler

Müzik Kutusu


PopUp MP3 Player (New Window)

Ziyaretci Sayısı

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün765
mod_vvisit_counterDün574
mod_vvisit_counterBu Hafta3237
mod_vvisit_counterGecen Hafta3684
mod_vvisit_counterBu Ay12875
mod_vvisit_counterGecen Ay14877
mod_vvisit_counterToplam361531

Çevrim içi: 17
Sizin IP: 38.107.179.216
,
Bugün: May 24, 2012
Visitors Counter

Toplam Üye

14678 Toplam
0 Bugun
3 Bu Hafta
7 Bu Ay
32 Bu Yil

İstanbul'un Fethi

Salı, 01 Eylül 2009 09:53 Türk Tarihi - Savaşlar ve Seferler
e-Posta Yazdır PDF
Kullanıcı DeÄŸerlendirmesi: / 0
ZayıfEn iyi 
İstanbul'un Fethi
Osmanlı sultanlarından İkinci Mehmed Hanın, 29 Mayıs 1453’te, Bizans İmparatorluÄŸunun baÅŸÅŸehrini alması. Türk-İslâm mefkûresinde çok önemli bir yer iÅŸgal eden İstanbul’un fethi, İslâmiyet'le birlikte ortaya çıkan mukaddes bir ideal, bir kızıl elma, yani yüce bir gayedir. Bu ulvî gaye uÄŸruna önce Araplar, sonra da Türkler, İstanbul surları önünde seve seve can verdiler ve ÅŸehadet mertebesine kavuÅŸtular.

İstanbul, 1453 tarihine kadar birçok defalar, çeÅŸitli millet, devlet ve topluluklar tarafından kuÅŸatılıp, iÅŸgal edildi. Peygamber efendimizin; “İstanbul muhakkak fethedilecektir. Bu fethi yapacak hükümdar ne güzel hükümdar ve onun askerleri ne güzel askerlerdir” hadîs-i ÅŸerîfi, bütün İslâm hükümdar ve kumandanlarının bu ÅŸehri fethetmek arzu ve gayretlerini harekete geçiriyordu. Müslümanlar, “Feth-i Mübîn”i gerçekleÅŸtirmek için pek çok teÅŸebbüste bulundular.

Onuncu yüzyılda, en son ve mütekâmil din olan İslâmiyet'i büyük topluluklar hâlinde kabul eden Türkler, aynı ÅŸevk ve imanla, İstanbul’un fethini ulvî bir gaye olarak benimsediler. DaniÅŸmendnâme’deki gazâ menkıbeleri ve kahramanlık destanlarını okuyarak maneviyatlarını yükselten Türkler, askerî ve siyasî harekâtlar için hazırlanıyorlardı. On birinci yüzyıldan itibaren Anadolu’ya yapılan Selçuklu akınlarının hedefi, İstanbul yolunu tutmaktı. 1071 Malazgirt Zaferi ile Anadolu’ya yerleÅŸen Türkler, iki yıl sonra Marmara Denizinden baÅŸka, BoÄŸaziçi’nin Anadolu sahillerine kadar bütün yerlere hakim olup, İstanbul’u tehdide baÅŸladılar. Bizanslılar, Papa dahil bütün Hıristiyan devletlerden, Türk-İslâm fütuhatına karşı her türlü yardım talebinde bulundular. On birinci yüzyılın sonlarında, Papalığın öncülüğünde, Hıristiyanlığın mukaddes beldelerini Müslümanlardan kurtarmak ve Türkleri Anadolu’dan atmak için yapılan Haçlı seferleri, İstanbul’un fethini geciktirdi.

Osman Gazi (1281-1326) tarafından kurulan Osmanlı Devleti, hükümdar ve askerleri, hadîs-i ÅŸerîflerle müjdelenen ulvî gayeyi gerçekleÅŸtirmek ÅŸerefine mazhar olmak arzusuyla faaliyetlerde bulundular. Osman Gâzinin, ölüm döşeÄŸinde oÄŸlu Orhan Gazi'ye; “İstanbul’u al gülzâr et” diyerek vasiyette bulunması, İstanbul’un, gönlünde nasıl yer ettiÄŸini göstermesi bakımından pek mânidardır.

İstanbul fethinin “ilâhî bir vaad” olduÄŸu inancını taşıyan Osmanlılar, ısrarla bunun üzerinde durdular. 1391’de Sultan Yıldırım Bayezid Han (1386-1402), ÅŸehri kuÅŸattı. Abluka ÅŸeklinde devam eden bu kuÅŸatma, İstanbul’da bir Türk garnizonu, mahallesi, cami, mahkeme kurulması ve kadı (hakim) bulundurulması ile her sene on bin altın haraç verilmesi ÅŸartıyla kaldırıldı. Bu ÅŸartlardan bazılarının, Osmanlıların kuÅŸatmayı kaldırmasından sonra Bizanslılar tarafından yerine getirilmemesi üzerine, İstanbul, 1395’te tekrar kuÅŸatıldı. Haçlıların NiÄŸbolu’ya gelmesi sebebiyle bu kuÅŸatma gevÅŸetildi. Yıldırım Bayezid Han, 1396 NiÄŸbolu Zaferi sonunda, Bizanslıların Haçlılardan yardım almasını önlemek için Karadeniz sahilindeki Åžile’yi zaptedip, BoÄŸaziçi’nde Anadolu (Güzelce) Hisarını yaptırdı. Åžehrin teslimini isteyen Bayezid Han, isteÄŸi kabul edilmeyince, kuÅŸatmayı tekrar ÅŸiddetlendirdi. 1397’de baÅŸlayan bu kuÅŸatma neticesinde Bizanslılar, eski antlaÅŸma ÅŸartlarını yerine getirmeyi kabul ettiler. Yıldırım Bayezid Hanın son kuÅŸatması, 1400’de baÅŸlayıp, Timur Han'ın (1370-1405) Osmanlı hududuna girmesiyle son buldu.

1411’de Åžehzade Musa Çelebi’nin ÅŸiddetli hücum ve top ateÅŸleriyle baÅŸlayan İstanbul kuÅŸatması, Bizans entrikası neticesinde kaldırıldı.

1422 yılında Osmanlı Sultanı İkinci Murad Han (1421-1451) tarafından dört ay kadar süren çok ÅŸiddetli taarruzların yapıldığı kuÅŸatmada, her türlü savaÅŸ taktiÄŸi ve zamanın teknik imkânları kullanıldı. MihaloÄŸlu Mehmed Bey'in, 10.000 akıncı ile baÅŸlattığı kuÅŸatmaya, İkinci Murad Han büyük bir orduyla katıldı. Marmara’dan Haliç’e kadar bütün kara surlarının kuÅŸatıldığı bu seferde, Murad Han, Topkapı ile Edirnekapı üzerinde taarruzlarını sıklaÅŸtırdı. Surlara yakın, kalın tahtalardan, üzeri topraklarla örtülen siperler yapıldı. Surların yüksekliÄŸinde demir tekerlekli vasıtalarla hareket ettirilen ahÅŸap yapılı yürüyen kuleler ile surlara yaklaşıldı. Kuvvetli topçu atışları ve lağım kazılmak suretiyle bütün imkânlar seferber edilerek kuÅŸatma devam ettirildi. İstanbul’un düşmesi, an meselesi hâline geldi. Bizanslılar, kadını erkeÄŸi dahil bütün ahali ile ÅŸehri savundular. MeÅŸhur Bizans entrikası tatbik edilerek, Anadolu’da Osmanlı’ya karşı ittifak tesis edilince, iki düşmanla uÄŸraÅŸmanın güçlüğünden, kuÅŸatma kaldırıldı.

İstanbul’un son kuÅŸatması Fatih Sultan Mehmed Han (1451-1481) tarafından, 1453’te yapıldı.

Osmanlı Türklerinin, Trakya, BoÄŸaz ve Kocaeli Yarımadasını alması ile Bizans, İstanbul dahil birkaç ÅŸehirden ibaret kalmıştı. Toprak ve nüfus azlığına raÄŸmen, Avrupa Hıristiyanlarının hâmisi durumunda olan Bizans, Papalığın da desteÄŸini görüyordu. Bizans, kendisi için tehlike kabul ettiÄŸi Osmanlı Devletinin zararına çalışmaktan bir an geri durmuyordu. Anadolu Türk Beyleri, Bizans’ın entrikaları ile Osmanlı Devletine taarruz ediyorlardı.

ÇocukluÄŸundan itibaren devrin en büyük âlimlerinin önünde diz çöküp manevî bir terbiye alarak, millî kültür ve cihangirlik ÅŸuuru içinde yetiÅŸtirilen Fatih, daha 1444-1446 seneleri arasında İstanbul’u fethetmek ve böylece manevî müjdelere mazhar olmak idealiyle sabırsızlanıyordu. Bu sebeple, henüz on dokuz yaşındayken 1451’de ikinci defa saltanat tahtına oturur oturmaz, bu büyük idealini gerçekleÅŸtirmeye çalıştı. Fetih öncesi Bizans’ın en önemli kuvvet ve ikmal yolu olan deniz yolunu, Osmanlı kontrolü altına almak maksadıyla; Anadolu Hisarının karşısına keÅŸfini bizzat kendisinin yaptığı Rumeli (BoÄŸazkesen) Hisarının yapımını baÅŸlattı. Anadolu Hisarı da tamir edilip, top yerleÅŸtirildi. Hisar’ın, kulelerinin, kapı ve mazgallarının mevkileri, Mehmed Han tarafından tespit edilip, Çandarlı Halil, ZaÄŸanos ve Saruca paÅŸaların, masrafını karşıladığı kuleler yapıldı. Rumeli Hisarının inÅŸaatında, devlet adamları dahil, binlerce işçi ve usta sıkı disiplin altında çalışarak, memleketin her tarafından getirilen inÅŸaat malzemeleri ile, tamamı iki bin metreyi bulan sur ve kuleler, dört ay içinde tamamlandı (1452). Firuz AÄŸa kumandasında dört yüz kiÅŸilik muhafaza kuvveti ve devrin en güçlü ateÅŸli silâhı topların yerleÅŸtirildiÄŸi Rumeli hisarının tamamlanmasıyla, BoÄŸaz’ın trafiÄŸi kontrol altına alınıp, Sultan Mehmed Hanın fermanıyla da, geçiÅŸ talimatı yayınlandı. Fermana göre; “BoÄŸaz’dan her geçen gemi, kaleye belli mesafe yaklaÅŸtığında yelkenlerini indirerek, Hisar komutanına, nereden gelip nereye gittiÄŸini, yükünün mahiyetini bildirecek, belli miktar vergi verecek, sonra geçmesine müsaade edilecek, aksi ÅŸekilde hareket edenler batırılacaktı”.

Bu talimata uymak istemeyen bir Venedik gemisi, topçu ateÅŸiyle batırılınca, iÅŸin ciddiyeti herkes tarafından anlaşıldı. Bizanslılar, iyice sıkıştırılıp, dış dünyayla alâkalarının kesileceÄŸini, Hisar’ın yapımı devam ederken anlayıp, teÅŸebbüse geçmiÅŸlerse de İkinci Mehmed Hanın hakimiyet prensibinin esasını teÅŸkil eden ÅŸu tarihî cevabı, Bizanslıları daha o anda ÅŸaÅŸkına çevirmiÅŸti:

“Varna Savaşı (1444) esnasında, İmparatorunuz, Macarlarla birlik olup babamın (İkinci Murad Han) Rumeli'ye geçmesine engel olmak istediÄŸinde, babam ne zorluklar çekmiÅŸti. Åžimdi kendi arazim üzerinde, gönlümün istediÄŸini yapmama karşı gelmeniz için elinizde ne hak, ne de kudret vardır. İki kıyı da benimdir. Anadolu kıyısı benim; çünkü ahalisi Osmanlıdır. Rumeli kıyısı da benimdir; çünkü savunmasını bilmiyorsunuz. Gidiniz, efendinize söyleyiniz, bir daha böyle haberler göndermesin!” Osmanlı Sultanı; Mora’dan gelecek kuvvetlere karşı Turhan Beyi, Avrupa’dan gelecek kuvvetlere karşı da akıncıları vazîfelendirdi. 1452-1453 kışı, Edirne’de kuÅŸatma hazırlıkları içinde geçti. Büyük toplar dökülüp tecrübe atışları yapıldı. Balistik hesapları bizzât Fâtih tarafından yapılan topların dökümü çok kısa zamanda bitirildi.

Osmanlı sultanı, kuÅŸatma hazırlıkları içinde iken, Bizans’a Karadeniz’den Venedik kadırgaları, Cenevizli kaptan Janni Justiniani Langus, Sakızlı Maurise Cantaneo yardıma geldi. Bizans imparatoru ÅŸehrin savunmasını Cenevizli kaptan Justiniani’ye verdi. Surun kenarlarında bulunan dolu vaziyetteki hendekler açılıp, yenileri kazıldı. Hendeklerin kazdırılmasında ağır cezalı mahkûmlar çalıştırıldı. Mezarlıklardaki taÅŸlarla surlar takviye ve tamir edildi. Åžehrin kapılarının muhafazası, Bizans'a yardıma gelmiÅŸ Venedikli ve Cenevizli komutanlara verildi. Haliç’teki meÅŸhur zincir Venediklilere gerdirilerek ÅŸehir, deniz saldırısından korunmaya çalışıldı. Adaların tahkimi ve ÅŸehre erzak yığmakla, Bizanslılar, kuÅŸatmaya karşı son savunma hazırlıklarını yaptılar. Bizans ordusu karmakarışık bir yapıya sahipti. Bulgar, İtalyan, Fransız, Moralı, Giritli, Alman ve İngiliz ücretli askerleriyle Bizanslılardan meydana geliyordu.

Osmanlı ordusu, bütün sefer hazırlıklarını tamamladıktan sonra 1453 yılı Åžubat ayında ağır topçu grubu Edirne’den yola çıkarıldı. Toplar, Rumeli Beylerbeyi Karaca Beyin kumandasında 10.000 kiÅŸilik süvariyle iki ayda İstanbul önlerine getirildi. Anadolu ve Rumeli’deki bütün silahlı kuvvetler, Türk-İslâm âleminin her tarafından gelen ÅŸeyh, tarîkat pîrleri ve derviÅŸleri ile AydınoÄŸlu, KaramanoÄŸlu gönüllü kuvvetleri ve Osmanlı hoÅŸgörüsüne hayran Sırp, Macar, Ulah, Alman, Latin, Rum askerlerden meydana gelen Osmanlı ordusunun mevcudu, 125.000 civarındaydı. Devrin en modern silâhlı kuvvetlerine sahip Osmanlı Sultanı İkinci Mehmed Han, yanında AkÅŸemseddin, Akbıyık, Molla Gürânî ve Molla Hüsrev gibi büyük âlimler olduÄŸu halde, 24 Mart Cuma günü Edirne’den hareket etti. Osmanlı kolbaşısı 1 Nisanda Çekmece’ye, 5 Nisanda İstanbul önüne ulaşıp, BayrampaÅŸa Deresi kenarında Maltepe sırtlarına OtaÄŸ-ı Hümâyûn kuruldu. 6 Nisan Cuma günü bütün ordusuyla İstanbul surları önünde Cuma namazını kılan Sultan Mehmed Han, kuÅŸatma hattını kurdu. Topkapı’dan Edirnekapı’ya kadar uzanan merkez kuvvetlerinin başında, İkinci Mehmed Han ve Sadrazam Halil PaÅŸa, Cenevizlilere ait Galata sitesi önündeki kuvvetlerin başında Vezir ZaÄŸanos PaÅŸa vardı. Karaca, İshak, Mahmud ve Bursalı Ahmed paÅŸalar, surları çepeçevre sarmakla vazifelendirildi. Donanmanın başında Kaptan-ı Deryâ BaltaoÄŸlu Süleyman PaÅŸa bulunuyordu. Vezir Mahmud PaÅŸa, sünnet-i seniyyeye uyularak, ÅŸehrin kan dökülmeden teslimi için Bizans imparatoru On birinci Konstantin Dragazes’e elçi gönderildi. İstanbul’un derhal teslimi hâlinde kan dökülmeyeceÄŸi, ahâlinin canına, malına hürmet edileceÄŸi teklif edildi. Bizans İmparatorunun Osmanlı teklifini reddi üzerine, 6 Nisan Cuma günü harekât baÅŸlatıldı.

Osmanlı kuÅŸatma harekâtı baÅŸladığında, İstanbul’un nüfusu yetmiÅŸ bin civarında olup, Bizans ordusu, ücretli asker ve yardıma gelen Haçlı kuvvetleriyle yirmi bin kadar asker ile elli gemiden meydana geliyordu. Osmanlı topçusunun surları çökerten, kalplere dehÅŸet veren ateÅŸleri, Bizans’ı iyice korkuttu. Bütün ahâlî bu durumda topyekün savunmaya iÅŸtirak etti. BeÅŸ yüz-altı yüz kilogram gelen mermi ve granit top gülleleri, yüzyıllardan beri bütün haÅŸmetiyle uzanıp yükselen İstanbul surlarında, her patlayışta büyük gedikler açıyordu. Bu gedikler, taze kesilmiÅŸ hayvan derileri ile kaplı yün ve kumaÅŸ balyaları ile kapatılmaya çalışılıyordu. 12-17 Nisan günleri Osmanlı ordusunun, bilhassa piyadelerinin surlara yaklaÅŸma gayretleri netice vermiyordu. KuÅŸatma esnasında Bizans İmparatorunun hep yanında bulunmuÅŸ olan Nicole Barbaro, günlüğünde Osmanlı askerinin surlara yaklaÅŸma gayretlerini anlatırken:

“Surların dibine kadar sokulan bu askerler, bizim silâhlarımızın zararlarından hiç çekinmiyorlardı. Öldükleri zaman cesetleri arkadaÅŸları tarafından geriye taşınıyordu. Bir Osmanlı ölüsünü orada bırakmamak için, on kiÅŸinin seve seve ölümü göze aldıklarını görüyorduk” diye yazar.

Bir rivayete göre Bizanslılar, açılan gedikleri onarmada kullanmak üzere, surlara yakın kiliselerden yüz kadarını yıkarak, taşlarından faydalanma yoluna gitmişlerdir.

Zamanın yaygın tekniğinden çok ileride sayılabilecek, seyyar top dökümhânesini de Sultan Mehmed Han, ordugâhın hemen yanına kurdurmuştu. Kuşatmanın onuncu gününde, büyük topların güllelerinin açtığı gediklerin Bizans müdâfilerince süratle tamir edilmesi üzerine, padişah, bu topların daha sık atışını emretti. Fakat soğumadan ikinci atış esnasında birinin namlusu parçalandı. Buna çok üzülen Sultan Mehmed Han, sabaha kadar bu işe çare düşündü. Sabahleyin, topların atıştan sonra zeytinyağı ile yağlanmasını, böylece soğutulup daha da sık şekilde atışını emretti. Bundan sonra top atışlarından çok iyi netice alındı. Makinelerin yağla soğutulması, Fatih Sultan Mehmed Hanın keşfidir.

İstanbul’un savunması ve ikmalini temin için, Papa tarafından üç Ceneviz gemisi ile bir Bizans gemisi 20 Nisan günü Zeytinburnu açıklarında rüzgârın kesilmesi ile beklemeye baÅŸladılar. 12 Nisandan beri Dolmabahçe önünde demirleyen ve 18 Nisanda adaları fetheden Osmanlı donanması, bu durumdan istifade etmek isteyip derhal o bölgeye giderek bu dört gemiyi ablukaya aldı ve deniz muharebesi baÅŸladı. BaltaoÄŸlu Süleyman Beyin komutasındaki Osmanlı donanması, küçük gemilerden kuruluydu. Bizans gemisine kıçtan mahmuz vurulmasına raÄŸmen kesin bir neticeye gidilemedi. Bu harbi, Zeytinburnu açıklarından at üzerinde takip eden Sultan, hırs ve üzüntüsünden atını denize sürdü. Elbiseleri deniz suyundan ıslanıncaya kadar su içinde ilerledi. Maiyeti de Sultan’a uydu. Bu halde bile donanmaya emirler gönderdi. Bu muharebede Venedik ve Bizans gemileri, Osmanlı kuvvetlerinin elinden kurtularak, o sırada çıkan uygun rüzgâr ile Haliç önlerine kadar gelerek, gerili bulunan zincirin açılması ile içeri alındılar. Muteber kaynaklara göre Osmanlı kaybı, yüz kadar ÅŸehid ve otuz yaralıydı. Bu durum, Bizans’ın moralini yükseltti. Bu harbin sonunda BaltaoÄŸlu Süleyman Bey bu vazifeden alınıp, yerine Hamza Bey tayin edildi.

Donanmasının muvaffakiyetsizliÄŸi üzerine, Sultan Mehmed Han, Haliç’e kıyı olan İstanbul surlarının çok zayıf olduÄŸunu bildiÄŸi için, bu zafiyetten yararlanmak istedi. Böylece Bizanslılar, kara surlarında mukavemete devam eden kuvvetlerinin bir kısmını, bu tarafa kaydırmaya mecbur kalacaklar ve kuvvet dengesi bozulacaktı. Bu maksatla tarihte eÅŸine rastlanmayan ve bu âna kadar da bir misaline teÅŸebbüs dahi edilmemiÅŸ, gemileri karadan yürütme iÅŸine karar verdi.

Bu plânını en yakınlarından bile gizleyip, son âna kadar kimseye sezdirmedi. Gemilerin geçeceÄŸi yol güzergâhını bizzat kendisinin tespit ettiÄŸi rivayet edilir. O zaman baÄŸlık bahçelik ve çalılık olan yerlerden geçen bu yolu temizletip, gerekli tesviyelerini süratle yaptırdı. Bu iÅŸte binlerce insan çalıştırıldı. Yollar yapılıp, iri taÅŸlar üzerine kalaslar döşenerek, don yağı, sâde yaÄŸ ve zeytinyağı ile yaÄŸlanarak, yolun iniÅŸ ve çıkışlı yerleri ile virajlarına iÅŸin özelliÄŸine uygun palanga, bucurgat ve sair tespit malzemeleri yerleÅŸtirildi. Ayrıca her gemi için beÅŸiÄŸe benzer kızaklar hazırlatıldı. Yeteri kadar koÅŸum hayvanı da, icap eden yerlerde bulunduruluyordu. Bazı malzemelerle zeytinyağı, o zaman Galata’da oturan Cenevizlilerden satın alınmıştı. Donanmanın büyük bir kısmı, 22 Nisanda Tophane önlerine geldiÄŸinde, durum ancak anlaşılmıştı. Donanmanın karadan kat ettiÄŸi yolun güzergâhı, Tophâne-Kumbaracı YokuÅŸu-Tepebaşı-Asmalı Mescid-KasımpaÅŸa ÅŸeklinde tespit edilmiÅŸti. Yolun uzunluÄŸu, 1512 metre kadardı. Gemiler KasımpaÅŸa’dan Haliç’e ininceye kadar, Bizans ve Cenevizliler tarafından fark edilemedi. O devirde Bizans’ta hurafe o kadar yaygındı ki, sabaha karşı gemilerin süratle Haliç’e doÄŸru geldiÄŸini görenler; “Bu Müslümanlar bize sihir yapıyor” diye seyre daldılar. Osmanlı donanmasından altmış yedi gemi, İkinci Mehmed Hanın bu dâhiyâne buluÅŸu sayesinde Haliç’e girdi.

Bu iÅŸler yapılırken, bunları perdelemek ve düşmanı tespit için, Haliç’te bulunan düşman gemilerinin ateÅŸ altına alınması gerekti. Bu maksatla topçubaşına emir veren Sultan’ın aldığı cevap, top atış menzili içinde bulunan Galata ile limandaki (Galata Limanı) Ceneviz gemilerine de gülle isabet edebileceÄŸi ÅŸeklindeydi. O zaman Sultan Mehmed Han, “Cenevizlilerle ahdimiz vardır. Onlara zararımız câiz deÄŸildir” cevabını vermiÅŸ, kararını uygulayamamanın sıkıntısı ile uykusuz bir gece geçirmiÅŸ, sabaha kadar düşünerek, zamana göre çok ileri bir teknikte, bugünkü havan toplarına çok benzer, dik mermi yollu bir silâhın planını çizerek, mermi yolunun çizeceÄŸi kavsin ve menzilinin hesaplarını, yani balistik hesaplarını yaparak, ilk olarak havan topu döktürdü. Böylece, Osmanlı donanmasının Haliç’e indiÄŸi gün, havandan atılan güllelerle, Bizans donanmasına göz açtırılmadı. Donanmayı gören Bizans, büyük bir korkuya kapıldı. İmparator Konstantin Dragazes bir heyet göndererek; “Ne kadar ağır olursa olsun, bir vergi karşılığında kuÅŸatmanın kaldırılmasını” teklif etti. Sultan Mehmed Han da; “İstanbul kalesinin teslimi karşılığında imparatora Mora despotluÄŸunu” verebileceÄŸini söyledi. Bizans, bunu kabul etmedi. Bu arada Bizans’ı savunmada yardımcı olan, Venedik ve Cenevizlilerin arasında, komuta ve savunma tedbirleri hususunda büyük anlaÅŸmazlıklar çıktı. Birbirlerini kaçmaya niyetli olmakla suçlamaya baÅŸladılar. Hattâ Venedikliler, bu şüphenin kalkması için, Haliç'teki Venedik ve Ceneviz gemilerinin yelken ve dümenlerinin karaya taşınmasını teklif ettiler.

Bizans ilk korkuyu atlatınca, âni bir gece baskınıyla Osmanlı donanmasını yakmayı plânladı. Bu teklifi yapan ve icraya çok istekli olan Venedikli G. Cocco’ya vazife verildi. Buna göre hazırlanacak iki kadırga, KasımpaÅŸa Koyundaki Osmanlı donanması üzerine geceleyin gizlice yanaÅŸarak yakacaktı. Bizans’ın bu kararını öğrenen Galata Belediye BaÅŸkanı Anzolo Zaciria, Bizans liman reisi Diedo’ya haber göndererek; “Bu baskını bu gece yapmayınız, baÅŸka geceye ertelerseniz Osmanlı gemilerini batırmak için bizim de geniÅŸ yardımlarımız olur” dedi. Bunun üzerine Bizans baskını, 24 Nisan yerine 28 Nisana ertelendi. Aynı Galata Belediye BaÅŸkanı, güvendiÄŸi bir adamını, Osmanlı kumandanı ZaÄŸanos PaÅŸaya göndererek, durumu ihbar etti. Bunun üzerine, haberi gayet gizli tutan ZaÄŸanos PaÅŸa, KasımpaÅŸa’daki gemilere çok sayıda tüfekli asker ve kıyı topları koydurdu. Bu baskını teklif eden Venedikli Cocco, zaferden emin bir ÅŸekilde baskına en önde katılmak isteyip, kendi kadırgası ile Türklerin üzerine saldırdı. Hazırlıklı olan Türk gemileri, derhal güllelerini atmaya baÅŸladılar ve neticede baskına gelenlerin, baÅŸta Cocco olmak üzere, hepsi kısa bir zamanda Haliç’in dibini boyladılar.

23 Nisan günü Osmanlı kuvvetleri, seri bir ÅŸekilde Haliç üzerine bir köprü kurmaya baÅŸladılar. Galata tarafında Humbarahâne ile Bizans tarafında bugünkü Defterdar arasına kurulmaya baÅŸlanan bu köprünün geniÅŸliÄŸi beÅŸ buçuk metre kadardı. Cenevizlilerden satın alınan boÅŸ ÅŸarap fıçıları ile bazı küçük kayıkların üzerine geniÅŸ kalaslar baÄŸlanarak bir ucu serbest olarak inÅŸa edildi. Bu köprüyü, akılları ermeyen Bizanslılar, “Su üstünde yürüme sihri!” diye deÄŸerlendirmiÅŸlerdir. Esasında bu, kendilerinin içtikleri ÅŸaraplardan boÅŸalan fıçıların yardımıyla yapılan bir köprüydü. Bu köprü, İstanbul’un fethine kadar asker ve malzeme naklinde kullanılarak, yanlarına konan küçük toplarla, zayıf Bizans surları dövüldü.

18 Mayısa kadar kara ve denizde devam eden muharebeler, yeni bir kuşatma silâhının surların kenarında kullanılması ile tekrar kızıştı. Osmanlı kuvvetleri geceleyin, ağaçtan yapılmış, İstanbul surlarından daha yüksek, yürüyen bir kuleyi, surlara on adım mesafeye getirdiler. Sabah güneşin ilk ışıkları ile ortalığı seçmeye başlayan Bizans müdafîleri, bu yürüyen kuleden çok korktular. Bir gecede yapılan bu kulenin iskeleti, iki kat deve derisi ile kaplanıp, ateşe karşı dayanıklı olması için arası toprakla doldurulmuştu. Üst katlarına merdivenle çıkılan yürüyen kulenin gövdesinde, ateş açma pencereleri vardı. Sura yaklaşan kuledeki askerler yıkım yaparken, etraftaki askerler de hendekleri dolduruyorlardı.

23 Mayısta surlarda açılan gediklerde Bizans askerlerinin savunmada gösterdikleri yılgınlık üzerine, Sultan Mehmed Han, umumî taarruzdan evvel, imparatora bir defa daha teslim teklifinde bulundu. Bu maksatla İsfendiyaroÄŸlu Kasım Beyi elçi gönderdi. Osmanlı elçisi, Bizans’ta imparator tarafından merasimle karşılandı. Elçi, Sultanın; “Umumî taarruzun doÄŸuracağı felâket ve dehÅŸeti takdir edersiniz. Åžehri saÄŸ salim bırakmak isteriz. İmparator, bütün mal ve hazineleri ile, istediÄŸi yere çekilip gidebilir. İstanbul halkından da isteyenler her ÅŸeylerini alıp gidebilir. Kalmak isteyenler de mal ve mülklerini muhafaza edebilmek hakkına sahiptirler. İmparatora, Mora DespotluÄŸu verilecektir” ÅŸeklindeki isteklerini bildirdi. Ayrıca ve dostça, bunların kabulünü özellikle rica etti. Bu istek, uzun toplantılardan sonra reddedildi. Bizans’ın cevabı; “Sultan barış istiyorsa muhasarayı kaldırsın, ne kadar ağır olursa olsun istenen vergi verilecektir. Åžehri teslim etmek yetkim yoktur” ÅŸeklinde oldu.

Osmanlı elçisinin ordugâha dönmesinden sonra, 26 Mayıs günü, Macar Kralı Vladislas’ın elçilik heyeti gelerek; “Bizans kuÅŸatmasının kaldırılmasını, eÄŸer kaldırılmayacak olursa, Macaristan’ın Bizans tarafında yer alacağını, ayrıca batılı Hıristiyan devletlerinin gönderdiÄŸi büyük bir donanmanın İstanbul’a yaklaÅŸmakta olduÄŸunu” bildirdi. Osmanlı karargâhında bazı bozguncu sözler dolaÅŸmaya baÅŸladı. Çandarlı Halil PaÅŸa kuÅŸatmanın kaldırılmasına taraftardı. Sultan ve ZaÄŸanos PaÅŸa ise umumî hücumun derhal yapılmasını istiyordu. Toplanan harp meclislerinde tereddütler hâsıl oluyordu. Sultan’ın hocası ve en büyük desteklerinden, büyük âlim AkÅŸemseddin, PadiÅŸah’a yazdığı bir arzda “sert ve enerjik” davranılmasını öğütlüyordu. Bunun üzerine toplanan son harp meclisinde, “daha fazla beklemenin ordudaki bozguncu dedikoduları arttıracağı” düşüncesi ile derhal taarruz kararı alındı. Bu arada ZaÄŸanos PaÅŸa, Hadım Åžahabeddin PaÅŸa, Turhan Bey, AkÅŸemseddin ve Molla Gürânî, bu kararı destekler mahiyette asker arasında maneviyatı yükseltici konuÅŸmalar yaptılar.

Böylece, 26 Mayıstan itibaren, Osmanlı ordugâhında büyük ÅŸenlikler baÅŸladı ve 28 Mayıs gecesi saat 24.00’e kadar devam etti. 28 Mayıs günü, günün batması ile birlikte bütün Osmanlı birlik ve gemileri, mum donanması yaptılar. Sanki Bizans bir ışık çemberi ile çevrilmiÅŸti. Her yerden, tüyleri ürperten tekbir sesleri geliyordu. Bizans halkı, bu ışık ve seslerden dehÅŸete düştü. Sokaklar, dua eden, yalvaran insanlarla doluydu. Bizans komutanı Justiniani, gündüz göğsünden bir ok yarası aldı. Ölüm korkusuna kapılan genç ve tecrübesiz Cenevizli, yerine vekil bırakmadan komutanlık gemisine çekildi. Justiniani’nin İstanbul savunmasını terk etmesi ve Bizanslılara, herkesin başının çaresine bakıp, kiliselerde dua etme tavsiyesi, ahâlinin zaten zayıf olan maneviyatını iyice bozdu.

Gece saat 24.00’te mum donanmasının her tarafta birden bire sönmesi, Bizanslılar üzerinde daha büyük bir yıkıntı meydana getirdi. Osmanlı karargâhının sessizliÄŸi, ürpertici idi. Gece yarısından sonra Osmanlı topçusu hazırlık ateÅŸine baÅŸladı. Mehterler cenk havalarını çalıyordu. Bizans imparatoru, kilisede yapılan âyinden dönüp, sarayında zırhını giydi. Yakınları ile vedalaÅŸtı. Surları son bir defa daha kontrol için EÄŸrikapı bölgesine geldi. Vakit gece yarısını çoktan geçmiÅŸti. Osmanlı ordugâhının sessizliÄŸi, imparatoru şüpheye düşürdü. Atından inerek, surların üstüne çıkıp aÅŸağıları dinledi. Sur dibindeki insan uÄŸultusu, her ÅŸeyi anlatmaya yetti. Çünkü bu, Osmanlı askerinin sur dibine intikal etmekte olduÄŸunu, sabaha umumî taarruz yapılacağını anlatıyordu. Atına binip süratle Topkapı bölgesine gitti. Bizanslı Dolfin, bu gece gördüklerini şöyle anlatıyor: “Son gece Bizans komutanları, hiç kimsenin geceleyin savundukları mevzilerden ayrılıp gitmemesi için, askerlerini tahkimatın içine kapattılar ve kapalı tahkimat kapılarının başına nöbetçi diktiler.”

29 Mayıs sabahı Sultan Mehmed Han, sabah namazından sonra, güneÅŸ yükselince, iki rekat namaz kılarak kılıcını kuÅŸanıp, atına bindi ve gece yarısından beri surları döven Osmanlı topçusunun, hedefi iyice yumuÅŸattığına kanaat getirerek, umumî hücum emrini verdi. Osmanlı askeri, arkadaÅŸlarının yaralanmasına ve ÅŸehid olmasına aldırmadan “Allah Allah” nidalarıyla hücuma geçti. Ellerine geçirdikleri her türlü vasıtalarla surlara tırmanmaya çalışıyorlardı. Bu sırada Ulubatlı Hasan, otuz kadar arkadaşıyla ilk defa surlar üzerine Osmanlı sancağını dikti ise de, ÅŸehid edildi. Osmanlı kuvvetleri, muhtelif bölgelerden, dalga dalga İstanbul’a girmeye baÅŸlamışlardı. Bizans halkı, panik içerisinde saÄŸa sola kaçışıyor, bilhassa Ayasofya’ya sığınmaya çalışıyorlardı. Türk kuvvetleri, Aksaray bölgesinde birleÅŸtiler ve Ayasofya’ya doÄŸru ilerlediler. Kiliseye sığınmış olan ahâliye kapıları açtırdılar. Fakat, güçsüz ve acınacak durumdaki bu insan yığınına kılıç çekmediler, onlara dokunmadılar.

29 Mayıs Salı günü öğleye doÄŸru, kır atının üstünde, yanında hocaları ve ordu kumandanları olduÄŸu halde muhteÅŸem bir alayla Topkapı’dan İstanbul’a giren genç hükümdar, doÄŸruca Ayasofya’ya gitti. Fatih adıyla anılmaya hak kazanan 21 yaşındaki Sultan Mehmed Han, Bizanslıların alkış ve tezahüratı, Türk askerlerinin dört bir taraftan göklere yükselen ezan ve tekbir sesleri arasında, Ayasofya önüne geldi. Ayasofya, aÄŸzına kadar, kadın-erkek Rumlarla doluydu. Bizanslıların hüngür hüngür aÄŸlamalarından hasıl olan gürültüyü susturarak, sükûtu saÄŸlayan Fatih Sultan Mehmed Han, Ayasofya’da şükür namazı kıldı. Yerlere kapanan ahâli, rahip ve eski Ortodoks patriÄŸine karşı; “Kalkınız! Ben Sultan Mehmed, sana ve bütün ahâliye söylüyorum ki, bugünden itibaren ne hayatınız ve ne de hürriyetiniz hususunda, benim gazabımdan korkmayınız” hitabında bulundu.

Cenevizliler dahil, bütün sanat ve ticaret erbabıyla ahâlinin din, mezhep hürriyeti temin edilip, sulh, sükûn saÄŸlandı. Fatih, Ayasofya’nın içini gezerek bu mabedin Cuma gününe kadar cami hâline getirilmesini emretti. Emevîler devrinde yapılan ikinci İstanbul kuÅŸatmasında vefat edip, surlar önüne defnedilen, Eshâb-ı kirâmdan hazret-i Ebû Eyyûb-i Ensârî’nin kabri, Fatih’in hocalarından AkÅŸemseddin Efendi tarafından keÅŸfedilip, daha sonra buraya türbe ve cami yapıldı. Nihayet Cuma günü maiyeti ile Ayasofya’ya gelen Fatih, İstanbul’da ilk Cuma namazını burada kıldı. 655’ten 1453 tarihine kadar devam eden bir idealin (Feth-i Mübîn) gerçekleÅŸtirildiÄŸi, fetihnâmelerle bütün İslâm âlemine müjdelenip dünyaya ilan edildi.

İstanbul fethedilmekle, Osmanlı Devleti toprakları arasında sıkışıp kalan, mevcudiyeti ve siyaseti ile daima bir tehlike teÅŸkil eden, 1123 yılı İstanbul’da geçen, 1480 yıllık DoÄŸu Roma İmparatorluÄŸu’na son verildi. Osmanlı Devletinde yükselme devri baÅŸlayıp, Cihanşümul hakimiyet fikri geliÅŸti. İnsanlığı iman birliÄŸi içinde bir tek devlet ve hükümdar hakimiyetinde toplamak için teÅŸebbüse geçildi.

Fethin getirdikleri:

İstanbul, 1457’deki büyük Edirne yangınından sonra baÅŸÅŸehir olmuÅŸtur. İstanbul’un fethi, Avrupalıları, Balkanları ve hattâ Anadolu’da komÅŸularını yüzlerce yıl Türklere karşı kışkırtan köhnemiÅŸ Bizans’ın yıkılmasını saÄŸlamıştır. Fatih Sultan Mehmed Han, yüzyıllardır Hıristiyan âleminin doÄŸudaki en kuvvetli dayanağını yıkarak, Türk-İslâm gücünü bütün dünyaya göstermiÅŸtir. Avrupalılar da, bu yeni gelen topluluÄŸun, sıradan bir topluluk olmadığını anlamıştır. OrtaçaÄŸda Osmanlıları Avrupa’dan sürüp atmak için Haçlı seferleri düzenleyenler, kendi toplulukları üzerindeki tesirlerini kaybettiler. Bu tarihten sonra papalar, kendi baÅŸlarına kaldılar. Fatih Sultan Mehmed Hanın, Rumları, onların Ortodoks kilisesini ve patriÄŸini kendi himayesi altına alması, onlara esaslı haklar vererek, vicdan serbestliÄŸi tanıması, dış âlemde de Türklere karşı olan akımları ve Bizans’ı düzeltmeye kalkışma niyetlerini önlemiÅŸ oldu. Kilise üzerindeki bu otorite, Osmanlı hudutlarını da taÅŸarak Ortodoks olan bütün kavimlerin Osmanlı İmparatorluÄŸuna dolaylı da olsa baÄŸlanmasına vesîle oldu. Bu arada Sırp ve Mora despotları, Sakız ve Midilli beyleri ile Trabzon Rum İmparatoru yüksek vergiler karşılığında sulh teklif ettiler. Fetihle; o zamana kadar Akdeniz, Marmara ve Karadeniz sahillerinin ticaretini elinde tutan Venedik’in üstünlüğüne son verilmiÅŸ; Karadeniz, Osmanlı Gölü hâline getirilmiÅŸtir. İstanbul’un fethi; toplam alanı on yedi kilometre kareyi geçmeyen bir ÅŸehrin elde edilmesi deÄŸil, çaÄŸ açan ve bir çağı kapatan büyük hâdisedir. Osmanlı Devletinin çeÅŸitli din ve ırklardan olan insanları idare etmeye baÅŸlamasıyla cihanşümullaÅŸtığı bir hâdisedir.

Çaka Bey zamanından beri Türklere denizi ve denizciliÄŸi ÅŸiddetle yasaklayan Venedik’in deniz ticareti engellenmiÅŸ, onlar da, bundan sonra korsanlığa baÅŸlamışlardır. Fetihle beraber, İstanbul, sefahat yeri olmaktan çıkarılmış, dünyanın ilim ve kültür merkezi hâline getirilmiÅŸtir. Derhal devrin ilk, orta ve yüksek dereceli öğretim müesseseleri olan medreseler kurulmuÅŸ, bunlarda ilâhiyat, hukuk, tarih, coÄŸrafya, edebiyat, tıp, güzel sanatlar, matematik, geometri, astronomi, fizik dallarında deÄŸerli pek çok kimse yetiÅŸmiÅŸtir. Osmanlıların her gittiÄŸi yerde olduÄŸu gibi, İstanbul’da da kütüphaneler kurulmuÅŸtur. En mühimi, bu fetihle doÄŸudan batıya ve batıdan doÄŸuya yapılabilecek her türlü askerî harekâta doÄŸrudan müessir bir toprak parçası, Türklerin eline geçti.

İnsanların en büyük ihtiyacı olan hak ÅŸuuruyla adalet nizamı, Avrupa’da Hıristiyan âlemine Türk idaresi sayesinde girdi. İslâm dininin hak, hukuk ve adalet esasları, güzel ahlâk sahibi Müslümanların, İstanbul’da tesis ettiÄŸi idare sayesinde saÄŸlam temellere dayandı. Bunu da Avrupa, İstanbul’un fethi sayesinde öğrendi. Hıristiyanlar, kadı (hakim) karşısında hükümdarla gayrimüslim bir vatandaşın bile muhakeme edildiÄŸine, İstanbul’un fethinden sonra İslâm ve Türk adaletinin sarsılmaz kaidelerine ÅŸahit oldular.

Fatih Sultan Mehmed Hanın genç yaşında, balistik hesaplarını bizzat yapıp, döktürdüğü toplar, zamanın en büyük ve tesirli silahıydı. Topçuluk tekniÄŸinin, dünya tarihini deÄŸiÅŸtirecek ilk büyük zaferi, İstanbul’un fethidir. Avrupa kralları, top sayesinde, otoritelerini hiçe sayan, ahâliye esir muameleleri yapan derebeylik (feodalite) usulünü kaldırdılar. Merkezî otorite kuvvetlenip, millî birlik esasına göre kurulan devletler, Avrupa haritasında kalıcı sınırlar meydana getirdiler. Hıristiyan Avrupa’da kültür ve medeniyet geliÅŸti. DoÄŸu ticaret yollarının bütünüyle Türk ve İslâm ülkelerinin eline geçmesi, Avrupalıları, ihtiyaçlarını temin için yeni yollar aramaya sevk etti. Ticarî yollar aramak için keÅŸiflere çıktılar. Yeni ülkeler keÅŸfettiler. Gemicilik geliÅŸip, denizaşırı ülkelere açıldılar. KeÅŸif ve buluÅŸlarda bulunulup, teknik, kültür ve medeniyette büyük geliÅŸmeler oldu.

İstanbul’u Fetheden Yeniçeriye Gazel

Vur pençe-i Âlî’deki ÅŸemşîr aÅŸkına
Gülbang-ı âsmânı tutan pîr aşkına

Ey leÅŸker-i müfettihü’l-ebvâb vur bugün
Feth-i mübîni zâmin o tebşîr aşkına

Vur deyr-i küfrün üstüne rekz-i hilâl içün
Gelmiş bu şehsüvâr-ı cihangîr aşkına

Düşsün çelengi Rum’un, eÄŸilsün ser-i Firenk
Vur Türk’ü gönderen yed-i takdîr aÅŸkına

Son savletinle vur ki açılsın bu sûrlar
Fecr-i hücûm içindeki Tekbîr aşkına.

AddThis Social Bookmark Button
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Gönder (Ctrl+Enter)
İptal
JComments
Copyright © 2009 Sehit tema.Yeni tasarim tema; |  Web Tasarim Tema Yapimci ByVATAN
RSS|Byvatan Radyo|Sitemizi Oner;| Yukari Cik