





![]() | Bugün | 765 |
![]() | Dün | 574 |
![]() | Bu Hafta | 3237 |
![]() | Gecen Hafta | 3684 |
![]() | Bu Ay | 12875 |
![]() | Gecen Ay | 14877 |
![]() | Toplam | 361531 |
| 14678 Toplam | |
| 0 Bugun | |
| 3 Bu Hafta | |
| 7 Bu Ay | |
| 32 Bu Yil |
Akkoyunlu Devleti'ni ortadan kaldıran, Âzerbaycan, Irak-ı Arab ve İran’ı ele geçirerek Ceyhun Nehrine kadar hududunu geniÅŸleten Åžah İsmail, 1510’da, doÄŸudaki Sünnî Özbekler'i de yendikten sonra, Anadolu’ya yöneldi. GönderdiÄŸi dâî ve halifeleri vasıtasıyla yaptığı propagandalarda, Osmanlı hudutları içindeki Åžiîleri kendisine baÄŸlamaya, fırsat buldukça da isyanlar çıkarmaya baÅŸladı.
Yavuz Sultan Selim Han ise, Anadolu’yu bölüp parçalamak ve batıya açılan her seferde Osmanlı'yı arkadan vurmak emelinde olan Åžah İsmail’e, kesin bir darbe indirmek niyetindeydi.
Nitekim bu gaye ile ÅŸehzadeler ve dahildeki fesatçıların iÅŸini halleden Yavuz Sultan Selim Han, 10.000 azab askerinin hazırlanması için Anadolu’ya hükümler gönderdiÄŸi gibi, bütün kuvvetlerin YeniÅŸehir Ovasında kendisine katılmasını emretti. Aynı zamanda Manisa valisi olan oÄŸlu Süleyman’ı Edirne’ye getirterek, Rumeli muhafazasında alıkoydu. Nisan 1514’te İstanbul’dan Üsküdar’a geçen Yavuz Sultan Selim Han, Åžah İsmail’in halifelerinden olup esir bulunan Kılıç adında birisi vasıtasıyla, Åžah’a, Farsça bir name gönderdi. Yavuz Sultan Selim Han bu namede; Åžah’ın Müslümanlığa aykırı hareketlerinden ve mezaliminden bahsederek, kendisinin Müslümanlığı takviye ve mezalimi kaldırmak için faaliyete geçtiÄŸini, yaptığı iÅŸler sebebiyle Åžah’ın katline fetva verildiÄŸini ve kılıçtan evvel İslâmiyet'i kabul etmesi lâzım geldiÄŸini, bunun için Safer ayında İstanbul’dan hareket ettiÄŸini ve bizzat muharebeye hazır olacağını, bildirmiÅŸti. Elçi Kılıç, Åžah İsmail’i Hemedan’da bularak nameyi vermiÅŸ ve o da muharebeye hazır olduÄŸunu bildirmiÅŸti. Åžah İsmail bu namesinde; “Er isen meydana gelesin, biz de intizardan kurtuluruz” demiÅŸti.
Günlerce doÄŸuya doÄŸru yol alan Yavuz Sultan Selim Han, Åžah İsmail ve ordusundan bir haber alınamaması üzerine, bu mektuba ağır bir cevap vermiÅŸ ve demiÅŸtir ki: “Davete icabet edip uzun yolları geçerek memleketine girdik, fakat sen meydanda görünmüyorsun. PadiÅŸahların ellerindeki memleket, onların nikâhlısı gibidir, erkek ve yiÄŸit olanlar kendisinden baÅŸkasının elini ona dokundurtmazlar. Halbuki bunca gündür askerimle memleketine girip yürüyorum, hâlâ senden bir haber yok. Bundan sonra da saklanıp görünmezsen erkeklik sana haramdır, miÄŸfer yerine yaÅŸmak ve zırh yerine çarÅŸaf giyip serdarlık ve ÅŸahlık sevdasından vazgeçesin.”
Yavuz Sultan Selim Han, bu namesiyle beraber, Åžah İsmail’in gönderdiklerine mukabele olarak hırka, ÅŸal ve çarÅŸaf gönderdi. Bir taraftan bu mektuplaÅŸmalar devam ederken, diÄŸer yandan Yavuz’un ordusu, harap yollarda bin bir müşkülâtla yol alıyordu. Bu durum, Åžah İsmail ile muharebe aleyhtarlarına fırsat verdi. Bunların yavaÅŸ yavaÅŸ askeri tahrik etmeye baÅŸlamasıyla, orduda fısıltılar çoÄŸaldı. Erzincan’a gelindiÄŸi zaman, asker, kumandanlar ve vezirler düşmanın meydanda olmamasından dolayı daha ileri gidilmemesini ve geri dönülmesini hükümdara söylemek istedilerse de, PadiÅŸah’ın Âzerbaycan’ın merkezi Tebriz’e 40 merhale yolları kaldığını belirtip o tarafa gidileceÄŸini beyan etmesi üzerine, korkularından seslerini çıkaramadılar. Fakat bu durumu PadiÅŸah’a arz etmesi için, Karaman valisi olup PadiÅŸah’ın çok sevip itimad ettiÄŸi Hemdem PaÅŸayı gönderdiler. Hemdem PaÅŸa, bu ısrarlara dayanamayıp PadiÅŸah’a, ileri gidilmemesi hakkında ordunun mütalaasını arz etti. Ancak, ÅŸiddetle cezâlandırılarak, yerine, ümeradan Zeynel Bey, Karaman beylerbeyi oldu. PadiÅŸah’ın bu hareketi, vermiÅŸ olduÄŸu katî kararın önlenmesine mani olmak içindi. Bunda bir ölçüde baÅŸarı ve orduda sükûnet saÄŸlandı. Bu arada Bayburt’u zaptetmek üzere Trabzon sancakbeyi Mehmed Bey kumandasında bir miktar kuvvet yollandı.
Ordu, EleÅŸkirt civarına geldiÄŸi zaman, bu defa yeniçeri ocağı tahrik edildi. Bunlar ayaklandıkları gibi, PadiÅŸah’ın çadırına; “Düşman meydanda yok, bu harap yerlerde ilerlemek, askeri beyhude telef etmektir, geri dönelim” tarzında yazılmış mektuplar bırakıldı. Hattâ daha da ileri giden yeniçeriler, bir sabah PadiÅŸah’ın çadırına ok atacak kadar iÅŸi azıttılar.
Bu hâdise üzerine Yavuz Sultan Selim Han, derhal atına atladı ve yeniçerilerin içine girdi. Askere hitaben; “Biz henüz kastettiÄŸimiz yere varmadık, düşmanla karşılaÅŸmadık, dönmek ihtimali yoktur, hattâ bunu düşünmek bile hayaldir. Teessüf olunur ki Åžah’ın maiyeti kendi efendileri yoluna can verdikleri halde, biz ÅŸerîat-ı Ahmediyye’ye muhalif hareket eden bunları yola getirmek için bu serhatlara kadar gelmiÅŸken, bir takım gayretsizler, bizi yolumuzdan geri çevirmek isterler. Biz, katiyen yolumuzdan dönmeyeceÄŸiz. Ülülemre itaat edenlerle, kastettiÄŸimiz yere kadar gideriz. Kalpleri zayıf olanlar, ehlü ıyâllerini düşünenler ve yol zahmetini bahane edenler, kendileri bilirler. Dönerlerse dîn-i mübîn yolundan dönerler. EÄŸer bahane, 'düşman gelmedi' ise, düşman daha ileridedir. Er iseniz benimle beraber gelin ve illâ ben tek başıma da giderim” diye atını ileriye sürünce, yaptıklarından utanan yeniçeriler, PadiÅŸah’ı takip etmeye baÅŸladılar.
Hakikaten ordu, yiyecekten çok sıkılıyordu. Trabzon yoluyla gelmekte olan zahire, kâfi deÄŸildi. Nihayet, akıncı kumandanı MihaloÄŸlu’yla DulkadiroÄŸulları'ndan ÅžehsuvaroÄŸlu Ali Beyden gelen haberler neticesinde, Åžah İsmail’in meydana çıktığı haberi alındı. İki ordu, 22 AÄŸustos 1514’te Çaldıran sahrasında karşı karşıya geldi.
23 AÄŸustos günü, Türkiye’nin kaderini tayin eden tarihî günlerden biriydi. Osmanlıların baÅŸarısızlığı, Orta Anadolu’nun KızılbaÅŸ Safevîler'in eline geçmesini saÄŸlayacak, bunun neticesinde ise Åžiî hareketi bütün Anadolu’ya yayılacaktı. Çaldıran sırtlarından ovaya inen Osmanlı ordusunun merkezinde, kapıkulu askerleriyle beraber Yavuz Sultan Selim Han vardı. SaÄŸ kola Anadolu Beylerbeyi Hadım Sinan PaÅŸa ve sol kola Rumeli Beylerbeyi Hasan PaÅŸa kumanda edecekti. Yeniçerinin önüne azaplar sıralanmış ve onların önüne de beÅŸ yüz darbezen top yerleÅŸtirilmiÅŸti.
Åžah İsmail, saÄŸ kola en büyük kumandanı DurmuÅŸ Han Åžamlu ve Nur Ali Halîfe, sol kola Diyarbakır Beylerbeyi Ustaclu oÄŸlu Mehmed Hanı koyarak kendisi muhafızlarıyla beraber geride, ihtiyatta kaldı. İki taraf kuvvetleri eÅŸit görünüyordu. Osmanlıların yaya, yani yeniçeri kuvvetleri çok muntazam olup, buna mukâbil Åžah’ın da 60.000 kiÅŸilik mükemmel süvâri kuvveti vardı. Osmanlı kuvvetleri açlık ve sıkıntı içinde yaklaşık 2500 kilometrelik yolu kat edip, yorgun bir halde gelmiÅŸlerdi. Åžah’ın kuvvetleri ise zinde ve dinç idi; zaten Åžah’ın maksadı, Osmanlı ordusunu yormak ve sonra imha etmekti.
Harp, çok ÅŸiddetli bir ÅŸekilde baÅŸladı. Åžah’ın saÄŸ cenahı, ÅŸiddetli bir hücumla, Osmanlıların sol cenahını bozdu. Beylerbeyi Hasan PaÅŸa, bu sırada ÅŸehid düştü. Bu bozgun, azapların, topların önünden içeri alınamaması ve topların zamanında ateÅŸlenememesi yüzünden meydana geldi. Ancak, saÄŸ kol kumandanı Hadım Sinan PaÅŸa, tam zamanında topları ateÅŸlemeye muvaffak oldu. Hafif toplar, Åžah’ın sol kol kuvvetlerini periÅŸan etti. Ustaclu oÄŸlu Mehmed, öldürüldü. Bu arada merkezdeki yeniçerilerin, Åžah’ın galip gelen saÄŸ cenahına, yoÄŸun bir tüfek atışı baÅŸlatması ile Safevîler tarafında, tam bir bozgunluk baÅŸ gösterdi. Bu sırada Åžah İsmail, kurÅŸunla kolundan yaralanarak atından düşmüştü. Osmanlı kuvvetlerinin eline geçmesi, an meselesiydi. Tam bu sırada, Åžah’a benzeyen ve onun gibi giyinmiÅŸ olan Hızır adında bir seyis, Åžah benim diye ortaya atıldı. Osmanlı birlikleri, bu adamı esir ederken, Åžah İsmail, temin ettiÄŸi bir atla, arkasına bakmadan Tebriz’e kaçtı. Hattâ burada da kendisini emniyette görmediÄŸinden, İran içlerine çekildi. Åžah’ın bütün eÅŸya ve karargâhı ile beraber, hanımı Taçlı Hatun da esir edildi. Muharebe esnasında Osmanlılardan, Karaman Beylerbeyi Zeynel PaÅŸa ve Anadolu Beylerbeyi Sinan PaÅŸa ile beraber dokuz sancak beyi ÅŸehid oldu. Safevîlerden ise on dört beylerbeyi ve dokuz sancakbeyi muharebe meydanında öldü.
Çaldıran’da kesin bir zafer kazanan Yavuz Sultan Selim Han, muzaffer bir ÅŸekilde Tebriz’e girdi ve ÅŸehirde sekiz-dokuz gün kadar kaldı. Tebriz’deki sanat erbabı, tüccar ve iÅŸe yarayacaklardan bin haneyi İstanbul’a naklettirdi. 8 Eylülde Cuma namazında, Tebriz ÅŸehrinde hutbe, Sünnî akîdesine göre ve Sultân-ı iklîm-i Rûm Selîm ibni Bayezid ibni Mehmed bin Murad bin Bayezid adına okundu.
Yavuz Sultan Selim Hanın, tamamen deha mahsulü bir taktikle, on iki saatte, henüz hava kararmadan kesin netice aldığı Çaldıran Muharebesi, tarihin en büyük ve nadir meydan muharebelerindendir. Çaldıran Zaferi, Anadolu’nun siyasî ve içtimâî tarihi bakımından çok mühim sonuçlar doÄŸurmuÅŸtur.