





![]() | Bugün | 771 |
![]() | Dün | 574 |
![]() | Bu Hafta | 3243 |
![]() | Gecen Hafta | 3684 |
![]() | Bu Ay | 12881 |
![]() | Gecen Ay | 14877 |
![]() | Toplam | 361537 |
| 14678 Toplam | |
| 0 Bugun | |
| 3 Bu Hafta | |
| 7 Bu Ay | |
| 32 Bu Yil |
1595 yılında Sultan Üçüncü Mehmed Han (1595-1603) tahta geçtiÄŸi zaman Osmanlı kuvvetleri, Avusturya ve Alman kuvvetleri karşısında arka arkaya maÄŸlubiyetler alıyordu. Bilhassa Estergon’un düşman eline düşmesi, bütün yurtta derin bir üzüntüye yol açmıştı. BoÄŸdan ve Eflâk’ta durum tamamen Osmanlılar aleyhine olduÄŸu gibi, Osmanlılara ait olan İbrahil, Kili, Silistre, Yergöği, Rusçuk, Akkirman ve Varna da elden gitmek üzereydi. Bu sebeple Sultan Üçüncü Mehmed Han, hocası Sâdeddin Efendinin de tavsiyesiyle, bizzat Avusturya seferine çıktı. Kanunî Sultan Süleyman Hanın ölümünden, 30 yıl geçtiÄŸi halde hiçbir padiÅŸah, ordusuna bizzat baÅŸkomutanlık etmemiÅŸti.
21 Haziran 1596’da kapıkulu ocaklarıyla beraber hareket eden Sultan Üçüncü Mehmed Han, 11 Ekim 1596’da EÄŸri Kalesini teslim aldı. Kale muhafazasına, Anadolu Beylerbeyi Lala Mehmed PaÅŸa'yı bırakarak kendisi, Macarların KereÅŸdeÅŸ dedikleri Haçova’ya geldi. Osmanlı ordusu Haçova’ya geldiÄŸi zaman burada imparatorun kardeÅŸi ArÅŸidük Maksimilyan’ın kuvvetleriyle karşılaÅŸtı. ArÅŸidük’ün kumandası altında gerek Alman, Macar ve gerekse diÄŸer devlet ve milletlerden toplanmış büyük bir ordu vardı. Kırım Hanı Gazi Giray’ın, biraderi Fetih Giray ile gönderdiÄŸi Tatar kuvvetlerinin de birlikte bulunduÄŸu Osmanlı ordusu, 100.000 kiÅŸi civarındayken, düşman ordusu 300.000 kiÅŸiye yaklaşıyordu. Düşman kuvvetlerinin Osmanlı ordusuna âni baskın yapmasından endiÅŸe edildiÄŸinden, Cafer PaÅŸa kumandasında on beÅŸ bin kiÅŸilik bir öncü kuvveti gönderildi. Cafer PaÅŸa, bu kuvvetin azlığından bahisle sonucun kötü olabileceÄŸini bildirdi. Fakat Sadrazam İbrahim PaÅŸaya dinletemedi. Aslında düşman, Cafer PaÅŸanın tahmininden de çoktu.
Cafer PaÅŸa, aldığı emri yerine getirmek için, düşman üzerine korkusuzca baskın yaptı. Ancak, elindeki 15 000 kiÅŸilik kuvvet, muazzam düşman kuvveti karşısında eriyordu. Cafer PaÅŸa; “Alnımızın yazısı bu imiÅŸ” diyerek korkusuzca ve yüz döndürmeden çarpışıyordu. Rumeli Beylerbeyi, kuvvetleriyle geri çekildi. Muharebeden çekilmeyen Cafer PaÅŸayı ise, yanındaki tecrübeli hudut komutanları, zorlukla savaÅŸ alanından uzaklaÅŸtırdılar. Bütün ağırlık ve toplar düşman eline geçti.
Karşılaşılan bu hezimet dolayısıyla son derece üzülen Sultan Üçüncü Mehmed Han, derhal harp meclisini topladı ve ne suretle hareket edeceğine dair ordu görüşmesi yapıldı. Padişahın kumandayı veziriâzama bırakıp geri çekilmesinin uygun olacağı düşüncesine karşı Hoca Sâdeddin Efendi:
“Bu büyük bir iÅŸtir. Hasan PaÅŸa, İbrahim PaÅŸa ve gayrisi ile olur biter iÅŸ deÄŸildir; bizzat saadetlü padiÅŸahın, askere baÅŸ olup gitmesi lâzımdır” dedi.
Ertesi sabah (26 Ekim), iki tarafın kuvvetleri harp vaziyeti alıp birbirine yanaştı. Osmanlı ordusunun merkezinde, Üçüncü Sultan Mehmed Han vardı. Başının üzerinde sancak-ı şerîf dalgalanıyordu. Padişahın sağında vezirler, solunda kadıaskerler (kazaskerler) ile Hocası Sâdeddin Efendi bulunmakta idi. Sol kolda Anadolu, Karaman, Halep, Maraş eyaletleri ve sağ kolda Rumeli ve Temeşvar beylerbeyleri kuvvetleri vardı.
Muharebenin baÅŸlamasıyla birlikte düşman birlikleri, PadiÅŸahın bulunduÄŸu merkez kısmını sardılar. Düşman ateÅŸi tehlikesine düşen PadiÅŸah, otağına çekilerek, sırtına Peygamber efendimizin hırka-i ÅŸerîfini giyip eline mızrağını aldı. SaÄŸ koldaki Rumeli Beylerbeyi Hasan PaÅŸanın kuvvetleri dağıldı. Böylece, düşman kuvveti ordunun içine daldı. YaÄŸmaya baÅŸladı. Düşman, Türk cephane sandıklarının üzerine çıkmış, dans ediyordu. Vaziyet, tehlikeli bir hâl almıştı. Yerinden kıpırdamadığı halde bu durumu bizzat gören Sultan Mehmed Han, yanında bulunan hocası Sâdeddin Efendiye; “Efendi, ÅŸimdiden sonra ne yapmamız gerek?” diye sorunca, metanetini kaybetmeyen Hoca Efendi:
“Pâdişâhım, lâzım olan, yerinizde sebat ve karar etmektir. Cengin hâli budur. Ecdâdınız zamanında olan, tabur muhârebeleri, çoÄŸunlukla böyle vâki olmuÅŸtur. Mûcizât-ı Muhammedî ile inşâallahü teâlâ fırsat ve nusret ehl-i İslâmındır. Hâtırınızı hoÅŸ tutun” dedi.
Artık panik baÅŸlamış ve düşman kuvvetleri, çadırlar arasına kadar girmiÅŸ, ordugâhı zaptetmiÅŸlerdi. Düşmanın böyle çadırlar arasına girdiÄŸini gören at oÄŸlanı (yani seyis), aşçı, deveci, katırcı, karakollukçu denilen hademe grubu, bu çadırları zapteden düşman üzerine kazma, kürek, balta ve odun gibi ÅŸeylerle hücuma geçerken, aynı zamanda “Düşman kaçıyor!” diye bağırarak askerleri geri döndürmeyi baÅŸardılar. Bu sırada, ön kol kumandanı CaÄŸalazâde de gizlendiÄŸi pusudan çıkarak süvarileriyle hücuma geçti ve Osmanlı ordusunun saÄŸ kolunu bozmuÅŸ olan yirmi bin düşmanı bataklıklara sokarak imha etti. Bu hengâmede, Sultan Üçüncü Mehmed Hanı dimdik atının üzerinde, Hoca Efendiyi de onun yanıbaşında, atının gemlerini tutmuÅŸ gören akıncılar ve Kırım atlıları, zaferi kazandığını sanan düşmana, dehÅŸetli bir darbe indirdiler. Düşmanın elli bin kadarı öldürüldü. Böylece, kaybolmuÅŸ sayılan Haçova Savaşı, büyük bir zaferle neticelendi. On bin duka altın ile beraber, en güzel Alman toplarının yüzde doksan beÅŸi ele geçti.
Haçova Meydan Muharebesinde, Osmanlı ordusu, Mohaç’tan sonra en büyük imha hareketini gerçekleÅŸtirmiÅŸtir. Tarihçi Hammer, bu savaÅŸ için; “Hoca Sâdeddin’in cesaret ve tesiriyle kazanılan, Mohaç ve Çaldıran’la mukayese edilen parlak zafer...” diye bahsetmektedir. Sultan Üçüncü Mehmed Han, bu seferin sonunda “EÄŸri Fatihi” unvanını almıştır.