





![]() | Bugün | 772 |
![]() | Dün | 574 |
![]() | Bu Hafta | 3244 |
![]() | Gecen Hafta | 3684 |
![]() | Bu Ay | 12882 |
![]() | Gecen Ay | 14877 |
![]() | Toplam | 361538 |
| 14678 Toplam | |
| 0 Bugun | |
| 3 Bu Hafta | |
| 7 Bu Ay | |
| 32 Bu Yil |
1600 yılında Kanije Kalesi fethedilerek, beylerbeylik hâline getirildi ve idâresi Tiryaki Hasan Paşa'ya verildi. Ertesi sene Avusturya Arşidükü Ferdinand 50.000 kişilik kuvvet, 42 büyük topla Kanije önüne gelerek kaleyi kuşattı. Orduda, başta Avusturya ve Almanlar olmak üzere İtalya, İspanya, Papalık ile gönüllü Fransız ve Macar birlikleri bulunmaktaydı. Kaledeyse, sadece 5000 civarında mücahid vardı.
9 Eylül günü kaleyi bombalamaya başlayan müttefikler, günde ortalama 1500 gülle atıyorlardı. Açılan gedikler, geceleri binbir müşkülatla, mümkün mertebe kapatılıyordu. Hasan Paşa, Vezir-i âzama haber göndererek yardım talep ettiyse de bir netice elde edemedi. Ancak, Paşa bu durumu askere sezdirmedi. Düşman kaleye girebilmek için varını yoğunu ortaya koyuyordu. Nehir üzerine köprü kurdularsa da, Hasan Paşa, geceleyin bu köprüyü yaktırdı. İkinci köprülerini de çengellerle içeri çektirdiğinden, üzerindekiler nehre atlayıp boğuldular. Hasan Paşa, kale sınırlarına yaklaşan düşmana yalnız tüfek atışı yaptırıyordu.
Müttefik kuvvetler, Türklerde top veya cephane olmadığı hissine kapılmıştı. Bu sebeple, kaleye toplu bir hücuma kalktıkları anda, yüz topa birden ateÅŸ emrini veren Hasan PaÅŸa, düşmana büyük zayiat verdirdi. Aldığı esirlereyse içi kum dolu, fakat üstü un ve barutla örtülü çuvalları göstererek, düşmanın iaÅŸe ve cephaneyi bitirmek ümidini kırmıştı. Ancak Belgrad’ın düşman eline geçmesinden sonra, ArÅŸidük Matyas da kuvvetleriyle gelip Kanije’yi muhasara edenlere katıldı. Ertesi gün ise, taze kuvvetlerle yeniden hücuma geçildi. Hasan PaÅŸanın başını getirene, kırk köy vaad ediliyordu. Åžiddetli ve korkunç hücumlar, Hasan PaÅŸanın tedbir ve direktifleri sayesinde bertaraf ediliyordu.
Müttefik kuvvetler, nihayet, 18 000 ölü vererek hücumdan vazgeçti. Papanın kardeÅŸi yaralanıp, kahrından öldü. Bu kadar kuvvetli düşmanın, bir avuç mücahide bir ÅŸey yapamaması, askerin maneviyatını artırdı. ArÅŸidük, ne pahasına olursa olsun kaleyi almak niyetindeydi. Bu sebeple, kış bastırdığı halde, askeri barındıracak siperler ve yeraltı mevzileri yaptı. Muhtelif hücumlarla kaleyi delik deÅŸik etmesine raÄŸmen burayı alamıyordu. Kalede 4000 kiÅŸi kalmıştı. Açıkta ve çadırda kalan düşman askerlerinin morallerinin bozulduÄŸu bir sırada Hasan PaÅŸa, 3000 kiÅŸilik kuvvetle kaleden dışarı çıkıp düşmana hücum etti. Aynı zamanda, kaledeki toplara da hep birden ateÅŸ ettirerek düşman ordugâhını alt-üst etti. Birbirine giren düşman kuvvetleri, her ÅŸeyi bırakıp kaçmaya baÅŸladılar. Düşmandan 45 top, 14 000 tüfek, 50 otaÄŸ ve 10 000 çadırın yanında Ferdinand’ın otağı, tahtı, altın ve gümüş eÅŸyaları, arabaları Hasan PaÅŸanın eline geçti. Bozgundan kaçanlar, ArÅŸidük’ün etrafında yeniden toplandılarsa da, Hasan PaÅŸa, düşmandan ele geçirdiÄŸi topları bunların üzerine çevirerek periÅŸan etti.
Tiryaki Hasan PaÅŸa, düşman karargâhının tamamının temizlendiÄŸini haber alınca, ArÅŸidük’ün otağına doÄŸru gitti. Otağın içersinde etrafı altın ve gümüş parmaklıklı, baÅŸları mücevherli ve direklerinin başı elmaslı bir taht vardı.
Tahtın iki yanında sırma saçaklı on iki koltuk bulunuyordu. Tahtın önünde, dört metre uzunluÄŸunda süslü yemek masası duruyordu. Bunları gören Hasan PaÅŸa, "Cenâb-ı Hakk’a şükrâne olarak iki rekat namaz kıldı ve duâ edip aÄŸladı. Bu zaferin Allahü teâlânın inâyeti ve Peygamber efendimizin mûcizâtı eseri" olduÄŸunu söyleyerek tahta oturdu. DiÄŸer beyler de koltuklara oturdular. Hasan PaÅŸa, bu büyük muzafferiyeti dört temel esasla kazandıklarını söyledi. Bu esaslar sabır, sebat, birlikte hareket ve kumandana itaatti. Bu ÅŸekilde harekete devam ederlerse Allahü teâlânın kendilerine daha nice zaferler vereceÄŸini söyleyerek emrindekilere nasihat etti.
Üç ay sürmüş olan Kanije Muhasarasından sonra Hasan Paşa, elde ettiği ganimeti, ancak iki ayda kaleye nakledebildi. Muhasara esnasında hizmeti görülen beylere ve kumandanlara hediyeler dağıtarak rütbelerini yükseltti.
Sultan Üçüncü Mehmed Han (1596-1603), Avusturya ve müttefiklerinin bozgunuyla neticelenen bu zafer haberine çok sevindi. İstanbul’da ÅŸenlikler yapılmasını emretti. Tiryâki Hasan PaÅŸaya vezir rütbesi verilip, haslar, murassa kılıç, muhteÅŸem ÅŸekilde donatılmış üç hilâlli sancak ve bir de hatt-ı hümâyun gönderdi.
PadiÅŸah, hatt-ı hümâyununda Hasan PaÅŸayı; “Berhudar olasın, sana vezâret verdim ve seninle mahsur olan asker kullarım ki, mânen oÄŸullarımdır, yüzleri ak ola. Makbûl-i hümâyunum olmuÅŸtur. Cümleyi Hak teâlâ hazretlerine ısmarladım” diyerek medhü senâ ediyordu.
PadiÅŸahın fermanını okuyan Hasan PaÅŸa, aÄŸladı. Sebebini soranlara: “Kanije Müdafaası gibi küçük hizmetlere de vezirlik verilmeye, pâdişâh mektubu yazılmaya baÅŸlandı. Bizim gençliÄŸimizde, böyle küçük hizmetlere vezirlik verilmez, Pâdişâh mektubu yazılmazdı. Biz ne idik, neye kaldık diye aÄŸlıyorum” cevabını verdi.