Yougames - Joomla Gaming Portal Template

  • Anasayfa
  • Haberler
  • Åžehit Bilgileri
  • Asker
  • Atatürk
  • Türk Tarihi
  • Åžehitlik
  • Ziyaretci Defteri
  • Arama

En Sevilenler

  • Åžehit Resimleri
  • Teröristlerin Öldürülme Görüntüleri
  • TuÄŸralar
  • YEMEN ÅžEHİT LİSTESİ
  • ÅžEHİT VE GAZİ YAKINLARINA SAÄžLANAN EĞİTİM-ÖĞRETİM HAKLARI
You are here:  
AddThis Social Bookmark Button

Üye Giriş






Kullanıcı Adı/Şifremi Unuttum?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

Ana Menü

  • Anasayfa
  • Haberler
  • Åžehit Bilgileri
  • Asker
  • Atatürk
  • Türk Tarihi
  • Åžehitlik
  • Ziyaretci Defteri
  • Arama

VİDEOLAR

  • Kendi Kliplerim
  • DiÄŸer Videolar

ŞEHİTLER BÖLÜMÜ

  • Åžehit Bilgileri
  • Åžehit Resimleri
  • Åžehit Åžiir ve Mektupları
  • Åžehit Sırlı Olayları
  • Kahramanlar
  • Çanakkale Åžehitleri
  • Åžehitlerimizin Hayat Hikayeleri
  • Åžehit ve Gazi Hakları
  • Çanakkale Åžehitleri

Atatürk

  • Hayatı
  • İlkeleri
  • Devrimleri
  • Anıtkabir
  • Kronolojisi
  • DiÄŸer Bilinmeyenler

Türk Tarihi

  • Genel Türk Tarihi
  • Hanlıklar
  • Büyük Devletler
  • Türk Devletleri
  • Atabeylikler
  • Beylikler
  • Türk Boy Ve Kavimleri
  • SavaÅŸ Ve Seferler
  • Türk Destanları
  • TÜRK Dili Ve Edebiyatı

Osmanlı Tarihi

  • PadiÅŸahlar
  • Kronoloji
  • Albüm
  • Olaylar
  • Mekanlar
  • Kesitler
  • KiÅŸiler
  • Seçtiklerimiz

Askerlik

  • Asker Resimleri
  • Bayrak Resimleri
  • Vatan ve Asker Åžiirleri
  • Kahraman Mehmetcikler

Müzik Kutusu


PopUp MP3 Player (New Window)

Ziyaretci Sayısı

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün41
mod_vvisit_counterDün297
mod_vvisit_counterBu Hafta689
mod_vvisit_counterGecen Hafta1975
mod_vvisit_counterBu Ay2080
mod_vvisit_counterGecen Ay4882
mod_vvisit_counterToplam306120

Çevrim içi: 7
Sizin IP: 38.107.179.218
,
Bugün: Şub 08, 2012
Visitors Counter

Toplam Üye

14607 Toplam
0 Bugun
0 Bu Hafta
1 Bu Ay
7 Bu Yil

Oğuz Kağan Destanı

Pazar, 23 Ağustos 2009 23:44 Türk Tarihi - TÜRK Destanları
e-Posta Yazdır PDF
Kullanıcı DeÄŸerlendirmesi: / 0
ZayıfEn iyi 

Günlerin içinde bir gün Ay Han doÄŸum sancılarına tutuldu. Sancıların sonunda bir oÄŸlu dünyaya geldi. ÇocuÄŸun yüzü göÄŸün renginde, aÄŸzı ateÅŸin kızılında gözleri bal elasıydı; saçları kara, kaÅŸları karaydı. En güzel perilerden daha güzeldi.

Anasının göÄŸsünden yalnız bir defa süt emdi, bir daha emmedi. Dile geldi; çiÄŸ et, aÅŸ ve ÅŸarap istedi. Hemen konuÅŸmaya baÅŸladı. Kırk gün içinde büyüdü.

Kırk gün sonra yürüyüp oynar oldu. Ayakları sığır ayakları gibi güçlü, göÄŸsü ayı göÄŸsü gibi saÄŸlam, beli kurt beli gibi ince ve omuzları samur omuzları gibi parlak ve oynaktı. Vücudu tüylüydü. At sürüleri güderdi; ata biner ve geyik avına çıkardı.



Günler, geceler geçti; bu çocuk, bir yiÄŸit oldu. O çaÄŸda, o taraflarda çok büyük bir orman vardı. Ormanda sayısız dereler ve bir çok ırmaklar akıyordu. Bunun için de buraya sayısız av hayvanları geliyordu ve binlerce avcı bekliyordu. Fakat bu ormanın içinde bir de korkunç ejderha vardı. Bu ejderha at sürülerini de yerdi, oradaki insanları da yerdi. Büyük, yaman, korkunç bir canavardı. Halk korkmuÅŸtu, bizar olmuÅŸtu. Çaresizdi.

OÄŸuz Han ise yaman bir yiÄŸit olmuÅŸtu. Ejderhayı öldürmek istedi. Günlerden bir gün kararını verdi ve ava çıktı; kargısını, okunu, yayını, kılıcını ve kalkanını yanına aldı. Bir geyik yakaladı; geyiÄŸi, esnek bir söÄŸüt çubuÄŸuyla aÄŸaca baÄŸladı ve çekilip gitti.

Ertesi gün, tanyeri aÄŸarırken geldi. Baktı ejderha geyiÄŸi olduÄŸu gibi yutmuÅŸ. Bu sefer de bir ayı yakaladı; onu da altın kemeriyle tutup aÄŸaca baÄŸladı ve yine oradan savuÅŸtu.

Gün battı, gece oldu sonra yine tan vakti geldi çattı. Tan aÄŸardığında OÄŸuz Han ormana geldi. Bunun üzerie aÄŸacın dibinde kendisi durup canavarı beklemeye baÅŸladı. Az sonra da canavar geldi. Başı ile OÄŸuz' un kalkanına vurdu ise de PÄŸuz Han kargısını vurup canavarı öldürdü, kılıcıyla da canavarın başını kesti. Canavarın başını alıp gitti; döndüÄŸünde bir ala doÄŸanın canavarın barsaklarını yemekte olduÄŸunu görünce okunu yayını gerip attı ve ala doÄŸanı da öldürdü. Onun da başını kesti. Bunun üzerine durup düÅŸündü ve kendi kendine dede ki; "Canavar, hem geyiÄŸi hem de ayıyı yedi, canavar geyikten de ayıdan da güçlü idi. Ama kargım canavarı öldürdü çünkü kargım demirdendi. Ala doÄŸan ise canavarı yedi; yayımla okum da ala doÄŸanı öldürdü. Yayımla okum da ala doÄŸanı öldürdü. Yayımla okum bakır olduÄŸundan ala doÄŸanı öldürdü" dedi. Bırakıp gitti.

Yine aylar ve günler geçti. Günlerin içinde bir gün OÄŸuz KaÄŸan yine ormana gitti ve orada Tanrıya yalvarmaya baÅŸladı. Derken birden bir karanlık bastı. Gökten bir mavi ışık indi. Bu mavi ışık güneÅŸten de aydan da parlaktı. OÄŸuz KaÄŸan kalkıp yürüdü; mavi ışığın ortasında bir genç kızın olduÄŸunu gördü. Kız mavi ışığın orta yerinde tek başına oturuyordu. Çok güzeldi. Başında, kutup Yıldızı gibi parıl parıl parlayan bir yıldız vardı. Kız, öyle güzel öyle güzeldi ki, güldüÄŸü zaman mavi gök de gülüyordu ve aÄŸladığı zaman gök yüzü de aÄŸlıyordu. OÄŸuz KaÄŸan kızı görünce aklı başından gitti, kızı sevdi, aldı.

Günlerden ve gecelerden sonra bu çok güzel kızın, gözleri parıl parıl yandı. Üç erkek çocuk doÄŸurdu. Birine Gün adını verdiler. İkincisinin adına Ay dediler, üçüncüsüne de Yıldız diye çağırdılar.

Çocuklar doÄŸup büyümeye baÅŸladığı günlerden birinde OÄŸuz KaÄŸan ava çıktı. Avda, bir göl ortasında bir ada, adada da bir aÄŸaç gördü. Baktı ki bu aÄŸacın kovuÄŸunda bir kız oturmakta; yalnız hem de pek güzel, alımlı alımlı. Gözleri gökler gibi ak mavi, saçları ırmak dalgası gibi ığıl ığıl ve diÅŸleri inci gibiydi.

Kız öyle güzeldi ki tarifi imkansızdı. Herhangi bir insan görse düÅŸüp bayılaabilirdi, sütten kımız olabilirdi. OÄŸuz KaÄŸan da kızı görünce böylesine aklı başından gidip yüreÄŸine bir yanar ateÅŸ düÅŸtü. Kızı bir görüÅŸte sevdi, onu da aldı. Bundan sonra günler gecelere karıştı, geceler günlere karıştı, bir sabah bu kızın da gözleri yalım yalım ışıldadı. Bu da üç erkek doÄŸurdu. Ötekiler gibi bu çocukların da birincisinin adını Gök koydular. İkincisine DaÄŸ adını verdiler ve üçüncüsüne de Deniz deyip öyle çağırdılar.

Bu iÅŸler olup bittikten sonra da OÄŸuz KaÄŸan büyük bir toy verdi. ÇaÄŸrılan çaÄŸrılmayan bir birbirine danışıp geldiler. Türlü ÅŸlar, tepeleme etler, ırmak gibi kımızlar yenilip içildi. Çok güzel eÄŸlence ve yeme içme oldu. Toydan sonra OÄŸuz KaÄŸan Beylere konuklara yarlık verdi, onlara dedi ki;

"Ben sizlere oldum KaÄŸan,
Alalım yay ile kalkan,
Talih olsun bize niÅŸan,
Bozkurd sesi savaş naramız olsun.

OÄŸuz KaÄŸan, böylece konuÅŸtuktaan sonra dört bir yana fermanlar yolladı, bildiriler gönderdi. Elçilerini yola çıkardı. Elçilerin götürdüÄŸü ferman ve bildirilerde diyordu ki; "Ben Uygurların KaÄŸanı' yım hem de dört bir yanının KaÄŸanı sayılırım. Sizlerden de bana baÅŸ eÄŸmenizi istememekteyim. Kim benim buyruÄŸumu dinler ise onun hediyelerini alırım ve onu kendime dost bilirim. Kim benim buyruÄŸumu dinlemez, baÅŸ eÄŸmez ise gazaplanırım, onu düÅŸman bellerim ve çerilerimi üzerine yollarım Baskın yapar tutar onları astırırım, yok ettiririm."

O çaÄŸlarda, OÄŸuz' a yakın saÄŸ yanda Altun KaÄŸan denilen bir KaÄŸan bulunuyordu. Altun KaÄŸan, OÄŸuz KaÄŸan' a elçileri ile birlikte sayısız altın ve gümüÅŸ tartıp ölçüsüz kıymette yakut taÅŸları ve paha bulunmaz mücevherler gönderdi, saygılarını sundu; OÄŸuz KaÄŸan' ın buyruÄŸunu dinledi. GönderdiÄŸi vergilerle OÄŸuz' un dostluÄŸunu temin etti. Her ikisi de dost oldular.

Yine o çaÄŸda OÄŸuz' a yakın sol yanda Urum denen bir kaÄŸan vardı. Urum KaÄŸan' ın çoktan da çok çerisi ve çoktan da çok ÅŸehirleri vardı. Bu çoktan da çok çerileri ile çoktan da ÅŸehirlerine güvenip bu Urum KaÄŸan OÄŸuz KaÄŸan' ın buyruÄŸunu dinlemedi. Onun dostları arasına girmedi. "OÄŸuz' un sözlerini tutmam!" diyerek fermana küküm vermedi. Bunu duyan OÄŸuz KaÄŸan gazaba geldi. Urum KaÄŸan' ın üstüne asker saldı. çeri ile atlanıp tuÄŸlarını açıp yürüdü.

Kırk gün gittikten sonra Muz dağı denilen bir daÄŸ vardı, onun eteÄŸine geldi. Burada çadırını kurdurdu, yatıp dinlendi, uyudu. Sessizlik oldu.

Ertesi gün, daha henüz gün doÄŸarken OÄŸuz KaÄŸan' ın çadırına güneÅŸten parlak bir ışık girdi. Bu ışıktan gök tüylü, gök yeleli kocaman bir erkek kurt peyda oldu. Kurt dile geldi, OÄŸuz KaÄŸan' a söz söyledi, OÄŸuz KaÄŸan' a söz söyledi. Dedi ki; "OÄŸuz, OÄŸuz ey OÄŸuz. Sen Urum üstüne yürümek dilersin; ey OÄŸuz ben de senin yolunda yürümek istiyorum."

OÄŸuz kalkıp baktı, bir ÅŸey göremedi; çadırı toplattı.Gitti. Gördi ki çerinin en önünde gök tüylü, gök yeleli, kocaman bir erkek kurt yürümektedir. O kurdun ardı sırada bütün ordu yürümektedir. Böylece gittiler.

Nice günlerden sonra gök tüylü gök yeleli kurt durdu. OÄŸuz da çerisini durdurdu. Burada bir deniz vardı adına İtil Müren deniliyordu. İtil Müren' in yanı bir kara daÄŸ idi. İşte bu kara dağın eteÄŸinde savaÅŸlar oldu. Okla, cıda ile ve kılıçla vuruÅŸup savaÅŸtılar.

SavaÅŸlar ve vuruÅŸmalar öyle bir kızıştı ki sonunda İtil Müren' in suyu kıpkırmızı yencefil gibi aktı OÄŸuz KaÄŸan yendi. Urum KaÄŸan ise kaçtı kurtuldu.

OÄŸuz KaÄŸan bundan sonra Urum KaÄŸan' ın kaÄŸanlığını elinden aldı, halkını elinden aldı. Çok, pek çok ganimetler kazandı, bir zenginliktir her yana doldu.

Urum KaÄŸan' ın bir de kardeÅŸi vardı adına Uruz Beg derlerdi. uruz Beg, kendi oÄŸlunu, yüksek daÄŸ başında iki yanı derin ırmak vadisinde çok, saÄŸlam yapılmış hem de çok saÄŸlam korunur bir ÅŸehir vardı, oraya yolladı. Yollarken de "Åžehri iyi korumak gerekir, iyi koruyup bize saklamak gerekir öyle yapsın, vuruÅŸmalardan sonra gelesin" diye tenbih etti.

Gelgelelim OÄŸuz KaÄŸan bu ÅŸehrin üstüne de yürüdü. Uruz Bey' in oÄŸlu, bunu görünce OÄŸuz KaÄŸan' a pek çok altın ve güömüÅŸ yolladı. OÄŸuz KaÄŸan' a "Sen benim kaÄŸanımsın; babam bana bu ÅŸehri verdi ve ÅŸehri koru, vuruÅŸmalardan sonra da bana gel, diye tenbih etti. Babamın sana kızması benim suçum mu? Ben senin buyruÄŸunu yerine getirmeye söz veriyorum. Sana vergi verir, dostluktan ayrılmam" dedi, boÅŸ eÄŸdi.

OÄŸuz KaÄŸan, yiÄŸidin sözlerini beÄŸendi, sevindi; güldü ve dedi ki:

"Bana çok altın yolladın, Åžehrini iyi korudun."

Böyle dediÄŸi için de yiÄŸide Saklap adını koydu ve ona dostluk gösterdi.

Ondan sonra çerisini aldı yine yürüdü ve OÄŸuz KaÄŸan İtil denen ırmağı büyük bir ırmaktı. OÄŸuz KaÄŸan ırmağı görünce: "itil suyunu nasıl geçeriz?" diye sordu.

Çerinin arasında bir bey vardı ki adına UluÄŸ Ordu Bey derlerdi. Akıllı bir er idi. UluÄŸ BeÄŸ, ırmağın yakınında çok sık ve saÄŸlam dalla ve aÄŸaçlar olduÄŸunu görünce aÄŸaçları kesti; ÄŸacın birine yattı, karşıya geçti. OÄŸuz KaÄŸan çok sevindi, güldü, dedi ki;

"Ey ey sen burda beÄŸ ol, kıpçak denilen baÄŸ ol."

Ve yürüyerek gittiler.

Ondan sonra OÄŸuz KaÄŸan yine gök tüylü, gök yeleli kocaman erkek kurdu gördü Gök tüylü, gök yeleli kocaman erkek kurdu gördü Gök tüylü gök yeleli kurt OÄŸuz KaÄŸan' a: "OÄŸuz ÅŸimdi sen çeri ile buradan atlanıp yürü; atlanıp halkını da beÄŸlerini de götür. Ben senin önünden gideceÄŸim sana yol göstereceÄŸim." dedi.

Tan aÄŸardığında OÄŸuz KaÄŸan gördü ki erkek kurt çerinin önünden yürümektedir. Sevindi, öne geçip ileri gitti.

OÄŸuz KaÄŸan atlarının içinde en çok alaca aygırı severdi, bunun için de hep bu aygıra binerdi. Yine alaca aygıra binmiÅŸti. Yolda, mola verilince OÄŸuz KaÄŸan' ın aygın gözden kayboldu, kaçıp gitti, gitti. Orada bir ulu daÄŸ vardı, tepelerinde don buz eksik olmazdı, doruÄŸu donun buzun soÄŸuduÄŸunda ap aktı. Onun için adına Buz Dağı derlerdi. OÄŸuz KaÄŸan' ın aygırı Buz daÄŸ içine kaçıp gitmiÅŸti. OÄŸuz KaÄŸan bundan çok acı çekti.

OÄŸuz KaÄŸan' ın ordusunda bir beÄŸ var idi ki yiÄŸit, kahraman bir er idi. Hiç bir ÅŸeyden korkmazdı. YürüyüÅŸe de soÄŸuÄŸa da dayanıklıydı; Buz dağına vurdu gitti. Dokuz gün sonra aygırı yedekleyip alıp OÄŸuz KaÄŸan' a getirdi. daÄŸda çok soÄŸuk olduÄŸundan karlara bulanmıştı, ap aktı. OÄŸuz KaÄŸan sevincinden güldü. "Sen bu çevredeki beÄŸlere baÅŸ ol, senin adın ebediyyen Karluk olsun" dedi. Ona hazineleri bağışladı, yürüyüp gitti.

Yolunun üstünde bir büyük ev vardı, OÄŸuz KaÄŸan gelip gördü; evin duvarları altından, pencereleri gümüÅŸtendi. Çatıları demirdendi ve kapısı kapalıydı. Orduda becerikli, elinden her iÅŸ gelir bir er vardı; adına Tömürtü KaÄŸul diyorlardı. OÄŸuz KaÄŸan ferman etti dedi ki: "Sen burada kal, aç. Kapıyı açtıktan sonra gel orduya katıl!.

Bu yüzden Tömürtü KaÄŸul' a ondan sonra Kalaç adını verdi ve gitti.

Gök tüylü yeleli kocaman erkek kurt bir gün durdu, yürümedi. OÄŸuz KaÄŸan da durdu, yürümedi. OlduÄŸu yere çadırını kurdurttu. Burası otsuz, çorak bir yerdi. Atları, öküzleri çok, buzağıları çok; altınları, mücevherleri ve gümüÅŸleri çoktu.

Çürçüt KaÄŸan' la milleti OÄŸuz KaÄŸan' a durdular, savaÅŸ oldu. Oklarla kılıçlarla vuruÅŸtular. OÄŸuz KaÄŸan üstün geldi, yendi. Çürçüt KaÄŸanını bastı, öldürdü. Başını kesti, Çürçüt halkını buyruÄŸu altına aldı.

Bu savaÅŸtan sonra OÄŸuz KaÄŸan' ın çerilerine öyle bir dolu mal ve ganimet kaldı ki sayısı bellisizdi. Yükleyip götürmeÄŸe ne at ne katır ne de öküzler yetti.

OÄŸuz KaÄŸan' ın ordusunda yine bir ev var idi, hem akıllıydı hem de çok becerikliydi, bunun adına da BarmaÄŸlığ çoÅŸun Billing denirdi. Becerikli usta olan bu BarmaÄŸlığ çoÅŸun Billing bir kaÄŸnı yaptı. üstüne ganimetleri koydu doldurdu. kaÄŸnının önüne de canlı malları koÅŸtu, atları katırları, öküzleri koÅŸtu. O canlı mallar, bu cansız ganimetleri çekip götürdüler. Görenlerin hepsi de ÅŸaşıp kaldılar. Herkes, daha çok kaÄŸnı yaptı. Görenler, kaÄŸnılar gitmekte iken kanga kanga kangaluÄŸ diye sesleniyorlardı. Bunun için BarmaÄŸlığ Çosun Billing' in yaptığı nesnenin adı kaÄŸnı olup kaldı.

OÄŸuz KaÄŸan, kaÄŸnıları görünce gülüp kaldı ve dedi ki: "Kanga kanga ile cansızı canllı yürüttü, KangaluÄŸ da sana ad oldu, bunu kaÄŸnı böylece belirtsin" dedi ve oradan da yürüyüp gitti.

Daha sonra gök tüylü gök yeleli kocaman erkek kurt ile birlikte Sind, Tongut ve Åžam taraflarına at sürüp vardı. Bir çok savaÅŸlardan sonra oraları da alıp ülkesine kattı, oralarda da buyruÄŸunu yürüttü. Oraları da öz yurdu arasına soktu, yendi, bastı.

Söylenmeden kalmasın yeri yurdu belli olsun, aÅŸağılarda Barkan denen bir ülke vardı. Büyük, varlıklı bir yurttu. Havası çok sıcaktı. Avları, kuÅŸları çok boldu. Altını da çoktu gümüÅŸü de, mücevherleri de, Gelgelelim halkının yüzü kapkaraydı.

Barkan adlı bu ülkenin KaÄŸanının adı ise Masar' dı. OÄŸuz KaÄŸan onun üstüne de yürüdü. Çok yaman bir savaÅŸ oldu. OÄŸuz KaÄŸan yine üstün geldi. Masar KaÄŸan ise kaçtı; kurtuldu. OÄŸuz KaÄŸan' ın dostları sevindi, düÅŸmanları ise kaygılandılar.

OÄŸuz KaÄŸan Masar KaÄŸanı' da yenince sayılmayacak kadar ganimet ve at sürüleri alarak yurduna döndü.

Adını anmadan olmaz, bilinsin ki oÄŸuz KaÄŸan' ın yanında ak sakallı, ak saçlı, çok akıllı bir yaÅŸlı kiÅŸi vardı. Anlayışlıydı, doÄŸru düÅŸünür, doÄŸu konuÅŸurdu. OÄŸuz KaÄŸan' ın danışmanıydı adı da UluÄŸ Türük idi.

İşte bu UluÄŸ Türük günlerden bir gün bir düÅŸ gördü. DüÅŸünde bir altın yay üç tane de gümüÅŸ ok gördü. Bu altın yay, gün doÄŸusunda ta gün batısına kadar gerilmiÅŸti. Üç gümüÅŸ ok da kuzeye doÄŸru uçuyordu.

Uykudan uyanınca UluÄŸ Türük günlerden bir gün bir düÅŸünde gördüÄŸü OÄŸuz KaÄŸan' a anlattı. Ve dedi ki: " OÄŸuz KaÄŸan' ım, sana hayat bunca olsun, sana dirlik hoÅŸça olsun. Gök Tanrı düÅŸümde ne verdiyse gerçek olsun, Tanrım bütün yer yüzünü senin nesline bağışlasın" dedi.

OÄŸuz KaÄŸan da UluÄŸ Türk' ün sözlerini beÄŸendi. ÖÄŸüdlerini dinledi. ÖÄŸüdünü de tuttu; yerine getirdi. Ertesi gün, küçük büyük bütün oÄŸullarına buyruk salıp yanına getirtti. Onlara dedi ki: "Benim gönlüm av diliyor. Kocadığım için varıp gidemiyorum. Åžimdi siz:

(Gün, Ay Yıldız! Gün doÄŸusuna doÄŸru varıp gidin. Gök, DaÄŸ, Deniz. Siz de gün batısına doÄŸru gidin) dedi.

Bu buyruk üzerine oÄŸullarından üçü de gün batısına doÄŸru.

Gün, Ay, Yıldız bol avlar avladı, çok kuÅŸlar vurdu ve sonunda yolda bir altın yay buldular. Aldılar, getirip OÄŸuz KaÄŸan' averdiler. OÄŸuz KaÄŸan çok sevindi. Güldü. Yayı üçe böldü.

"Ey büyük oÄŸullarım. Yay sizlerin olsun. Yay gibi olup okları göÄŸe kadar atın" diye konuÅŸtu.

Gök DaÄŸ ve Deniz ise gün batısına doÄŸru çok avlar bulup çok kuÅŸlar avladıktan sonra dönerken yolda üç gümüÅŸ ok buldular. Aldılar, getirip OÄŸuz KaÄŸan' a verdiler. OÄŸuz KaÄŸan yine sevindi, yine güldü ve okları üçe bölüp küçük oÄŸullarına verirken:

"Ey küçük oÄŸullarım! Okları size verdim. Yay oku atar, sizler oklar gibi olun!." dedi.

Bunlardan sonra da OÄŸuz KaÄŸan büyük kurultayı topladı. Herkesi çağırdı. Çağıranlar gelip danışdılar, oturup beklediler.

OÄŸuz KaÄŸan büyük otağının saÄŸ tarafına kırk kulaç uzunluÄŸunda bir aÄŸaç direk diktirdi, tepesine de bir altın koyun baÄŸladı.

Yine OÄŸuz KaÄŸan büyük otağının sol yanına kırk kulaç uzunluÄŸunda bir aÄŸaç direk diktirti. Onun tepesine de bir gümüÅŸ tavuk koydurdu ve dibine bİr kara koyun baÄŸladı. SaÄŸ yanda Bozoklar oturdular sol tarafta da Üçoklar yerlerini aldılar. Kırk gün kırk gece yenildi içildi, eÄŸlenildi, gülündü. Kırk gün kırk gece geçtikten sonra OÄŸuz KaÄŸan oÄŸulları arasında yurdunu paylaÅŸtırdı ve ondan sonra dedi ki:

"Ey oÄŸullarım ben çok yaÅŸlandım, çok savaÅŸlar gördüm, Cıda ile çok ok attım, Aygır ile çok yollar aÅŸtım, DüÅŸmanları aÄŸlattım, Dostlarımı güldürdüm, Gök Tanrı' ya olan borcumu ödedim, Size de yurdumu verdim."

KAYNAK: Türk Destanları-M.Necati SepetçioÄŸlu
Sayfa:45-57




AddThis Social Bookmark Button
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Gönder (Ctrl+Enter)
İptal
JComments
Copyright © 2009 Sehit tema.Yeni tasarim tema; |  Web Tasarim Tema Yapimci ByVATAN
RSS|Byvatan Radyo|Sitemizi Oner;| Yukari Cik