





![]() | Bugün | 3 |
![]() | Dün | 802 |
![]() | Bu Hafta | 3277 |
![]() | Gecen Hafta | 3684 |
![]() | Bu Ay | 12915 |
![]() | Gecen Ay | 14877 |
![]() | Toplam | 361571 |
| 14678 Toplam | |
| 0 Bugun | |
| 3 Bu Hafta | |
| 7 Bu Ay | |
| 32 Bu Yil |
Uygurlar, 300 senelik bir süre içinde, Göktürklerin hakimiyeti altında kaldıktan sonra. M.S. 744 de büyük bir imparatorluk kurmayı baÅŸarmışlardı.
Uygur boylarının birçokları daha önceleri, Çin sınırlarında gezmiÅŸler ve ticaret hayatı ile meÅŸgul olmuÅŸlardı. Bu sebeple büyük dinleri öÄŸrenmiÅŸler ve yabancı kültürlere oldukça ısınmışlardı.
M.S. 763 senesinden sonra Uygurların, Mani dinini resmi din olarak aldıklarını görüyoruz. Mani adlı bir Hıristiyan papazının temsil ettiÄŸi bu din, kök itibarı ile Suriye'den geliyordu. Hıristiyanlık ile MuseviliÄŸin bir nevi karışımından doÄŸmuÅŸtu. Suriye'den kovulan Mani, İran'a gelmiÅŸ ve orada birçok mürit edinerek ölmüÅŸtü.
Bu mezhep, Mani'nin ölümünden sonra, İran'da epey süre yaÅŸamış ve eski İran dinlerinden de birçok unsurlar almıştı. Orta Asya'da ve Çin'de gezen Mani rahipleri, Uygurların Büyük KaÄŸanı BöÄŸü-KaÄŸan'ı ziyaret etmiÅŸler ve bu yolla Türkler arasına Mani dinini sokmağı da baÅŸarmışlardı: "Bu sebeple Uygur çağındaki mitolojilerde, özellikle Önasya tesirlerini görmek mümkündür". Uygurların da kendilerine göre bir türeyiÅŸ efsaneleri vardır. Fakat Uygur türeyiÅŸ efsanesi, dış tesirler ne kadar kuvvetli olursa olsunlar, yine de eski Türk özelliklerini muhafaza edebiliyorlardı. Bu efsanenin metin ve açıklamaları "Türk mitolojisi" adlı eserde geniÅŸ olarak belirtilmiÅŸtir.
Uygurların TüreyiÅŸleri
Tola ile Åželenga, birleÅŸir dökülürmüÅŸ,
Suların kavÅŸağında, bir ada görülürmüÅŸ.
Adanın ortasında, bir tepe göÄŸe ermiÅŸ,
Tepenin tam üstünde, bir de kayın göÄŸermiÅŸ.
Gün olmuÅŸ zaman olmuÅŸ, bir ışık peyda olmuÅŸ,
Işık gökten inince, kayın da nurla dolmuÅŸ,
Ne zaman ki, gün batar, ışık gökten inermiÅŸ,
Kayından sesler çıkar, herkes müzik dinlermiÅŸ.
Bunu duyan Uygurlar, hep birden şaşırmışlar,
Bu durumu görenler, aklını kaçırmışlar.
On ay on gece kayın, ışık ile sarılmış,
Bir gün tam ÅŸafakleyin, kayın birden yarılmış.
BeÅŸ güzel çocuk çıkmış, kayının ortasından,
Gözleri kamaÅŸtırmış, bakmışlar arkasından.
Gün olmuÅŸ zaman olmuÅŸ, hepsi kocaman olmuÅŸ,
Küçükleri "BöÄŸü-Han", Uygurlara Han olmuÅŸ.
Türklere göre cennette, "Kutsal aÄŸaç" ile bu aÄŸacın kökünde bir "Ana-Tanrı" vardı. Efsanede bazı dış tesirler vardır. Fakat ana motifler, en eski Türk mitolojisinin özelliklerini taşırlar. Türklerde nehirlerin kavuÅŸtukları yerler, kutsal idiler. Tıpkı OÄŸuz destanında olduÄŸu gibi burada da, "nehirlerin arasında kutsal bir adacık" görülmektedir. "Kayın aÄŸacı", Türklerin kutsal aÄŸaçlarından biri idi. Tanrı, kendi haberlerini, kayın aÄŸacı yolu ile gönderirdi. Bu aÄŸaç aynı zamanda, bütün insanlığın atası olan, bir "Kadın-Ana"yı da içinde saklardı. Dede Korkut kitabında da, ÅŸöyle deniyordu: "BaÅŸun ala bakar olsam, baÅŸsuz aÄŸaç! Dibün ala bakar olsam, dipsüz aÄŸaç!"
2. Kutsal aÄŸaçlar ve Ana Tanrı "ANA-TANRI"
Eski Türklere göre, aÄŸacın yalnız gövdesi ve yapraklar deÄŸil; kökleri de önemli idi. Çünkü "Dede Korkut" kitabında da dendiÄŸi gibi, onun kökleri dipsiz, yani, yer altı âleminin en derin noktalarına kadar gidiyor ve oralardan da haber getiriyordu. Gerçi Türklerin bu kutsal aÄŸacı ile, Önasya mitolojisindeki "Tuba aÄŸacı" arasında, bir ilgi de yok deÄŸildi. Ama, aralarındaki fark, çok büyüktü. Sibirya'da yaÅŸayan Yakut Türklerinin efsanelerinde, böyle bir aÄŸaç için, ÅŸöyle deniyordu:
GitmiÅŸ sormuÅŸ aÄŸaca, benim anam, kim diye!
Elbet bir atam vardır, benim babam, kim diye!
AÄŸaç da dile gelmiÅŸ, soyunu sayıp dökmüÅŸ,
Er-Sogotoh adlı er, saygı ile diz çökmüÅŸ.
Gök tanrısı Er-Toyon, onun babası imiÅŸ,
Karısı Kübey Hatun, onun anası imiÅŸ.
Türk mitolojisindeki bu aÄŸaç da, tıpkı İslâmiyetteki "Tuba aÄŸacı" gibi, gökyüzünde ve cennette bulunuyordu. Fakat Türklerin bu aÄŸacının, bir de sahibi vardı. Yakut efsanesi, aÄŸacın bu sahibini de ÅŸöyle anlatıyordu:
Bu kutsal ağacın da, var idi bir sahibi,
Bir diÅŸi Tanrı idi saçları da kar gibi!
Kendisi ihtiyardı, göÄŸsü de ap alaca!
Görenler sanır idi, bir keklik gibi kırca!
Memeleri büyüktü, aÅŸağıya sarkardı!
Uzaktan bakan kimse, iki tulum sanardı!
Aslında ise aÄŸaç, normal boydan küçüktü!
Ana Tanrı gelince, ona göre büyürdü!
Büyürken sesler çıkar, gürültüyle esnerdi,
Bu sesler yavaÅŸ yavaÅŸ, gittikçe geniÅŸlerdi.
Sibirya'nın en kuzeylerinde yaÅŸayan ve yüzyıllar boyunca, hiçbir yabancı görmeyen Yakut Türklerinin bu efsanesinde de, aÄŸacın sesler çıkardığı ve içinde de, bir "Ana-Tanrı"nını bulunduÄŸu, açık olarak görülmektedir. Bazı Türk efsanelerine göre ise, bu "Ana-Tanrı" zaman zaman aÄŸaçtan çıkıyor ve göklerde geziniyordu. Bazı efsanelerde ise, bu Ana-Tanrı, denizin diplerinde yaÅŸardı. Altay Türkleri bu Ana-Tanrı'ya "Ak-Ana" adını veriyorlardı. O'da bir yaratıcı idi. Yeri, göÄŸü ve insanları yaratan Tanrı Ülgen'e, yaratma gücüne de o vermiÅŸti.
"Türk mitolojisindeki Ana-Tanrı, kutsal kayınlar" ve buna benzer daha birçok motifler, çok geniÅŸ olarak üzerinde durulması gereken konulardı. Bu meselelerin hepsi, Türk mitolojisi adlı eserimizde ele alınmış ve incelenmiÅŸtir.
Bahaeddin ÖGEL
"Türk Mitolojisi - I"