





![]() | Bugün | 17 |
![]() | Dün | 802 |
![]() | Bu Hafta | 3291 |
![]() | Gecen Hafta | 3684 |
![]() | Bu Ay | 12929 |
![]() | Gecen Ay | 14877 |
![]() | Toplam | 361585 |
| 14678 Toplam | |
| 0 Bugun | |
| 3 Bu Hafta | |
| 7 Bu Ay | |
| 32 Bu Yil |
Safevîlerin dedesi olan Safiyyüddin Erdebilî, 1252-1334 yılları arasında, Erdebil ve civarında yaÅŸamış bir veliydi. Kendisi ve halifeleri zamanında, yolu, İran, Irak ve Andolu’da yayıldı. Osmanlı padiÅŸahlarının, Timur Han ve Akkoyunlular'ın ilgi ve yakınlıklarını gördüler. Timur Han, Safiyyüddin Erdebilî’nin torunlarından Hoca Ali’ye Erdebil ÅŸehrini vermiÅŸ ve burada bağımsız hareket etme yetkisi tanımıştı. Anadolu’ya daha önceki devirlerde yerleÅŸmiÅŸ olan Bâtınîler ve Timur Han tarafından Anadolu’dan götürülen Türkmenler, Safeviyye yolunun mensupları arasına girdiler. Bâtıniyye sapık fırkasının, Eshâb-ı kirâm (Hazret-i Peygamber'in arkadaÅŸları) düÅŸmanlığını esas alan fikirlerini, Safevîler arasında yaymaya baÅŸladılar. Hoca Ali’nin torunu olan Cüneyd’e de, Eshâb-ı kirâm düÅŸmanlığını bulaÅŸtırdılar.
Cüneyd, Bâtınîlerin fikirlerinin etkisinde kalarak, doÄŸru yoldan ayrıldı. Ehl-i sünnet itikadında olan Müslümanların nefretini kazanan Cüneyd, baba ve dedelerinden dolayı kendisine gösterilen hürmet ve sevgiyi istismar edip, siyasete karıştı. Bölgeye hakim olan Karakoyunlular'a karşı, zaman zaman ayaklanmalar düzenledi. Bu yüzden memleketini terk etmeye mecbur kalarak, bir ara Osmanlılar'a ve KaramanoÄŸulları'na sığındı. Ancak, sapık fikirlerinden dolayı buralarda da tutunamadı. Güney ve Güneybatı Anadolu ile Suriye’nin kuzeyindeki Türkmenler arasında sapık fikirlerini yayarak, bu bölgede bir beylik kurmaya çalıştı. Fakat Mısır Memlûk hükümdarlarının müdahalesiyle baÅŸarısızlığa uÄŸradı. Sonra Trabzon ve Canik bölgesine giderek burada faaliyetlerde bulundu. Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan, Åžeyh Cüneyd’in nüfuzundan faydalanmak üzere, onu kızkardeÅŸi Hadîce Begüm’le evlendirdi. Bu evlilikten, Haydar adında bir oÄŸlu dünyaya geldi. Gürcistan ve Çerkez ülkelerine seferler düzenledi. Åžirvan hükümdarı Halil ile yaptığı muharebede öldü (1460).
Fikrî temelleri, Eshâb-ı kirâm düÅŸmanlığına dayanan bir devlet kurmayı gaye edinen Cüneyd’in yerine, oÄŸlu Haydar geçti. O da açıkça Eshâb-ı kirâm düÅŸmanlığını yaymaya çalıştı. Dayısı Uzun Hasan’ın kızı Halime Begüm ÂlemÅŸâh’la evlendi. Bu evlilikten, meÅŸhur Åžâh İsmâil dünyaya geldi. Akkoyunlularla akrabalık baÄŸlarını daha da pekiÅŸtiren Haydar, gücünü arttırdı. Kendine tâbi olanlara, kızıl baÅŸlıklar giydirdi. Bu sebeple ona tâbi olanlara “KızılbaÅŸ” adı verildi. Babasının öcünü almak üzere, Åžirvan hükümdarı Ferruh Yesâr üzerine yürüdüyse de, 1488’de yapılan savaÅŸta öldü.
Haydar’ın ölümünden sonra, İsmâil’in de aralarında bulunduÄŸu çocukları, anneleriyle birlikte, dayıları ve Akkoyunlu sultanı olan Yakub tarafından hapsedildiler. Sultan Yakub’un 1490’da ölümünden sonra, İsmâil ve kardeÅŸleri, anneleriyle birlikte serbest bırakıldılar. Büyük kardeÅŸleri olan Sultan Ali, Safevîlerin başına geçti. Daha sonra Akkoyunlularla araları iyice açıldı. 1493’te Akkoyunlularla yaptığı bir muharebede, Sultan Ali’nin ölümünden sonra Safevîler dağıldı. Sultan Ali, ölmeden önce yerine henüz altı yaşında olan kardeÅŸi İsmâil’i veliaht tayin etmiÅŸti. İsmail ve kardeÅŸi İbrahim’in başına bir iÅŸ geleceÄŸinden korkan Safevîler, onları gizlediler. Bir müddet Gilan’a götürülen İsmâil, orada altı yıldan fazla kaldı.
Akkoyunlu Hükümdarı Sultan Rüstem’in ölmesi üzerine meydana gelen kargaÅŸalıktan istifade etmesini bilen Safevîler, çocuk yaÅŸta olan İsmail’in etrafında toplanıp, Akkoyunlu tahtında hak iddia ettiler. ÇoÄŸu Anadolu’da bulunan birçok Türkmen kabilesini de yanlarına alarak, Arran (KarabaÄŸ) ve Åžirvan’ın bir kısmını ele geçirdiler. Âzerbaycan üzerine yürüdüler. Akkoyunlu hükümdarı Elvend Beyi, yenilgiye uÄŸrattılar. Tebriz’e dönen İsmail bin Haydar’ı, 1501’de ÅŸah ilan ederek, Safevî Devletini kurdular.
Åžah İsmail Safevî, öncelikle çevresindeki beylik ve devletlerle savaşıp, bazılarını hakimiyeti altına aldı. ÅžiîliÄŸi yayarak, Tebriz’de on iki imam adına hutbe okutup, kendi adına para bastırdı.
Akkoyunlular, elden çıkan topraklarını ele geçirmek için teÅŸebbüse geçtilerse de baÅŸarılı olamadılar. DoÄŸuda bulunan Timurlu Devleti de zayıflamıştı. Kendini güçlü hisseden Åžah İsmail, 1502-1503’te Irak üzerine yürüyüp Akkoyunlu Hükümdarı Murad Beyi maÄŸlup ederek Åžiraz’ı ele geçirdi. Kazerûn’u alıp, pek çok Sünnî âlim ve Müslümanı kılıçtan geçirtti. Yezd ve İsfahan’ı da istilâ ederek, sapık fikirlerini kabul etmeyen Müslümanlara zulüm yaptı ve kabul etmeyip karşı çıkanları öldürttü. Anadolu içlerinde ve Osmanlı topraklarına da fikirlerini yaymaya teÅŸebbüs etti. İsfahan’da bulunduÄŸu sırada, Osmanlı PadiÅŸahı İkinci Bayezid Han, elçiler göndererek fikirlerinden vazgeçmesini ve Sünnî Müslümanlara karşı uyguladığı zulmü durdurmasını istedi.
Bir taraftan Osmanlı hükümdarlarına baÄŸlılığını bildiren Åžah İsmail, diÄŸer taraftan Sünni Müslümanlara karşı zulüm hareketini devam ettiriyordu. 1505’te Kazvin’e gelerek, Hâlid bin Velid’in soyundan olan Hâlidîleri topluca katlettirdi. 1507’de, DulkadiroÄŸlu Alâüddevle Beyi maÄŸlup edip, ErciÅŸ, Ahlat ve Bitlis’i ele geçirdi ve Elbistan’a kadar ilerledi. İşgal ettiÄŸi yerlerde on binlerce Sünnî Müslümanı katlettirdi. Hakimiyet sahasını geniÅŸleten Åžah İsmail, Irak-ı Arab’a sefer düzenledi. 1509’da BaÄŸdat’ı istilâ etti. Burada bulunan Sünnî âlimlerinden pek çoÄŸunun türbelerini tahrip ettirip, Sünnî Müslümanları topluca katlettirdi. Bir müddet sonra, Huzistan üzerine yürüyerek burayı zaptetti.
Horasan’ı fetheden Özbek Hükümdarı Muhammed Åžeybek üzerine yürüyerek, 1509’da Merv civarında Özbek kuvvetleriyle karşılaÅŸtı. Bu muharebede Muhammed Åžeybek Han yenildi. Muhammed Åžeybek Hanın kafatasını kendisine ÅŸarap kadehi yapan Åžah İsmail, derisine saman doldurup, zaferine alamet olmak üzere Osmanlı Sultanı İkinci Bayezid Hana gönderdi. Bu galibiyetten sonra kendini güçlü hisseden Åžah İsmail, Mâverâünnehir üzerine yürüdü. Özbeklerin sulh talebi üzerine, Belh ve birkaç vilayeti zaptettikten sonra, Irak’a döndü.
Åžah İsmail, bir taraftan seferler düzenleyerek ülkesini geniÅŸletmeye çalışırken, diÄŸer taraftan derviÅŸ kılığında ve tarikat mensubu adı altında pek çok taraftarını, komÅŸu ülkelere, bilhassa Osmanlı topraklarına göndererek isyan ve karışıklıklar çıkarttı. Bunlardan Åžah-kulu veya Åžeytan-kulu diye bilinen KarabıyıkoÄŸlu, üzerine gönderilen Osmanlı kuvvetlerini, üst üste bozguna uÄŸrattı. Kütahya’yı tahrip etti. Veziriâzam Ali PaÅŸa ile giriÅŸtiÄŸi muharebede öldürüldü ise de Ali PaÅŸa da ÅŸehit düÅŸtü. Anadolu’daki isyanlar üzerine, İkinci Bayezid Han, Safevîlere meyledenlerin İran’a gitmelerini yasaklayarak, bunların bir kısmını, Rumeli’ye sürgüne gönderdi. Åžah İsmail, taraftarlarının kendisini ziyarete gelmelerinin yasaklandığını haber alınca, İkinci Bayezid Hana mektup yazarak onların gönderilmelerini istedi. İkinci Bayezid Han ise yazdığı mektupta, İran’a gidenlerin Åžahı ziyaret için deÄŸil, askerlikten kaçmak için gittiklerini bildirdi ve Åžah İsmail’in isteÄŸini yerine getirmedi.
Bu sırada Åžah İsmail’in, Osmanlı Devleti için içten ve dıştan büyük bir tehlike arz etmeye baÅŸladığını, Osmanlılara karşı Mısır Memlûk Sultanı Kansu Gûrî (Gavri) ile anlaÅŸtığını tespit eden İkinci Bayezid Han, gerekli tedbirleri aldı. Fakat herhangi bir harekete geçmedi. Yavuz Sultan Selim Han, Osmanlı padiÅŸahı olunca, Anadolu’da bulunan Safevî taraftarlarına karşı takibata giriÅŸti. Özbek Hanına haber göndererek, Åžah İsmail’e karşı harekete geçmesini istedi. Åžah İsmail’e de, ağır hakaretlerle dolu mektuplar yazarak, onu savaÅŸa girmeye tahrik etti. Nihayet, 23 AÄŸustos 1514’te Çaldıran’da yapılan savaÅŸta, ağır maÄŸlûbiyete uÄŸrayan Åžah İsmail, muharebe meydanından kaçtı (Bkz. Çaldıran Savaşı). Bu sırada Özbekler, Horasan’ı tekrar ele geçirdiler. İçkiye ve iÅŸrete düÅŸkün olan Åžah İsmail, devlet erkânının isteÄŸi üzerine, henüz bir yaşında olan oÄŸlu Tahmasb’ı, veliaht tayin etti. 1524’te Erdebil’in Serab kasabasında öldü.
Åžah İsmail’in ölümünden sonra, yerine, henüz on yaşında bulunan büyük oÄŸlu Ebü’l-Muzaffer Tahmasb geçti. Yeni Åžahın çocuk olması, bazı karışıklıklara sebep oldu. Hattâ, bazı kabileler, kendi bölgelerinde bağımsız hareket etmeye baÅŸladılar. Bu durumdan istifade eden Özbekler, birçok kere Horasan’ı zaptettiler. Åžah Tahmasb’ın daha sonra Horasan’a tayin ettiÄŸi vali, bu bölgeyi hakimiyeti altına aldı.
Bitlis Hakimi Åžeref Beyin, Safevîlere itaat etmesi, Osmanlı ordusunun, Safevîlere karşı sefer açmasına sebep oldu. Bu sırada Özbekler, Horasan’ı tekrar zaptettiler. Osmanlı ordusunun, Irakeyn Seferinden dönmesini fırsat bilen Åžah Tahmasb, Özbek Hanı Ubeydullah Han üzerine yürüyerek Herat ve Kandehar’ı tekrar aldı. Elkas Mirzâ komutasındaki yirmi bin kiÅŸilik bir orduyu da, ÅžirvanÅŸâhların idaresindeki Åžirvan üzerine gönderdi. Bu ordu, 1538’de Åžirvan’ın önemli kalelerini ele geçirdi.
Gürcülerle de mücadeleye giriÅŸen Safevîler, uzun çarpışmalardan sonra, onları hakimiyetleri altına aldılar.
Bu sırada, Avrupa seferleri sebebiyle, Osmanlı-Safevî münasebetleri bir müddet sessiz kaldı. Ancak, Safevî kumandanlarından Elkas Mirzâ’nın, Osmanlılara ilticâ etmesinden sonra Kanunî Sultan Süleyman, 1548’de Tebriz üzerine bir sefer daha düzenledi. Meren civarında, Safevî ordusu, Osmanlılara yenildi. Kanunî Sultan Süleyman Hanın vefatından sonra, Osmanlı-Safevî münasebetlerinde sessizlik hakim oldu. Åžah Tahmasb, İkinci Selim ve Üçüncü Murad’ın cüluslarında (tahta çıkışlarında) İstanbul’a elçi göndererek, cülus tebriknâmesi ve hediyeler takdim etti. 53 yıl gibi uzun bir müddet saltanat süren Åžah Tahmasb, hükümet merkezini Tebriz’den Kazvin’e nakletti. Tezkire-i Åžah Tahmasb adıyla bilinen kendi hâl tercümesini (otobiyografisini) yazan Åžah Tahmasb, veliahd tayini hususunda KızılbaÅŸ reisleri arasında çıkan anlaÅŸmazlık sebebiyle, 15 Mayıs 1576’da zehirlenerek öldürüldü.
Åžah Tahmasb’ın ölümünden sonra oÄŸlu İsmail Mirzâ, İkinci Åžah İsmail unvanıyla tahta geçti. Bazı KızılbaÅŸ ileri gelenlerini ve diÄŸer ÅŸehzadeleri ortadan kaldırdı. Ehl-i sünnetin dört hak mezhebinden Åžafiî mezhebini tercih edip, âlim geçinen ve Eshâb-ı kirâm düÅŸmanı olan kimseleri, sarayından uzaklaÅŸtırdı. Ehl-i sünnet âlimlerine karşı ilgi duyup, onları sarayına aldı. Osmanlılarla antlaÅŸma yaptı. Devlet kademelerinde bulunan KızılbaÅŸları azledip, yerlerine, kendine tâbi, fakat tecrübesiz kimseleri getirmesi, Eshâb-ı kirâm düÅŸmanlarının karşı çıkmasına sebep oldu. Bir sene kadar saltanatta kaldıktan sonra, 1577’de düÅŸmanları tarafından zehirlenerek öldürüldü.
Åžah İkinci İsmail’in vefatından sonra, yerine kardeÅŸi Muhammed Hudâbende geçti. Âmâ olan bu hükümdar, idareden âciz olduÄŸu için, memleketi eÅŸi idare etmeye baÅŸladı. Yerine de Hamza Mirzâ’yı veliaht tayin etti. Åžah İkinci İsmail zamanında Osmanlılarla yapılan anlaÅŸma bozulduÄŸundan, Osmanlı Sultanı Üçüncü Murad Han tarafından Safevîlere harp ilan edildi. Vezir Lala Mustafa PaÅŸa kumandasındaki ordu, Safevîleri, Çıldır Ovasında yendi. Tiflis ve Åžirvan bölgeleri, Osmanlıların eline geçti. Safevîler, kaybettikleri toprakları geri almak üzere teÅŸebbüse geçtilerse de, baÅŸarılı olamadılar. Bu durum karşısında Åžah Hamza Mirzâ, sulh isteÄŸinde bulundu. Fakat, 1586’da Åžah Hamza Mirzâ da öldürüldü.
Åžâh Hamza Mirzâ’nın öldürülmesinden sonra, yerine tayin edilecek veliaht hususunda KızılbaÅŸ reisleri arasında anlaÅŸmazlıklar çıktı. Nihayet 1588’de, Abbas Mirzâ, Safevî tahtına geçti. Åžah Abbas, tahta geçtikten sonra, Osmanlılarla sulha taraftar olan emîrleri katlettirdi. Özbek Hanı Abdullah Hanın, Herat’ı zapt ederek, MeÅŸhed üzerine yürüdüÄŸünü duyup, onu durdurmak için Horasan’a hareket etti. Bu sırada, Ferhat PaÅŸa kumandasındaki Osmanlı ordusu, Gence’yi; Sinan PaÅŸa kumandasındaki Osmanlı ordusu da Nihavend’i ele geçirdi. DoÄŸuda Özbek, batıda Osmanlı kuvvetlerinin tehdidi altında kalan Safevî devletinde iç isyanlar baÅŸgösterdi. Åžah Abbas, iç isyanları bastırmak için Osmanlılarla anlaÅŸmak istedi. Sulh için İstanbul’a bir elçi gönderdi. 1590’da yapılan antlaÅŸmayla, İran’da; Peygamber efendimizin Ashâbına ve halifelerine hakaretten vazgeçilmesi, Sünnî olan Müslümanlara karşı kötü hareketlerde bulunulmaması kararlaÅŸtırıldı. Âzerbaycan, Åžirvan, Gürcistan, KarabaÄŸ ve Lûristan’ın bir kısmı Osmanlılarda kaldı.
Åžah Abbas, Osmanlılarla bu antlaÅŸmayı imzaladıktan sonra, içerdeki karışıklıkları bastırdı. Özbekleri de Horasan’dan uzaklaÅŸtırdı. Devlet merkezini de Kazvin’den İsfahan’a nakletti. “Åžahsevenler” adı verilen yeni bir ordu da kuran Åžah Abbas, Avrupa devletleriyle sıkı münasebetler kurmaya baÅŸladı. İçeride istikrarı saÄŸladıktan sonra, Osmanlıların fethettiÄŸi yerleri, geri almaya teÅŸebbüs etti. Çok zalim ve kan dökücü olan Åžah Abbas, Basra Körfezindeki adaları da Portekizlilerden aldı. 42 yıl saltanat sürdükten sonra, 1628’de öldü.
Åžah Abbas’ın ölümünden sonra torunu Sam Mirzâ, Åžah Birinci Safî unvanıyla tahta geçti. Zalim bir ÅŸahsiyete sahip olan Sam Mirzâ da, Özbekler ve Osmanlılar'la uÄŸraÅŸmaya devam etti. Van bölgesini Osmanlılardan almaya teÅŸebbüs etti. Bunun üzerine Osmanlı padiÅŸahı Dördüncü Murad Han, Revan Seferine çıktı. Daha sonra da BaÄŸdat üzerine yürüyüp, bu bölgeyi kesin olarak Osmanlı hakimiyetine aldı. Åžah Birinci Safî, 1642’de ölünce, yerine on yaşındaki oÄŸlu İkinci Abbas geçti. Onun da 1667’de ölümünden sonra, oÄŸlu Safî Mirzâ, Åžah Birinci Süleyman unvanıyla tahta geçti. Åžah Birinci Süleyman zamanında İran halkı, istikrar içinde yaÅŸadı. 1694’te ölünce, yerine Sultan Hüseyin geçti.
Yirmi beÅŸ yıldan fazla tahtta kalan Sultan Hüseyin, Sünnî Müslümanlara çok zulmetti. Halk tarafından da pek sevilmeyen Sultan Hüseyin’in, Afganlılarla arası açıldı. Kandehar Valisi Mîr Üveys, 1709’da bağımsızlığını ilan etti. Mîr Üveys’in oÄŸlu Mahmud, 1722’de İsfahan’ı ele geçirerek, Åžah Hüseyin’i Safevî tahtından uzaklaÅŸtırdı. Bu sırada, Safevî Hanedanının, Mahmud’un eline esir düÅŸmesini istemeyen İran devlet adamları, Åžah Hüseyin’in oÄŸlu İkinci Tahmasb’ı, Kazvin taraflarına kaçırdılar.
Aslen AvÅŸar olan Safevî kumandanlarından Nâdir’in gayretleriyle Afganlılar, İran’dan uzaklaÅŸtırıldıktan sonra, 1722’de İkinci Tahmasb, Safevî tahtına çıkarıldı. Fakat memlekette iç karışıklıklar baÅŸ gösterdi. Sünnî Müslümanlara zulüm ve kıyım hareketleri arttı.
Osmanlılar, Sünnî Müslümanların bulunduÄŸu bazı ÅŸehirleri Safevîlerin elinden kurtarmaya karar verdiler. Erzurum Valisi Silahtar İbrahim PaÅŸa kumandasındaki ordu, 1723’te Tiflis bölgesini ele geçirdi. Rus Çarı Deli Petro, bazı toprakların Rusya’ya verilmesi karşılığı, Afganlıları İran’dan çıkarmayı vaad etti. AntlaÅŸma imzalandı. Åžah İkinci Tahmasb, Osmanlılarla da anlaÅŸmak üzere elçiler gönderdi. Fakat Osmanlılar, bu teklifi kabul etmediler. Nihayet Osmanlı orduları, üç koldan İran üzerine yürüdü. 1723’te KirmanÅŸah ve Erdelen eyaletinin merkezi olan Sine ÅŸehrini aldılar. Köprülüzade Abdullah PaÅŸa kumandasındaki ordu da, 1724 Mayısında Tebriz önüne geldi. Åžah İkinci Tahmasb’ın kumandasındaki Safevî ordusu, Osmanlılara karşı ÅŸiddetle savaÅŸtı. Fakat, bütün gayretlerine raÄŸmen, iki aylık bir kuÅŸatmadan sonra Tebriz, Osmanlıların eline geçti. Ordu, Revan üzerine yürüdü. İran topraklarını ele geçirmeleri, Osmanlıları, Rusya ile karşı karşıya getirdi. Nihayet 24 Haziran 1724’te, İstanbul’da yapılan bir toplantıda, İran topraklarının, Rusya ile Osmanlı Devleti arasında taksim edilmesi kararlaÅŸtırıldı. Memleketi; Afganlılar, Osmanlılar ve Ruslar tarafından taksim edilen Åžah İkinci Tahmasb, Fransa aracılığıyla, bu anlaÅŸma ve taksimata itirazda bulundu ve anlaÅŸmayı kabul etmeyeceÄŸini açıkladı. İran’a karşı tekrar harp ilan eden Osmanlılar, önce Lûristan eyaletinin belli baÅŸlı ÅŸehirlerini aldılar. 1724’te Hemedan ve Nihavend’i de ele geçirdiler.
İkinci Tahmasb’ın ÅŸahlığı, 1731’e kadar devam etti. Ancak, bu devirde idare, AvÅŸarlı Nâdir Åžah'ın elinde idi. Nâdir Åžah, 1730’da Afganlıları İran’dan çıkardı. BaÅŸÅŸehir İsfahan’ı geri aldı. Ahmed PaÅŸa zamanında BaÄŸdat’ı kuÅŸattı. Sekiz ay sonra İstanbul’dan Topal Osman PaÅŸanın ordusu gelince, kuÅŸatmayı kaldırıp kaçtı. Nâdir Åžah, 1731’de Åžah İkinci Tahmasb’ı saltanattan uzaklaÅŸtırarak, onun yerine küçük yaÅŸtaki oÄŸlu Üçüncü Abbas’ı, Safevî tahtına çıkardı. O zamana kadar zaten bağımsız hareket eden Nâdir Åžah, Üçüncü Abbas’ın 1736’da ölmesinden sonra, İran’da idareye hakim oldu. Böylece iki yüz yıldan fazla hüküm süren Safevî Hanedanı son buldu.
Safevîlerde kültür ve medeniyet:
İlk zamanlar Akkoyunlu Devletinin idarî teÅŸkilât ve müesseselerini kabul eden Safevîler, daha sonra Osmanlılardaki idare usulü ve müesseseleriyle idare edildiler. Mutlak hakimiyet sahibi olan Åžahın bir müÅŸavere (danışma) meclisi vardı. Åžahlık, babadan oÄŸula kalırdı. Åžahtan sonra en büyük devlet adamı Vezîriâzamdı. İtimâdüddevle unvanıyla da anılan Vezîriâzam, ÅŸahın vekiliydi. Safevî devlet teÅŸkilâtında, itimâdüddevleden sonra ikinci önemli vazife, bütün adlî iÅŸlere bakan Dîvân beyliÄŸi ve Kâdılkudât adı verilen makamdı. DiÄŸer mühim bir rütbe de, Meclis-nüvis veya Vekâyi-nüvisti. Safevî devlet ricâli arasında, Vezîriâzamdan sonra, Kurcıbaşı, KullaraÄŸası, EÅŸikaÄŸasıbaşı ve Tüfekçibaşı gelirdi. Vezîriâzam, Dîvân beyi, Vekâyi-nüvîsle beraber devlet ileri gelenleri, toplam yedi kiÅŸi olurlar ve mühim devlet iÅŸlerine istiÅŸare ile karar verirlerdi.
TaÅŸra teÅŸkilâtı ise, vali veya beylerbeyi tarafından idare edilen eyaletlere ayrılmıştı. Ordu teÅŸkîlâtı da Akkoyunlu ordu teÅŸkilâtına çok benzerdi. Åžah Abbas devrinden itibaren ordu, iki kısımdan meydana geliyordu. Birinci kısım, İran’ın her tarafına dağılmış olan ve savaÅŸ zamanlarında eyalet valileri tarafından toplanarak merkeze gönderilen daimî süvarilerdi. İkincisi ise, Åžah Abbas tarafından meydana getirilen ve Åžahsevenler adı verilen yeni orduydu. Bu yeni ordu, Tüfekçiler, Kullar ve Topçulardan meydana geliyordu.
Safevîler devrinde, İran’da, canlı bir ilim hayatı yoktu. Yalnız Åžiî fıkhıyla ilgilenen ve müftî denilen kimseler vardı. Bunun haricinde bir ilmî çalışmaya pek rastlanmazdı. Safevîler devrinde yetiÅŸen Bahâî, Mîr Dâmâd ve Molla Sadra gibileri, o devrin ilmî ÅŸahsiyetleri arasında sayılabilir. Bahâî; matematik, astronomi ve tıpta üstün bir seviyeye ulaÅŸmış ve bu konularda birçok eser vücuda getirmiÅŸti. Mîr Muhammed Bâkır-ı Esterâbâdî de felsefe ve matematikte devrinin meÅŸhur bilginleri arasında yer almıştı. İsfahan’da yetiÅŸen Molla Sadra (Sadreddîn Muhammed bin İbrâhim-i Åžirâzî) tefsir, hadis, fıkıh ve felsefe öÄŸrenmiÅŸ ve bu konularda birçok eser yazmıştı. Molla Muhsin Feyzî KâÅŸânî, ÅŸâir olarak ÅŸöhret kazanmış ve pek çok kitap ve risale yazmıştır. Safevîlerden önce zirveye ulaÅŸmış olan Fars edebiyatı, bu dönemde pek ilerleme kaydedememiÅŸtir. Abdurrahmân-ı Câmî ve Celâleddîn Devânî gibi Sünnî ÅŸâir ve münÅŸîler, Safevîlerin ilk zamanlarında yetiÅŸmiÅŸti. Türkçe'nin resmî dil olarak kabul edilmesi sebebiyle, Azerî edebiyatı da önem kazanmıştı. Fuzulî, bu dönemde yetiÅŸen ÅŸairlerdendir. Ancak, pek itibar görmemiÅŸtir. Yine AvÅŸar Türklerinden olan Sâdıkî, Mecmâü’n-Navâs adlı tezkiresini, Ali Åžir Nevâî’ye zeyl mahiyetinde, bu devirde yazdı ve bunu diÄŸer eserler takip etti. Aynı devirde bazı tarihçiler de yetiÅŸti: Tevekkül bin İsmâil bin Bezzâr el-Erdebîlî, Kadı Ahmed Gaffîrî-i Kazvînî, Hasan Bey Rumlu, Celâl Müneccim, İskender MünÅŸî, Vahhid-i Kazvînî ve Åžeyh bin Åžeyh Abdüzzâhidî bunlardandır.
Safevîler döneminde güzel sanatlara önem verilmiÅŸtir. Bilhassa, camiler, türbeler ve saraylar gibi mimarî eserler meydana getirilmiÅŸtir. İsfahan’da bulunan NakÅŸ-i Cihân Meydanı, Ali Kapı, Åžeyh Lütfullah Camii, Åžah Camii, Hıyâbânı Çehâr-baÄŸ, Allahverdihan Köprüsü, Çihl Sütûn ve HeÅŸt-BehiÅŸt sarayları bu devirlerde yapılan belli baÅŸlı mimarî eserlerdendir.
Ayrıca Åžah İsmail devrinde oldukça ilgi gören hat sanatında ta’lik, nesta’lik, dîvânî, siyâkat ve müsennâ stilinde eserler meydana getirilmiÅŸtir. Tezhib, yani süsleme sanatı da bu devirde yüksek seviyeye ulaÅŸmış, kitaplara altın suyu ile süslemeler yapılmıştır. Safevîler devrinde minyatür sanatı ileri gitmiÅŸ olup, silâh, halı ve diÄŸer süsleme sanatlarında madenlerden yapılan süs ve ÅŸekillere rastlanır. Halı dokumacılığı da geliÅŸmiÅŸ olup, acem halıları adıyla meÅŸhur halılar, bu devrin eserleridir. İpekten dokunan bu halılar, hayvan ve kuÅŸ resimleriyle süslenmiÅŸti. Safevîler devrinde, İran’da, kumaÅŸ imalatı, çinicilik, ciltçilik, oymacılık ve tahta iÅŸlemeciliÄŸi gibi sanatların da oldukça geliÅŸtiÄŸi görülür.
Safevî Hükümdârları / Tahta GeçiÅŸi
Åžâh İsmâil - I 1501
I. Tahmasb 1524
Åžâh İsmâil - II 1576
Muhammed Hudâbende 1578
Åžah Abbâs - I 1588
I. Safî 1629
II. Abbâs 1642
I. Süleymân (II. Safî) 1666
I. Hüseyin 1694
II. Tahmasb 1722
III. Abbâs 1732
II. Süleymân 1749
III. İsmâil 1750
II. Hüseyin 1753
Muhammed 1786
(III. Abbâs’tan Muhammed’e kadar olan son beÅŸ hükümdâr, İran’ın bâzı kısımlarında ismen hükümdârdır.)