





![]() | Bugün | 99 |
![]() | Dün | 297 |
![]() | Bu Hafta | 747 |
![]() | Gecen Hafta | 1975 |
![]() | Bu Ay | 2138 |
![]() | Gecen Ay | 4882 |
![]() | Toplam | 306178 |
| 14607 Toplam | |
| 0 Bugun | |
| 0 Bu Hafta | |
| 1 Bu Ay | |
| 7 Bu Yil |
Hânedânın kurucusu olan Selâhaddin Eyyubî, Hazbanî kabilesine mensuptu. Ancak bu aile, uzun yıllar Türkler arasında bulunmuÅŸ ve tam manâsıyla TürkleÅŸmiÅŸti. Selâhaddin Eyyubî, 1138’de çok sayıda askeri ile birlikte Musul Türk kumandanı Zengî bin Aksungur’un hizmetine girdi. Bu durumun akabinde Selâhaddin’in kardeÅŸi Åžirkûh da Zengî’nin oÄŸlu Nureddin’in hizmetine girdi. Åžirkûh, bu hizmetteyken, 1169’da Mısır’ın kontrolünü ele geçirdi ise de, çok geçmeden öldü ve onun halefi olarak yerine Selâhaddin geçti.
Böylece, hânedânın gerçek kurucusu olarak ortaya çıkan Selâhaddin Eyyûbî, 1171 yılında, Åžiî Fâtımî idaresini tamamıyla ortadan kaldırdı. 1175 yılında ise, İsmâil Zengî ile Böri Gâzi’nin kumanda ettiÄŸi orduyu Kurunhama’da bozguna uÄŸrattı ve Eyyûbî Devletinin temellerini attı. 1176 yılında kardeÅŸi Turan Åžahla beraber, Yemen’deki Abdün-nebi Fırkasını yıkan Selâhaddin Eyyûbî, Abbasî halifesi tarafından Suriye, Yemen, Filistin ve Kuzey Afrika’nın sultanı ilan edildi. Bu durum, aynı zamanda, halife tarafından, devletinin kabul edilmesi demekti.
Selâhaddin Eyyûbî, ilk iÅŸ olarak Mısır’daki Fâtımî idaresinin son izlerini de ortadan kaldırdı. Onların eski toprakları üzerinde, din ve eÄŸitimde kuvvetli bir siyasetin teÅŸvik ve uygulayıcısı oldu. ÅžiîliÄŸin yerine Sünnî mezhebini yaymaya baÅŸladı. Bunda baÅŸarılı olan Selâhaddin, Mısır ve Suriye’de Fâtımîlerin yaydığı yanlış itikadın önüne geçerek, Ehl-i sünnet itikadının yayılmasında önder oldu. Selâhaddin Eyyûbî’nin takip ettiÄŸi siyasetin diÄŸer bir yönü de, Haçlılara karşı mücadelenin baÅŸlatılması idi. BilindiÄŸi gibi bu yüzyılda Haçlılar, iki defa Anadolu’dan Kudüs’e kadar gitmiÅŸler ve geçtikleri yerlerde kan ve gözyaşından baÅŸka bir ÅŸey bırakmamışlardı. Hattâ bu zalimler, kendi dindaÅŸları ve ırkdaÅŸlarının kalplerinde bile, derin bir nefret uyandırmışlardı. Kutsal ÅŸehir Kudüs, yıllardır bu zalimlerin elinde bulunmaktaydı. Nitekim, Selâhaddin’in Haçlılara karşı tesirli bir ÅŸekilde baÅŸlattığı cihad siyaseti, bütün İslâmî gayret ve heyecanı onun etrafında birleÅŸtirdi. Türk ve Arap ordularının aynı gaye etrafında toplanmasını saÄŸladı.
Topladığı bu kuvvetlerle, 1187 yılında, Haçlıların karşısına çıkan Selâhaddin Eyyûbî, Hattin’de parlak bir zafer kazandı. PeriÅŸan bir vaziyete düÅŸen Haçlıların elindeki bütün kaleler, Kudüs dahil Eyyûbîlerin eline geçti. 89 yıl düÅŸman elinde kalan kutsal ÅŸehir Kudüs’ün de ele geçirildiÄŸi bu zaferle, bütün Müslümanların gönüllerinde taht kuran Selâhaddin Eyyûbî, büyük bir üne kavuÅŸtu. Avrupa, bu hezimet karşısında birbirine girdi ve üçüncü Haçlı seferi için çalışmalara baÅŸladılar. Ancak, bu yeni Haçlı ordusu, daha Akka’da iken hezimete uÄŸratıldı ve yine onların aleyhine olarak bir antlaÅŸma imzalandı.
Hemen hemen bütün günleri harp meydanlarında geçen, OrtadoÄŸu’daki Haçlı varlığının belini kıran ve onu asla eski gücüne kavuÅŸamayacağı bir hale getiren, böylece OrtadoÄŸu-İslâm dünyasının kudretini, bütün Avrupa’ya gösteren Mücâhid Sultan, 4 Mart 1193 ÇarÅŸamba günü DımaÅŸk’ta (Åžam) vefat etti. Aynı ÅŸehirde bulunan kabri, bugün, büyük ziyaretgâhlardandır.
Selâhaddin Eyyûbî, ölmeden önce devletinin çeÅŸitli bölgelerini oÄŸullarına ıktâ olarak dağıtmıştı. Bununla beraber merkezî kontrol, oÄŸullarından El- Âdil’in elindeydi. Bu sultan zamanında, daha önceki aktif politika terk edilerek yumuÅŸak bir siyaset izlenmeye baÅŸlandı. Frenklerle barış yapılarak, iliÅŸkiler, normal bir duruma getirildi. 1205 senesinde Samsat, Serve ve Ra’sul-ayn’ın ÅŸehirlerine hakim olan Melik el-Efdal, amcası El-Âdil’le iliÅŸkisini keserek Anadolu Selçukluları Sultanı Keyhüsrev’e baÄŸlandı. Bu dönemde Eyyûbîler, 1208’de Ahlat’ı, 1215 senesinde ise Yemen’i hakimiyetleri altına aldılar. BeÅŸinci Haçlı seferi sırasında Dimyat’ın Haçlılar eline geçmesi ile üzüntüsünden hastalanan Sultan El-Âdil, çok geçmeden vefat etti (10 Eylül 1218). Yerine oÄŸlu el-Kâmil geçti.
El-Kâmil, kısa sürede orduyu toparlayarak, Haçlıları geri püskürtmeye muvaffak oldu. Ancak, daha sonra, İmparator İkinci Frederik ile anlaÅŸan El-Kâmil, anlaşılamayan bir tutumla, Kudüs’ü Haçlılara terk etti. Böylece, İkinci Frederik ile baÅŸlayan sulh dönemi, Mısır ve Suriye’ye bazı iktisadî faydalar saÄŸlarken, aynı zamanda Akdeniz Hıristiyan devletleri ile ticaretin yeniden canlanmasına yol açtı. Sultan El-Kâmil’in devri, diÄŸer taraftan iç çatışmalara ve çalkantılara sahne oldu. Sultana karşı ülkede ittifaklar kuruldu. Aynı zamanda sultanın kardeÅŸi Muazzam ile Melik EÅŸref bile, bu ittifakın içinde yer aldı. Hattâ, Melik EÅŸref, bir ordu ile sultanın karşısına çıktı ise de, aniden vefat ettiÄŸinden kuvvetleri dağıldı.
Eyyûbî Devleti son parlak devrini, Sultan El-Kâmil ile yaÅŸadı. Onun ölümüyle ülke parçalanmaya yüz tuttu. El-Kâmil’in yerine geçen Es-Sâlih zamanında, ülke bir taraftan iç mücadelelere sahne olurken, diÄŸer yandan altıncı Haçlı seferi baÅŸgösterdi. Bu karışık vaziyete raÄŸmen, Haçlılara karşı baÅŸarılar kazanıldı ve Fransa Kralı St. Louis esir alındı. Sultan Es-Sâlih’in kısa bir süre sonra ölümü üzerine, Mısır Eyyûbî ülkesi, 1250 yılında, Türk Bahri Memlûk birliklerinin eline geçti.
Halep’te ise, 1236 senesinde ölen El-Azîz’in yerine geçen En-Nâsır Yûsuf, Mısır’daki Sultan Sâlih’in ölümü üzerine bütün Suriye’yi ele geçirdi. Onun Suriye üzerindeki iddiaları, Mısır Memlûkları ile mücadelelere sebep oldu. Bu sürekli mücadelelere, ancak MoÄŸolların taarruzu son verdi. Devamlı tâbi halde yaÅŸayan Hama’daki ÅŸube ise, varlığını 1342 senesine kadar sürdürdü. Bu tarihte, onlar da MoÄŸollar tarafından ortadan kaldırıldı. Sadece Diyarbekir ve Hısnıkeyfa civarında, mahallî bir beylik, MoÄŸolların ve Timurlular'ın hücumlarından kurtulabildi. Eyyûbîlerin bu kolu da Akkoyunlular tarafından ortadan kaldırıldı.
Eyyûbîler Devleti, Zengîler'in bir devamıydı. Eyyûbî devlet teÅŸkilâtı, diÄŸer İslâm devletlerindeki teÅŸkilâtlardan farklı deÄŸildi. BaÅŸta bir sultan ve onun hânedânı, sonra, idarî ve askerî yetkiye sahip emîrler, daha sonra bürokratlar ve ilmiye sınıfına mensup olanlar gelirdi.
Devlet iÅŸlerini yürüten üç dîvân vardı. Dîvân-ül-İnÅŸâ; bürokrasinin idaresi ve diplomatik iÅŸlerin yürütülmesiyle uÄŸraşırdı. Dîvân-ül-CeyÅŸ; ordu ve onun malî iÅŸlerinden sorumluydu. Dîvân-ül-Mâl; bugünkü maliye bakanlığının görevini yapardı. Dîvânlar arasında en geniÅŸ teÅŸkilâta sahip olan bu dîvândı.
Eyyûbîler Devletinin en önemli hedefi, OrtadoÄŸu’da Haçlılar tarafından iÅŸgal edilen İslâm topraklarını kurtarmaktı. Bu sebepten sultan, her zaman, savaÅŸa hazır güçlü bir orduyu beslemek zorundaydı. Ordunun temelini, topraÄŸa baÄŸlı süvariler meydana getiriyordu. Bunların yanında, maaÅŸlarını para olarak alan bir miktar piyade ve süvari vardı. Piyadeler, kale savunma veya kuÅŸatmalarında vazife alıyorlardı. DiÄŸer muharebelerde ise, timarlı süvariler savaşıyordu. Süvarilerin en önemli kısmını, parayla satın alınarak veya devÅŸirilerek yetiÅŸtirilen memlûklar teÅŸkil ediyordu. Bunların büyük çoÄŸunluÄŸu Türk'tü.
Eyyûbîler Devletinde saÄŸlık hizmetleri çok geliÅŸmiÅŸti. Birçok ÅŸehirde hastaneler yapılmıştı. Bu hastaneler arasında DımaÅŸk’taki Nureddin ve Kahire’deki Selahaddin hastaneleri, mükemmel tıp merkezleriydi. Buralarda erkekler, kadınlar ve sinir hastaları için ayrı kısımlar vardı. Tarihte sinir ve ruh hastalıkları için ilk ilaçlar, bu hastanelerde hazırlanmıştır. Hastanelerin yanında, kimsesiz, bakıma muhtaç çocukların ve fakirlerin korunması için birçok bakım evleri ve misafirhaneler açılmıştır.
Eyyûbîler Devletinde, teknik ve sanat da geliÅŸmiÅŸti. DımaÅŸk ve Kahire’de dökümhaneler ve cam imalathaneleri vardı. Bu ÅŸehirlerde ayrıca, su ile çalışan kâğıt deÄŸirmenleri de yer alıyordu. Kâğıt; buÄŸday, pirinç sapları ve pamuktan yapılıyordu. Musul kumaÅŸları, Mısır pamukluları ve Dar-ut-Tirâz’da imal edilen yünlü, ipekli ve pamuklu kumaÅŸlar çok meÅŸhurdu. Bakır iÅŸlemeciliÄŸi geliÅŸmiÅŸti. Bugün, Eyyûbîler devrine ait ÅŸamdanlar, leÄŸen ve tabaklar çeÅŸitli ülkelerin müzelerinde bulunmaktadır. Silâh imalatı da oldukça ileri seviyede idi. Bilhassa DımaÅŸk’ın meÅŸhur çelik kılıçları çok ünlüydü.
Eyyûbîler devri, ilmî hayat bakımından İslâm tarihinin en canlı ve hareketli dönemlerinden biriydi. Bozuk itikadlara karşı, Ehl-i sünnet itikadını yaymak gayesiyle, Kahire ve DımaÅŸk’ta birçok medreseler açıldı. Burada tefsir, hadis, fıkıh ilimleri yanında, fen ilimleri de öÄŸretiliyordu. Ayrıca Kur’ân ilimlerini öÄŸretmek için Dâr-ul-Kurrâlar, hadîs ilimlerini öÄŸretmek için Dâr-ul-Hadîsler ve fen ilimlerini öÄŸretmek için Dâr-ül-Hendeseler açıldı. Medreselerin yanında camiler de önemli ilim merkezleriydi. Camilerde çeÅŸitli ilimlerin okutulduÄŸu halkalar ve köÅŸeler vardı.
Tarihte çok önemli bir rol oynayan Eyyûbîler, Büyük Selçuklu Devleti'nin geleneklerini yeniden kurarken, Åžiî Fâtımî Devletine en büyük darbeyi vurmuÅŸ ve İslâm'ın yeniden ihyasına canla baÅŸla çalışmışlardır. Haçlılara karşı büyük bir devlet ve güç meydana getirmiÅŸler, nitekim geçici bir zaman için de olsa Kudüs’ü ele geçirebilmiÅŸlerdir. Eyyûbîlerin devlet teÅŸkilâtının izleri, daha sonra Memlûk ve Osmanlı devlet teÅŸkilâtında tesirli olmuÅŸtur.