





![]() | Bugün | 175 |
![]() | Dün | 297 |
![]() | Bu Hafta | 823 |
![]() | Gecen Hafta | 1975 |
![]() | Bu Ay | 2214 |
![]() | Gecen Ay | 4882 |
![]() | Toplam | 306254 |
| 14607 Toplam | |
| 0 Bugun | |
| 0 Bu Hafta | |
| 1 Bu Ay | |
| 7 Bu Yil |
Memlûk, Arapça’da “köle” demektir. Hükümdar ve emirlerin muhafız birliklerine baÄŸlı bu köleler, meziyetleri sayesinde, zamanla hizmetinde bulundukları devletlerde idarî kadroyu ele geçirmiÅŸlerdir. Kendi nüfuzlarını kuvvetlendirmek maksadıyla, İslâm tarihinde ilk defa memlûk (beyaz köle) kullananlar, Abbasî halîfeleri olmuÅŸtur. Abbasî ordusundaki Türk memlûkların sayısı, kısa bir süre içerisinde 35 bine ulaÅŸtı. Bu Türk askerleri sayesinde Abbasîler, dış tehlikelere baÅŸarıyla karşı koydular. TolunoÄŸulları ve İhÅŸidîler devletlerinde de önemli bir yer tutan memlûk kuvvetlerinin sayısı, bilhassa Eyyûbîler döneminde fevkalade arttı. Bu devrede memlûkların eÄŸitimi için, iki kışla tesis edildi. Kışlalardan biri Melik Sâlih Necmeddîn tarafından Kahire’de, Nil Nehri üzerinde bulunan Ravda Adasında kurulmuÅŸtu. Burada Kıpçak Türkü olan memlûklar, eÄŸitim görürler ve kışlaları su ortasında olduÄŸu için “Memâlik-i Bahriye” (Deniz Köleleri) veya “Memâlik-i Türkiye” adı ile anılırlardı. İkinci kışla ise, daha sonra, bizzat Memlûk Sultânı Melik Mansur Kalavun tarafından, yine Kahire’de, Kal’atü’l-Cebel denilen kalenin burçlarında kuruldu. Burada eÄŸitim görenler, “Memâlik-i Burciyye” adıyla anılırlardı. Bunlar, daha çok, Kafkaslardan getirilen Çerkes köleler oldukları için, “Memâlik-i Çerâkise” diye de anıldılar. Memlûk Devletini, Bahrî Memlûkları kurduÄŸu halde, daha sonra Burcî Memlûkları, idareyi ele geçirmiÅŸlerdir.
Bahrî Memlûkları: Devlet idaresinde kademe kademe yükselen Bahrî Memlûkları, kendi aralarında anlaşıp güçlenerek, Eyyûbî Hânedânının zayıf bir anını kollamaya baÅŸladılar. Son Eyyûbî Sultanı Turan Åžah, Bahrî Memlûklarına karşı tavır alınca, 1249 yılında öldürüldü. Yerine eski sultan Melik Necmeddîn Sâlih’in dul karısı Åžecer-üd-Dürr Sultan ve Memlûklardan Muizzüddîn Aybek, ordu komutanı tayin edildi. Bir kaç ay sonra da Åžecer-üd- Dürr, Muizzüddîn Aybek’le evlenip sultanlığı ona devretti.
Böylece, müstakil ilk Memlûk Sultanı olarak tahta geçen Aybek, Memlûklar arasında, dindarlığı, cömertliÄŸi ve görüÅŸlerinin isabetliliÄŸi ile tanınmaktaydı. Aybek’in tahta çıktığı sırada, Irak’ta, MoÄŸol tehlikesi baÅŸ gösterdi. Halîfe, Aybek’ten yardım istedi. Ancak bu sırada Aybek, iç isyanlarla meÅŸguldü. Bilhassa Bahrî Memlûkları liderlerinden Aktay’ın nüfuzunu gittikçe arttırması, Aybek’i korkuttu. Bu sebeple Aybek, bir fırsatını kollayıp, Aktay’ı öldürttü. Bunun üzerine Bahrî Memlûklarının büyük kısmı, Suriye’ye kaçtı.
Aybek, iç ve dış tehlikelerin hepsini ortadan kaldırıp, düÅŸmanlarına baÅŸarı ile karşı koyarak, bütün zorlukları yenmiÅŸken, Musul Hakimi Bedreddin Lü’lü’ün kızı ile niÅŸanlanınca, karısı Åžecer-üd-Dürr tarafından öldürtüldü. Birkaç gün sonra da Åžecer-üd-Dürr öldürüldü. Tahta geçen Aybek’in oÄŸlu Sultan Nureddin Ali’nin saltanatı, iki sene kadar sürdü. MoÄŸolların, Suriye’ye yaklaÅŸmaları üzerine saltanat naibi Kutuz, Mısır Âyânı ile emîrlerin ileri gelenlerini toplayarak, Sultan Nureddin’in güç durumların adamı olmadığını, ancak herkesin kendisine itaat edeceÄŸi kudretli bir kiÅŸinin sultan olmasıyla, MoÄŸollara karşı konulabileceÄŸini söyledi.
Bu sırada BaÄŸdat’ın MoÄŸollar tarafından alındığı ve Abbasî halîfesinin öldürüldüÄŸü haberi geldi. İslâm âlemi, dehÅŸet içinde kaldı. Bu büyük tehlikenin, ancak Kutuz gibi deÄŸerli bir kumandan tarafından karşılanabileceÄŸini anlayan Mısır halkı ve ileri gelen emîrler, Kutuz’a saltanat teklif ettiler. Neticede henüz çocuk olan Sultan Ali tahttan indirilerek, Kutuz sultan ilan edildi. Süratle ilerleyen MoÄŸol orduları, İslâm ülkelerini çiÄŸneyerek, Memlûkların en kıymetli eyaletlerini aldılar ve Mısır kapılarına dayandılar.
Sultan Kutuz, hazırladığı büyük bir ordu ile, MoÄŸolları karşılamak üzere Suriye’ye gitti. 1260 senesinde, Ayn-ı Câlût denen ve vaktiyle hazret-i Davud’un, Câlût’u yendiÄŸi rivayet edilen yerde, iki ordu karşı karşıya geldi. MoÄŸollar, ilk anda üstünlük saÄŸladılarsa da, Sultan Kutuz’un dirayetli kumandası sayesinde yenilgiye uÄŸradılar. Kaçan MoÄŸolları takip eden Sultan, MoÄŸol baÅŸkumandanı KetboÄŸa Noyan da dahil olmak üzere, MoÄŸolların hepsini kılıçtan geçirdi. Zafer, İslâm âlemini büyük bir sevince boÄŸdu. Çünkü, MoÄŸolların Mısır’a hakimiyetleri, İslâm âlemi için büyük felaket olurdu. Zafer sonunda, Åžam’a gelen Sultan Kutuz, HabeÅŸistan’dan Fırat kıyılarına kadar olan yerleri hakimiyeti altına aldı. Cihadını, MoÄŸollarla iÅŸbirliÄŸi yapan Latinlere karşı devam ettirdi. Sultan Kutuz, Ayn-ı Câlût Zaferinde, Türk ordusunun öncü birliklerine kumanda eden Baybars’a, vaad ettiÄŸi Halep umumî valiliÄŸini vermediÄŸi için, onun tarafından öldürüldü.
Sultan Kutuz’un yerine, 1260 senesinde Sultan olan Baybars’ın, Eyyubî Hânedânının iktidardan uzaklaÅŸtırılıp, Türk Memlûklarının iktidarı ele geçirmelerinde, birinci derecede rolü oldu. Sultan Baybars, tahta çıktığında, İlhanlılarla Haçlılar, Memlûkları ve İslâm âlemini tehdit ediyorlardı. Baybars, 1258’de Hülâgu’nun, Abbasîleri BaÄŸdat’tan çıkarmasına karşılık olarak, Abbasîlerden El-Muntasır’ı 1261’de, Kahire’de, halife ilan etti. Bu davranışı ile, bütün Sünnî Müslümanların takdirini kazandı.
Memlûkların, baÅŸÅŸehirleri Kahire’de halifelere yer verip, hürmet etmeleri, onlara İslâm âleminde büyük bir manevî nüfuz kazandırdı. 1265’te, Haçlıların elinde bulunan Suriye kıyılarındaki birçok kaleyi alan Sultan Baybars, Kilikya Rumları ve Ermeniler üzerine de bir ordu gönderdi. Bu seferde, Ermenilerin başı, esir alınarak Sis (Kozan) zaptedildi. 1268 senesinde, tekrar sefere çıkan Sultan Baybars, Haçlıların son dayanak noktaları olan Antakya’yı alarak, prensliklerini yıktı. Bir yıl sonra da Hicaz’a giderek hac farîzasını eda etti. 1270 ve 1271’de düzenlediÄŸi yeni seferlerde, Haçlıların son sığınakları olan Askalan ve Kerek kalesini almaya muvaffak oldu. Bir yıl sonra vuku bulan iki İlhanlı taarruzuna da, baÅŸarıyla karşı koyarak, 1274 senesinde Anadolu’ya girdi ve Sis’i ikinci defa zaptetti. Sultan Baybars, Anadolu’yu İlhanlı tahakkümünden kurtarmak üzere, bir kısım Selçuklu Beylerinin davetiyle 1277’de harekete geçti. Elbistan’da İlhanlı ordusunu bozup, Kayseri’ye girdi. Ancak, idare merkezinden fazla uzaklaÅŸtığı için Åžam’a döndü. Haziran 1277’de, kısa bir rahatsızlıktan sonra, elli dört yaşında vefat etti. Åžam’a defnedildi. Sultan Baybars, MoÄŸol hakimiyetinin Suriye ve Mısır’a taşınmasına kesin ÅŸekilde mani olup, Haçlıların iki yüz yıldan fazla süren OrtadoÄŸu iÅŸgaline son verdi. Büyük bir kumandan ve devlet adamı olan Baybars, dirayeti sayesinde, devletin iç ve dış siyasetini baÅŸarı ile yürüttü. Devlet teÅŸkilâtında önemli ıslahat yaptı.
Baybars’ın ölümü üzerine, yerine oÄŸlu Nâsireddin Berke geçti. Ancak, takip ettiÄŸi siyaset yüzünden, kısa bir süre sonra ümera (emirler) ile arası açılan Nâsireddin Berke, iki yıl kadar sonra, kendi isteÄŸi ile tahttan çekildi (1279). Yerine Baybars’ın diÄŸer oÄŸlu Bedrüddin SülemiÅŸ geçti. Emîrlerden Kalavun da saltanat nâibi oldu. Yeni sultanın küçük yaÅŸta olmasından faydalanan Kalavun, iktidarı ele geçirdi ve kendisine saltanat yolunu açma çalışmalarında bulundu. SülemiÅŸ ve Kalavun adına sikke kesildi ve hutbe okundu. Aynı senenin Kasım ayında ümeranın muvafakatini de alan Kalavun, SülemiÅŸ’i tahttan indirerek, sultanlığını ilan etti.
Kalavun, tahta geçtikten sonra diÄŸer Memlûk sultanlarının karşılaÅŸtıkları güçlüklerle karşılaÅŸtı. İç meselelerini yoluna koyduktan sonra, İlhanlılara karşı Baybars’ın politikasını takip etti. 1280 ve 1281 senelerinde, İlhanlıların Suriye’ye yaptıkları iki seferi bertaraf eden Kalavun, 1285 senesine kadar Sungur ile meÅŸgul oldu. Bu yüzden Haçlılarla savaÅŸa girmekten kaçındı ve on senelik bir barış anlaÅŸması yaptı. İşlerini yoluna koyar koymaz, Avrupa’dan yardım alamayan Haçlı kalıntılarını, tamamen ortadan kaldırmak için harekete geçti. Emîr Hüsameddin komutasında bir orduyu, Antakya Haçlı PrensliÄŸinin son kalıntılarının toplandığı Lazkiye’ye gönderdi ve 1287 senesi Nisan ayında, ÅŸehir fethedildi. 1289 senesinde Kalavun, güçlü bir ordu ile Trablus’u kuÅŸattı ve Nisan ayının sonlarında ele geçirdi. 1290 senesinde Akka’ya gelen bir Haçlı grubu, civardaki Müslüman topraklarına hücum edip, bazı tüccarları öldürdüler. Bunun üzerine, Kalavun büyük bir ordu hazırladı. Fakat Kahire’den ayrılmak üzereyken, 1290 senesinde vefat etti.
Kalavun’un vefatından sonra yerine oÄŸlu EÅŸref Halil geçti. Halil, tahta geçer geçmez, Memlûkların isyanı ile karşılaÅŸtı ve kısa sürede bastırdı. Babasının, Akka’yı Haçlılardan almak için hazırladığı planı tatbike giriÅŸti. Sultan Halil, 1291 senesi Nisan ayında, ordusu ile Akka’yı kuÅŸattı ve ÅŸehir on sekiz Mayısta fethedildi. Akka’nın düÅŸmesinden sonra, Suriye’deki Haçlı kaleleri birer birer ele geçti. Böylece 14 AÄŸustosta, bütün Suriye sahili, Haçlılardan temizlendi. Sultan EÅŸref Halil, tahta geçtikten sonra, devlet ricâline ve babası zamanında söz sahibi olan ümeraya karşı kötü davrandı. Bunun üzerine, vezirlerden Baydara, Sultan EÅŸref Halil’i bir av sırasında, iÅŸbirliÄŸi yaptığı emîrlerin yardımıyla, 1293 senesi Aralık ayında öldürdü.
Sultan Halil’in öldürülmesinden sonra, sırasıyla tahta geçen Nâsıreddîn Muhammed, KetboÄŸa, Laçin ve İkinci Baybars dönemlerinde, ülke, iç karışıklıklar ve saltanat kavgaları ile büyük tahribata uÄŸradı. 1310’da üçüncü defa tahta çıkan Nâsıreddin Muhammed, otuz bir sene devam eden bu saltanatında, önce bütün devlet iÅŸlerini ele aldı. Eskiden olduÄŸu gibi, ümeranın kendisine tahakküm etmesine izin vermedi. Sultan Muhammed’in üçüncü saltanat devri, Memlûk nizamının olgunlaÅŸtığı, hükümet dairelerinin rayına oturduÄŸu, idarede birçok yeniliklerin ve geliÅŸmelerin yapıldığı, bazı büyük memuriyetlerin kaldırılıp, yerine yenilerinin ihdas edildiÄŸi bir devirdir. Sultan Nâsıreddîn Muhammed, bunlara ek olarak, gelir kaynaklarını düzeltmiÅŸ, iktisadî geliÅŸmeye baÄŸlı olarak, devletin gelirini de arttırmıştır. Nâsıreddîn Muhammed, 1341 senesinde vefat edince, Memlûk Devleti, Nâsıreddin Muhammed’in oÄŸulları ve torunlarının dönemi olarak isimlendirilen yeni bir devreye girdi. Bahrî Memlûkların çöküÅŸüne ve Burcî Memlûkların kuruluÅŸuna kadar devam eden bu devrenin en bariz vasfı, Sultan Nâsıreddîn’in oÄŸlu ve torunlarından sultan olanların çoÄŸunun, çocuk olmalarıdır. Bu yüzden, ümeranın (emîrlerin) nüfuzu yeniden arttı ve sultanlar kısa sürelerle, sık sık deÄŸiÅŸtirildi. On üç sultanın baÅŸa geçtiÄŸi bu dönemde, Suriye ve Mısır’da, büyük veba salgını oldu, her gün binlerce kiÅŸi öldüÄŸü için, toprağı iÅŸleyecek kimse kalmadı. Kudretli bir ÅŸahsiyet olan Sultan Berkuk ile iktidar, Bahrî Memlûklarından, Burcî Memlûklarına geçti. Sultan Berkuk, Çerkezlerden bir topluluÄŸun başına geçerek kuvvetlenince, Sultan Selâhaddin’i 1382 senesinde tahttan indirip, Bahrî Memlûkları devrine son verdi.
Burcî Memlûkları: Hanedan olarak Mısır Memlûkları tarihinin ikinci kısmını, Burcî Memlûkları teÅŸkil eder. Çerkez asıllı olan bu hanedan, 1382’den 1517’ye kadar, Mısır’a hakim oldu. Ancak bu sultanlar, dil ve kültür bakımından tamamen TürkleÅŸmiÅŸ oldukları için, devlet, Türk karakterini korudu. Memlûkları, merkeziyetçi bir idare altında toplayan Sultan Berkuk, 1399 senesinde vefat edince, yerine oÄŸlu Ferec geçti. Sultan Ferec devrinde iç karışıklıkların çıkmasından istifade eden Hıristiyanlar, harekete geçtiler. Buna, Suriye’deki iç karışıklıklar da eklenince, Sultan Ferec, 1412 senesinde âsiler tarafından öldürüldü. Halîfe-el-Musta’nin, sultan ilan edildiyse de, çok geçmeden Seyfeddin Åžeyh, Memlûk tahtına çıktı. Bunun zamanında, nisbî bir sükûnet saÄŸlandı. Birçok tesisler inÅŸa edildi. Seyfeddin Åžeyh ölünce, yerine oÄŸlu Ahmed geçti ise de, atabegi Tatar, idareyi ele geçirdi. Fakat Tatar’ın da saltanatı uzun sürmeyip, kısa bir müddet sonra öldü. Tatar’ın vefatından sonra sultan ilan edilen oÄŸlu Muhammed ise, vâsisi Barsbay tarafından tahttan indirildi. Memlûk sultanlığı tarihinde büyük ün yapan Sultan Barsbay, on altı senelik saltanatında, sükûnet ve istikrarı temin etti. Suriye ve Mısır’da, Müslümanların faydasına tedbirler aldı, huzurda yer öpmek geleneÄŸini kaldırdı. 1425 senesinde, Kıbrıs’a gönderdiÄŸi donanma ile Kral Vanas’ı yenerek esir aldı ve kefaletle serbest bıraktı. Kral, kendisine tâbi olarak, her sene vergi ödedi. Ticareti geliÅŸtirmek hususunda tedbirler aldı. Barsbay, DulkadiroÄŸulları, RamazanoÄŸulları ve Akkoyunlular'la da mücadele etti. 1438 senesinde ölünce, yerine oÄŸlu Yusuf geçti ise de, atabegi Çakmak, idareyi ele geçirdi.
On altı sene tahtta kalan Çakmak, Barsbay’ın siyasetini devam ettirdi. 1442’de Kıbrıs ve Rodos’a donanmalar gönderdi. Osmanlılar ve KaramanoÄŸulları ile dostane münasebetler kurdu. Vefat edince, yerine, oÄŸlu Osman geçti. Osman’ın çok kısa süren saltanatından sonra, iktidara Seyfeddin İnal geçti. İnal, Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul fetihnamesi gelince, büyük merasimler icra ettirdi. Karamanlılar üzerine ordu göndererek, Karaman’ı yaÄŸmalattı. Uzun Hasan’a karşı tedbirler aldı. Kıbrıs’la ilgilenip, LefkoÅŸe’yi zaptettirdi. 1461 senesinde ölümü ile, yerine oÄŸlu Ahmed geçti. Fakat, idareyi atabegi HoÅŸkadem ele aldı. HoÅŸkadem, ilk iÅŸ olarak, isyan eden Åžam ve Cidde valileriyle uÄŸraÅŸtı. Osmanlılara karşı düÅŸmanca siyaset uyguladı. Uzun Hasan’ı ve KaramanoÄŸlu İshak Beyi desteklediÄŸi gibi DulkadıroÄŸulları ile Fatih aleyhinde iÅŸbirliÄŸi yaptı. Kendisinden sonra tahta geçen Atabeg İlbay ve TemurboÄŸa birkaç ay saltanat sürdüler. 1468 senesinde Memlûk tahtına çıkan Kayıtbay, icraatçı hükümdarlardandı. Osmanlılarla rekabeti sürdüren Kayıtbay, Sultan Bayezid Hanla taht mücadelesine giriÅŸen Cem Sultan’ı kabul ederek, Osmanlı ülkesine yollamamakla, iki devlet arasında harp çıkmasına sebep oldu. 1485-1491 seneleri arasında Çukurova’da yapılan muharebelerde, iki taraf da önemli derecede yıprandı. Neticede, Çukurova’nın gelirinin Mekke ve Medîne’ye bırakılması ÅŸartı ile anlaÅŸma yapıldı. Kayıtbay, 1496 senesinde vefat etti. Yerine geçen oÄŸlu Muhammed, ancak iki sene tahtta kalabildi. Emîrlerle ihtilafa düÅŸtüÄŸü için öldürüldü. Muhammed’den sonra Kansuh ve Canbulat tahta geçti. Bunlardan sonra Kayıtbay’ın yetiÅŸtirmelerinden, Åžam valisi Kansu Gûrî (Gavri) sultan oldu.
İktidara geçtiÄŸi zaman, altmış yaşını geçmiÅŸ bulunan Kansu Gûrî, kudretli ve dirayetli biri olduÄŸunu hemen ispatladı. Önce Kahire’de nizam ve istikrarı tesis ederek, ümeranın büyüklerinden, güvendiÄŸi kiÅŸileri idarî kadrolara getirdi. Daha sonra devlet hazinesinin iflâs durumundan kurtarılması için tedbirler aldı. Kansu Gûrî’nin zamanında Memlûklar, Rumeli ve Anadolu’da devamlı geniÅŸleyen Osmanlı Devleti ile Suriye hududundan komÅŸu oldular. Bu sırada İran’a ve DoÄŸu Anadolu’ya hakim olan Åžah İsmâil, ÅžiîliÄŸi yaymak suretiyle YakındoÄŸu’yu ele geçirmeye çalışıyordu. Yine Kansu Gûrî (Gavri) devrinde, İspanya’daki Endülüs Müslümanlarının hakim olduÄŸu Gırnata, Hıristiyanların eline geçince, Müslümanlar zor duruma düÅŸtü. Mısır’ın iktisadî durumuyla yakın alâkası bulunan Hind ticaret yolu, Portekizliler tarafından tehdit edilmeye baÅŸlandı. Hindistan kıyıları, Portekizlilerin eline geçti. Kansu Gûrî, Portekiz genel valisi, Hürmüz’ü alarak, Acem Körfezini (Basra Körfezi) kapatınca, Osmanlı Sultanı İkinci Bayezid Handan yardım istedi. Osmanlı, gereken yardımı yaptı. Buna raÄŸmen Kansu Gûrî'nin (Gavri) İran Åžahı İsmail’le yakın münasebet kurması, Osmanlılarla arasının açılmasına yol açtı. Yavuz Sultan Selim Han, Åžah İsmail’i tamamen ortadan kaldırmak için ikinci DoÄŸu Seferine çıkarken, Veziriâzam Sinan PaÅŸa'yı kırk bin kiÅŸilik bir kuvvetle, Safevîler üzerine göndermiÅŸti. Ancak, Sinan PaÅŸa'ya, Diyarbakır’a giderken Fırat’ı geçmek için Memlûklar tarafından müsaade verilmemesi ve Kansu Gûrî'nin (Gavri) elli bin kiÅŸilik bir kuvvetle Halep’e gelmesi, harp sebebi sayıldı. Mercidabık’ta yapılan muharebede Memlûklar, kısa bir sürede maÄŸlup oldular. Kansu Gûrî’nin muharebeden sonra kaybolmasıyla, Memlûk tahtına Tomanbay geçti.
Halep, Hama, Humus ve Åžam’ı alan Yavuz Sultan Selim Han, Tomanbay’a bir nâme göndererek, kendisine tâbi olması ÅŸartıyla Gazze’den itibaren güneyde kalan toprakları Memlûklara bırakacağını bildirdi. Tomanbay, bu teklifi kabul etmedi. 23 Ocak 1517’de Ridâniye’de, Yavuz Sultan Selim Hanın taarruzuna karşı koyamayarak maÄŸlup oldu. Kahire’de ve Sait taraflarında mücadelesini devam ettirdi ise de, yakalanarak idam edildi. Böylece 1250 senesinde kurulan ve 267 sene süren Mısır Memlûk Sultanlığı, sona erdi. Halîfelikle beraber, mukaddes yerlerin himayesi de Osmanlıların eline geçti.
Memlûklar, sultanın kendi kölelerinin, idarenin en üst kademesinde yer aldığı karışık bir hiyerarÅŸik sisteme sahipti. İktidarın bünyesindeki baÅŸarı için, gulâm sistemi esastı. Çünkü eski Memlûkların oÄŸulları da dahil olmak üzere, hür unsurlar, orduda ikinci derecede bir yer teÅŸkil ediyorlardı. Saltanatın istikrarsızlığı sebebiyle, hükümdarların kolayca deÄŸiÅŸtirilmelerinden anlaşıldığı üzere, sultanın mutlak iktidarı, büyük emîrler ve bürokrasi tarafından denetleniyordu. Meseleler dîvânda görüÅŸülüp, karara baÄŸlanırdı. Memlûkların asker ihtiyacı, Kafkasya’dan ve Kıpçak bozkırlarından karşılanırdı. Sultan ve kumandanların idaresindeki Memlûklu ordusu, muharip olmasından, sevk ve idaresindeki mükemmelliÄŸinden, Haçlı ve MoÄŸol saldırılarını bölgeden uzaklaÅŸtırmakla, İslâm ülkelerini büyük tehlikelerden ve tahriplerden korumuÅŸlardır. Memlûklar, Eyyubîler'in siyasetlerini devam ettirdiler. Resmî yazışmalarda, Arapça'yı kullandılar. Ordu ve sarayın konuÅŸma dili, Kıpçak Türkçesi olup, OÄŸuz Türkçesi de geçerliydi. Kültür bakımından geliÅŸmiÅŸ olan Memlûklar, Mısır’da pek parlak bir medeniyet devresi açtılar.
Memlûklar devrinde, Mısır ve Suriye’de büyük binalar yapıldı. İdareci, kumandan ve bu arada bazı esnaf cemaatleri, büyük ÅŸehirlerde camiler yaptırdılar. Kahire’deki Baybars, Kalavun, Muhammed Nâsır, Sultan Hasan, Berkuk, Müeyyed, Kayıtbay Ulu camileri ve Trablus, Åžam, Halep eyaletleri camileri ile Kahire, Halep, Åžam ve Birecik kaleleri bunların belli baÅŸlılarıdır. Devlet memuru ihtiyaçlarını karşılamak üzere, Kahire’de mektep açmışlardır. Burada tahsilini tamamlayanlar, mülkî ve askerî memur olarak vazifeye tayin edilirlerdi.