





![]() | Bugün | 28 |
![]() | Dün | 802 |
![]() | Bu Hafta | 3302 |
![]() | Gecen Hafta | 3684 |
![]() | Bu Ay | 12940 |
![]() | Gecen Ay | 14877 |
![]() | Toplam | 361596 |
| 14678 Toplam | |
| 0 Bugun | |
| 3 Bu Hafta | |
| 7 Bu Ay | |
| 32 Bu Yil |
Aslında Türkçe olup, “ulu, muhterem, saygıdeÄŸer” manâsını ifade eden Tabgaç tabiri, bazı Karahanlı hükümdarları tarafından unvan olarak (Tafgaç, Tamgaç) kullanılmıştır. KaÅŸgarlı Mahmud’un, Türklerden bir bölük olduÄŸunu kaydettiÄŸi Tabgaçlar, Çin yıllıklarına göre Asya Hunları’ndan bir kısımdır. Sülalenin resmî tarihinde (Wei-shu) de Mete Han, eski T’o-ba (Tabgaç) hükümdarı olarak gösterilmiÅŸtir.
Ayrıca Tabgaçların örf-adet ve geleneklerinden çoÄŸu; Kurt efsanesi, maÄŸara, daÄŸ, orman kültleri, göç efsanesi vb. Türklerle ilgili bulunduÄŸu gibi, dillerinin de Türkçe olduÄŸunu ortaya koyan deliler vardır: Bitegçin (Bitikçi, kâtip, hariciye nazırı), kapugçin (kapıcı, hacib), atlaçın (atlı, süvari birliÄŸi), tabagaçın (yaya, piyade birliÄŸi), kurakçın (koruyucu, muhafız kıtaları), yamçın (posta sürücüsü), aÅŸçın (aÅŸçı, matbahçı başı), törü (kanun töre) vb. Çin kaynaklarında geçen bu kelime ve tabirler, aynı zamanda, Tabgaçların devlet idaresi ve ordu kuruluÅŸları hakkında da bilgi verir durumdadır.
Bununla beraber, bu Türk devletinde, oldukça büyük ölçüde, MoÄŸolların da yer aldığı anlaşılıyor. AraÅŸtırmalarda, Tabgaçlara baÄŸlı kabilelerden, kimlikleri tespit edilebilenlerin yarısından fazlasının MoÄŸol menÅŸeli olduÄŸu neticesine varılmıştır. Ancak MoÄŸollar, diÄŸer Çinli halk ile birlikte ÅŸüphesiz tebaa durumundadır.
Çinli’lerin “Wei” adını verdikleri bu sülalenin kurucusu olarak bilinen Åža-mo Han’dan itibaren, 70 yıl kadar uÄŸraÅŸarak Ta-t’ong bölgesindeki mahalli hükümetçikleri idareleri altına alan Tabgaçların, büyük devlet halinde geliÅŸmesi Kuei zamanında (385-409), verimli topraklara sahip DoÄŸu Çin’in Hsien-pi’lerden (Siyenpi) zapt edilmesi ile (409) olmuÅŸtur. BaÅŸkenti P’ing-Ç’eng ÅŸehri (kuzey Åžan-si’de Tai bölgesinde) olan devlet, bir yandan Pekin yakınlarına, bir yandan Huang-ho nehri dirseÄŸinin güneyine kadar uzanmıştı.
Kuzey istikametinde, kudretli bir siyasî teÅŸekkül halinde beliren H’yen-bi’lerin (Hsien-pi) varisi, MoÄŸol menÅŸeli, Juan-Juan’lar yüzünden, ciddî bir geniÅŸleme olamıyordu. İki devlet arasında, bazen çok ÅŸiddetli mücadele, 150 yıl kadar sürmüÅŸtür.
Hükümdar Sseu’den (409-423) sonra, Çin’in baÅŸkentleri Lo-yang ve Cha’ang-an’ı (bugün Si-gan-fu) ele geçirerek, hakimiyetini Sarı Irmak bölgesine yayan ve bütün Kuzey Çin’i tek idarede birleÅŸtiren büyük hükümdar T’a-o (T’ai-wu) devrinde (424-452), Tabgaç Devleti, en parlak çağını yaÅŸadı.
427’de Hun Hia krallığını alan ve Juan-juan’ları maÄŸlup ederek, bugünkü İç MoÄŸolistan’ı istila eden (436) T’ai-wu, 439’da Kansu’daki son Hun Krallığını (Pei-Liang) ortadan kaldırdıktan sonra, İç Asya’ya yönelerek KaraÅŸar, Kuça ÅŸehirlerini himayesine baÄŸladı (448). Böylece, ünlü ipek yolu güzergâhı, tekrar Türk hakimiyetine girmiÅŸ oldu. T’ai-wu, Çin askerinin “taydan ve düveden farksız” olduÄŸunu söylüyor ve kendisi “Börü” (= Kurt, Çince ÅŸekli Fo-li) lakabını taşıyordu.
İmparatorluk merkezini, Türk hayat ÅŸartlarına oldukça uygun gelen bozkır bölgesinde (kuzey Åžan-si) tutan T’ai-wu, o sıralarda Çin’de yayılmakta olan Budizm’in, Türkler arasında nüfuz kazanmasını önlemeÄŸe çalışıyor, idaresi altındaki Çin topraklarında bile, Budistlerin dini faaliyetlerini kontrol ediyordu. Tapınaklarda âyinler dışında din propagandasını yasaklayan bir emirname çıkarmış (438) ve 446’da emre riayet etmeyenlerin ÅŸiddetle takibini emretmiÅŸti. T’ai-wu’nun Türk bünyesini ve seciyesini, Budizm’in bozucu tesirinden korumak maksadını güden bu tutumunun manâ ve deÄŸeri, daha sonra anlaşıldı.
Tedbirlerin ehemmiyetini fark edemeyen halefleri zamanında, hattâ Budizm’in himayesi cihetine gidildi. İmparator Siun (452-465) ile geliÅŸmeÄŸe baÅŸlayan bu durum, daha sonra büsbütün hızlanarak, Tabgaç topluluÄŸunun ÇinlileÅŸmesine zemin hazırladı. 493’te, baÅŸkenti, bozkır bölgesinden eski Çin merkezi Lo-yang’a nakleden İmparator Hong (471-499), Türk töresine karşı ağırlık verdiÄŸi soysuzlaÅŸmayı, 495 yılında Türk örf, adet ve geleneklerini, Tabgaç dilini ve hattâ yazışmalarda Türkçe tabirlerin kullanılmasını yasaklamakla tamamladı.
Buna karşı çeyrek asır kadar devam eden tepkiler, bastırıldı. Kiao’dan (499-517) sonra idareyi devralan imparatoriçe Hu (ölm. 528), Budizm’e o kadar düÅŸkün idi ki, yabancı memleketlerdeki “dindaÅŸları” ile de ilgileniyordu. 520’ye doÄŸru Hindistan’da Ak Hun İmparatorluÄŸu hükümdarı Mihiragula’yı ziyaret ettiÄŸini gördüÄŸümüz Çinli Budist rahip, bu kraliçenin arzusu ile seyahat ediyordu. Tabiatıyla, Tabgaç iktidarı da gittikçe gücünden kaybetmekte idi. Devlet, 535’e doÄŸru Kuzey (Tai’de) ve Batı (Cha’ang-an’da) Weileri adı ile ikiye ayrıldı ve aralarında mücadele baÅŸladı. Kısa zaman sonra, bütün arazileri, Çinli hanedanlara intikal etti (550-556).