





![]() | Bugün | 74 |
![]() | Dün | 297 |
![]() | Bu Hafta | 722 |
![]() | Gecen Hafta | 1975 |
![]() | Bu Ay | 2113 |
![]() | Gecen Ay | 4882 |
![]() | Toplam | 306153 |
| 14607 Toplam | |
| 0 Bugun | |
| 0 Bu Hafta | |
| 1 Bu Ay | |
| 7 Bu Yil |
Kimekler'in yaÅŸamış olduÄŸu bölgenin yerli tarih kaynakları, son derece kıttır. Orada yürütülen arkeoloji araÅŸtırmaları, pek yetersiz bulunduÄŸu gibi, yazılı tarih kaynakları da henüz ele geçmediÄŸinden, Kimek ülkesinin iç haberleri yoktur. Göktürk çağı yazıtlarında (VIII. yy.) Kimekler veya bu boy birliÄŸinde bulunan öteki boylar üzerinde bilgi verilmemektedir.
KomÅŸu bölgelere ait yabancı kaynaklar da titizlikle taranarak, incelenmemiÅŸtir. Çinlilerin kuzeybatı yönünde ve oldukça uzakta bulunmalarına raÄŸmen, onların Kimekler'i bildikleri, Saray Yıllıkları'ndaki kayıtlardan anlaşılmaktadır. Bazı eski kayıtlar da, IX. ve X. yüzyıla ait İslâm coÄŸrafya eserlerinde bulunuyor. Bunlar, düzenli ve etraflı deÄŸil, tüccar ve gezginlerden derlenmiÅŸ, küçük bilgilerden ibarettir.
Kimek (Kimäk) boy adı, Kime (kéme) “gemi” sözcüÄŸünün ilk ÅŸekli olan “Kimeg”den alınmış olabilir. BilindiÄŸi gibi onlar İrtiÅŸ (ErtiÅŸ) ırmağının iki yanında yaÅŸamışlardı. Bu büyük akarsuyu geçmek için, onların kullandıkları bir tür gemiden alarak komÅŸularınca verilmiÅŸ olabilir. Türk boy biliminde böyle kullanılan hayvan veya eÅŸyanın adının, boya ad olarak verildiÄŸini biliyoruz. Nitekim biçimce buna benzeyen “Kanglı” ve “Kayıg” adlı boylar da, eski kaynaklarda geçmektedir.
Kimekler, tarih sahnesinde, İrtiÅŸ'in orta boyunun iki yanında ve daha çok doÄŸu yöresinde iken görünmüÅŸlerdir. Burası, Türk Anayurdu'nun batı kesimidir. Kimekler'in ilk yurtları, belki yine burası idi. Belki de İrtiÅŸ'in doÄŸusundaki Altaylar'dan yayılarak, buraya indiler. Türk ilkçağı baÅŸlarında, İrtiÅŸ boyunda, baÅŸka Türk boyları bulunduÄŸuna göre, bu ikinci ihtimal daha mümkün görünüyor.
Kimekler, yakın komÅŸuları Farsların, destanî tarihinde yer almıştır. Gerçekten, Kimekler'in Turan ötesi komÅŸusu olan Farslar'ın eski destanlarında bu ulusun adı geçmektedir. Fars söylentilerini derleyerek “Åžehname” adlı büyük eserini ortaya koyan ünlü ÅŸair Tus'lu Firdevsî (935?-1020?), Turan'ın büyük hükümdarı Afrasyab'ın (Alp Er Tunga), İran Hükümdarı Keyhusrev'e yenilip, geri çekildiÄŸinde, Kimek ülkesine ve “Derya-yi Kimek”e gittiÄŸini anlatır.
VII. Yüzyılda
Bu yüzyılda Kimekler'in, Altay daÄŸlarının kuzey batısında ve İrtiÅŸ ırmağının orta kıyılarında yaÅŸadıkları anlaşılıyor. Bu durumda, Batı Göktürk KaÄŸanlığı'nın sınırları içinde ve onların hakimiyeti altında olmalıdırlar. Yüzyıl boyunca, Batı Göktürk KaÄŸanlığı zayıfladığı ölçüde, onun idaresi altında bulunan boylar, bağımsızlığa doÄŸru gidecekler ve kendi idarelerini kazanacaklardır. Yine bu arada, yüzyılın sonlarına doÄŸru, Çu havzası merkez olmak üzere TürgiÅŸ Devleti de kurulacaktır.
VIII. Yüzyılda
Yüzyılın ortalarına deÄŸin İli havzası, Batı Türklerinden bir bölük olan TürgiÅŸler eline geçmiÅŸ bulunuyordu. Geçen yüzyılın sonlarına doÄŸru kurulan bu TürgiÅŸ KaÄŸanlığı'nın hâkimiyet alanı, İrtiÅŸ'in orta havzalarına uzanmış olsa gerektir. Bununla birlikte, TürgiÅŸ-Kimek münasebetleri üzerinde hiç bir bilgimiz yoktur. Öte yandan, Gök Türk çağı yerli kaynaklarından olan ve yüzyılın ilk yarısına ait yazıtlarda, “İrtiÅŸ” adı birkaç kere anılır ise de, onun kayıtlarında hangi boyların yaÅŸadığı belirtilmemiÅŸtir.
Yüzyılın ortasında, doÄŸu ve batıdan uzanmış iki istila ordusu, Arap ve Çin orduları, karşı karşıya geldi. Her ikisi de, bölge için hakimiyet mücadelesinde idi. Kimekler'in güneyinde yaÅŸayan Karluklar'ın, 751 yılı yazında yapılan Talas Savaşı'nda, Araplar yanında yer almasıyla, Çinliler, büyük bir yenilgiye uÄŸrayıp çekildiler. Bununla birlikte, Arap kumandanı da, bölgedeki hakimiyetini kuramadı. Böylece Isık Göl'ün batısında uzanan Talas yöresi, adı geçen Karluklar'ın idaresi altına girdi. Oradaki bazı boylar, otlaklarını bu yeni hakime bırakarak kuzeybatıya doÄŸru çekilmek zorunda kaldı. Karluklar'ın gittikçe güçlenmesi sonucu, 765 sıralarında TürgiÅŸ Devleti de artık kesin olarak dağıldı. Bununla, Çu havzası, onların sınırı içine giriyordu. Öte yandan daha 745'lerde Uygur, Karluk ve Basmıllar'ın akınlarıyla, doÄŸudaki Göktürk KaÄŸanlığı da çökmüÅŸ bulunuyordu.
DoÄŸu ve Batı Türkistan'da arka-arkaya gelen bu olaylar sonucu, Orta Asya'daki siyasî durumun deÄŸiÅŸmesi sırasında, Kimekler de VIII. yüzyıl ortalarında bağımsızlıklarını almış ve devletlerini kurmuÅŸ olmalıdırlar. Onların bir çok boydan kurulmuÅŸ bir ulus olduÄŸunu biliyoruz. İşte gerek bununla ilgili sonraki haberler, gerek çağın benzer Türk devletleri göz önünde tutulduÄŸunda, bu devletin göçer evli büyük boylardan kurulu birlik niteliÄŸinde olduÄŸu anlaşılıyor. Devlet idaresinde “Hakanlı” derecesinde bir teÅŸkilat kurmuÅŸ olan boy birliÄŸinin en kalabalık boyu, belki daha baÅŸta Kıpçaklar idi.
Kimek Devleti ile ilgili en eski bilgi, Arap elçisindendir. Emeviler'in yıkılışı ve Abbasîler'in çıkışı sıralarında, Halife tarafından Tokuz-OÄŸuz Hakanı'na elçi olarak gönderilmiÅŸ BahroÄŸlu Temim (Temim b. Bahr el-Muttavvi'î), raporunda Kimekler'i de gördüÄŸünü, hükümdarlarını ve göçer evli hayatlarını anlatarak belirtilmiÅŸtir (760-800?).
Bu yüzyılın son çeyreÄŸinde OÄŸuzlar'ın DoÄŸu Türkistan'ın Selenge bölgesindeki yerlerinden, batıya doÄŸru hareketle, bir aralık Kara ve Ak ErtiÅŸ'de Kimekler'in güneyinde komÅŸu kaldıklarını, Arap kaynaklarının Abbasî halifesi Mehdî çağına (775-785) ait haberlerinden öÄŸreniyoruz. Arap tarihçisi Ali el-Mes'ûdî, OÄŸuz, Karluk ve Kimekler'in birleÅŸerek Peçenekler'e karşı mücadeleye giriÅŸtiklerini anlatır.
Ona göre adı geçen boylar, Aral Gölü kuzeyi ile Hazar arasında yaÅŸayan Peçenekler ile Peçni, Bacgırd (BaÅŸkurd) ve Nugerde adlı boylar üzerine saldırmışlardır. Bu Peçeneklerin doÄŸusunda, Kıpçaklar ile OÄŸuzlar bulunuyordu. Amansız bozkır mücadelesi sonunda Peçenekler, yenilmeleri sonucu otlaklarını (ve yurtlarını) onlara bırakıp batıya doÄŸru çekilmeye baÅŸlayacaklardır. Böylece Peçenekler'i biz, daha sonra doÄŸu Avrupa'da, Kuzey Kafkaslar'da ve Hazarlar arasında yer almış göreceÄŸiz. Bu haberlerden anlaşılıyor ki, batıya gelen OÄŸuzlar, eski yakınları olan boylar ile birleÅŸerek, kendilerine yurt bulmak üzere adları geçen boylara karşı mücadeleye girmiÅŸlerdir. Bu bozkır mücadelesi, VIII. yüzyıl sonları veya IX. yüzyılın baÅŸlarında OÄŸuzlar'ın yeni yerlerine yerleÅŸmesiyle bitmiÅŸtir. Büyük bir kısmı Avrupa'ya doÄŸru göçe baÅŸlayan Peçenekler'den, eski yerlerinde kalan az sayıdaki uruklar ise, yeni gelen OÄŸuz ulusu içine gireceklerdir. Bunları, OÄŸuzlar'ın, sonraki 24'lü boy düzeninde buluyoruz.
IX. Yüzyılda
Bu yüzyıl sırasında, yine İrtiÅŸ ırmağı boyunda ve bugünkü Kazakistan'ın kuzeydoÄŸu illerinde, fakat çok daha yayılmış olarak, büyük Kimek Devleti, varlığını sürdürdü. İslâm coÄŸrafyacılarının Orta Asya'dan ilk bilgileri derlediÄŸi sırada, Batı Türkistan'ın kuzeydoÄŸusunda, henüz İslâm'ı kabul etmemiÅŸ bir çok Türk boyu göçerevli yaşıyordu. CoÄŸrafyacılar, OÄŸuzlar'ın (Guz) kuzey doÄŸusundaki çok geniÅŸ bozkırda ve İrtiÅŸ ırmağı boyunda, Kimek adlı büyük bir Türk ulusunun bulunduÄŸunu, onların batıda İtil veya Kama Irmağına deÄŸin uzanan yerleri, idareleri altında tuttuklarım belirtiyorlar. Bu durumda, Türkistan'ın kuzeyinde, batıdan doÄŸuya, sırasıyla OÄŸuz devleti, Kimek devleti ve Kırgız BeyliÄŸi'nin bulunduÄŸu anlaşılıyor.
Kuman-Kıpçak meselesi üzerine eÄŸilenlerden Çek bilgini D. A. Rasovsky, bu IX. ve X. yüzyılda İrtiÅŸ ile Ural arasında yaÅŸayan Kimek boyunun aslında Kuman olduÄŸunu, bunların bir oymağını Kıpçaklar'ın teÅŸkil ettiÄŸini, X. yüzyıldan baÅŸlayarak bu Kıpçak adının yavaÅŸ yavaÅŸ bütün Kimekler'e ad olduÄŸunu ileri sürmüÅŸtü.
X. Yüzyılda
Onuncu yüzyılda, Batı Sibirya'nın Güney yarısında Kimek Hakanlığı, büyük bir ulus halinde hayatına devam ediyordu. Ülkenin batı kesiminde Yayık (Ural) ırmağına deÄŸin uzanan yörede, birlikten bir boy olan Kıpçaklar yayılmışlardı. KomÅŸuları olarak doÄŸuda Kırgızlar, güneydoÄŸuda Karluklar, güneybatıda OÄŸuzlar bulunuyordu. Kimek devletinin sınırları, yüzyılın ikinci yarısında, güneyde Seyhun boyundaki Savran kasabasına, batıda ise Ak İtil ırmağı kaynaklarına dayanmıştı.
Yüzyılın başında kuzeydoÄŸu Çin'den çıkmış olan bir MoÄŸol boyu olan Kıtanlar (K'itan, Kıtay, Khitay) bir devlet kurdular (916). Bunun sonucu olarak, oradaki bazı Türk boyları, batıya çekilmeye baÅŸlamıştır. Kıtan sürüleri, 924 yılında Selenge havzasını iÅŸgal ettiler ve Karabalık (Kara-Balasagun) kentine de girdiler. Onların akınları sırasında, 840 yılından beri oralarda bulunan Kırgızlar da sürülüp atıldı. Yukarı Kem (Yenisey) ve Kobdo yöresi bozkırına geçen Kırgızlar ise, oradaki Türk boylarını batıya sürdüler.
Yüzyılın ortalarında, Kimekler'in batıya doÄŸru yayılması sürüp gitti. Batı kesimindeki boylar, Ural sıradaÄŸlarının güneybatı yöresine, Çim (Emba) ve Yayık (Ural) ırmakları vadilerine hakim oldular. Bu arada Hazar denizi kıyısına da ulaÅŸtılar. CoÄŸrafyacı Istahrî'ye (933-51) göre, Kimek ile Guz (OÄŸuz) arasındaki sınırı İsil (Atıl, İtil?) ırmağı çizer.
Son araÅŸtırmalara bakılırsa, X. yüzyılda Orta Asya'daki Türk boyları ÅŸöyle dağılıyordu: En doÄŸuda, NanÅŸan yöresinde Sarılar (Uygurlar), onların batısında KaÅŸgar'a deÄŸin uzanan alanda Karahanlılar Hakanlığı, Isık göl havzasında Türkmenler ve Karluklar, kuzeyde Altaylar'a varan yörede Kimekler, bunların doÄŸusunda Kırgızlar, Kimekler'in batı kesiminde Tobol-İşim havzasında Kıpçaklar, onların güneyinde ErtiÅŸ-Seyhun-Yayık arasında OÄŸuzlar.
Kimekler için bir bölüm ayrılmış bulunan Hudûdü'l-Âlem'de (982), onların hükümdarlarına “Hakan” denildiÄŸi belirtilir. Bu kayıt, Kimekler'in bağımsız devletini ve bu devletin niteliÄŸini açıkça göstermektedir.
XI. Yüzyılda
Güneybatıya sarkmaya devam eden Kimekler ve Kıpçaklar, yüzyılın baÅŸlarında Seyhun'un orta ve aÅŸağı kıyılarına da hakim oldular. AÅŸağı İrtiÅŸ-İşim Tobol havzasında bulunan Kıpçaklar, çoÄŸalarak daha geniÅŸ bir alana yayılmışlardır. Bu sıralarda batı komÅŸuları Hazarlar içine girdikleri de düÅŸünülebilir.
Yüzyılın baÅŸlarında, Kıtanlar'ın batıya doÄŸru akınları geliÅŸmeye baÅŸlamıştır. Bu sıralarda Kumanlar'ın ilk yurtlarından batıya doÄŸru göçleri de, Kuzey Çin'deki Kıtan devleti'nin bu baskısına baÄŸlanmaktadır. Åžerefüzzemân Tâhir Mervezî'nin (1120?) aktardığına göre, Kunlar, Kıtay (Kıtan)'dan korkarak göçtüler. Arkadan gelen Kaylar, onları daha ileriye sürdü. Onlar Sarı'yı (Uygur), onlar Türkmenler'i, onlar OÄŸuzlar'ı, onlar Peçenekler'i iterek yurtlarını aldılar, iÅŸte bu sıralarda, Aral Hazar bölgesindeki Peçenekler'in kuzeyinde Hazarlar, doÄŸusunda Kıpçaklar, güneyinde OÄŸuzlar bulunuyordu. İbnül-Esîr'de anlatılan, 1012-13'de Türklerin Çin'den çıkışı haberi de, yine bu Kun ve Sarıların (Uygur), Türkmen yurduna geliÅŸi olmalıdır.
Gerçekten, 1004 yılında Çin ile barış yapan Kıtanlar, önce Kore ve sonra Gobi üzerine döndüler. Bu sonuncu bölgeden de, 1009 yılında Uygurlar üzerine yürüdüler ve onlardan Batı Kansu ile Kan-çou ve Su-çou kentlerini aldılar. 1017 sırasında Kıtan sürüleri, Karahanlı Devleti sınırları içindeki KaÅŸgar bölgesi ile Isık Köl yöresine de girmiÅŸlerdir. Çağın kaynaklarına bakılırsa, Kıtanlar, 300 bin çadır halkı halinde (toplamı belki iki milyona yakın nüfus) Karahanlı ülkesini istilaya baÅŸlamış oluyordu. Bazı öncüleri ise, Isık Göl'ün batısında bulunan baÅŸkent Balasagun'a sekiz günlük yere yaklaÅŸmışlardır, iÅŸte bu ağır akın ve istila, Orta Asya'daki Türk boyları arasında, yeniden büyük bir boylar göçü doÄŸurdu. Göçebe Kıtanlar'ın bütün varlıklarıyla, Türk boyları yurtlarına saldırışı, gerçekten ağır bunalıma yol açmış ve Türk boyları da birbirini yerlerinden sürerek, büyük bir göçe baÅŸlamışlardır.
XI. yüzyılın ilk yarısındaki büyük boylar göçü, Kimek ulusu üzerinde de kötü tesir bıraktı. Boy birliÄŸinde ağır bir bunalım doÄŸdu ve birlik bozuldu. Öyle anlaşılıyor ki, yüzyılın ortalarına doÄŸru ülke içindeki karışıklıklar çoÄŸaldı ve zayıflamış bulunan merkezî idareye karşı baÅŸ kaldırmalar arttı. Öte yandan, büyük nüfusa sahip Kıpçaklar'ın, çevredeki boylar üzerinde hakimiyet kurmaya giriÅŸmesi, ayrıca bunlardan bir kısmının batıya doÄŸru göçe baÅŸlaması, Kimek Devleti'ni çözmüÅŸ olmalıdır. Boy birliÄŸinin dağılışı ve merkezî idarenin çöküÅŸü, o derecede anî ve kesin olmuÅŸtur ki, yüzyılın ikinci yarısında Kimek Devleti ve ulusunun adı bile unutulmaya baÅŸlamıştır. Onun yerini, en kalabalık boy olarak Kıpçaklar aldı. Bu son husus, yurtta kalan Kıpçakların, üstün sayılarıyla, belki de boy birliÄŸi idaresini ellerine geçirmeleri demek olabilir. Kimek ülkesindeki bütün boylar da bu Kıpçaklara baÄŸlanmıştır.
DeÄŸerli eseri Dîvanü Lügati't-Türk'ü yüzyılın ikinci yarısı ortalarında bitiren, Karahanlı ülkesinden KaÅŸgarlı Mahmud, Kimeklerden hiç söz etmez. Bu eserde, sadece, Kimek boy birliÄŸinden olan ve yine İrtiÅŸ boyunda yaÅŸayan Yimekler (Yemekler) tanıtılmış ve onların da Kıpçakların bir cifi (oymağı) olduÄŸu belirtilmiÅŸtir. Ancak KaÅŸgarlı, bu bilgiye hemen ÅŸunu da katmıştır: “Bizce onlar Kıfçak'tır, ama Kıfçak Türkleri, kendilerini ayrı sayarlar”. Bu küçük açıklama, bazı mühim hususları akla getirmektedir: Kimek boy birliÄŸi, artık iyice dağılmış ve o toplayıcı ad unutulmuÅŸtur. Birlikten belki sadece Kıpçaklar ile Yimekler yerlerinde kalmışlardır. Pek kalabalık olan Kıpçaklar ise, kendilerini ayrı, belki de üstün saymaktadırlar.
Kimek ulusu, benzerlerinde olduÄŸu gibi, bir çok Türk boyunun birleÅŸmesinden ortaya çıkmış idi. XI. yüzyılın ortalarında olan dağılma sonunda, bu birliÄŸin boylarından bazılarını, ya tek başına kalmış veya baÅŸka boy birlikleri içine girmiÅŸ bulmaktayız.
BirliÄŸin en kalabalık boyu olan Kıpçaklar, Batı Sibirya bozkırı ile Hazar Denizi kuzeyinde yayılmışlardı. Bunlardan bir kısmı, Kumanlar ile birlikte orta Avrupa'ya doÄŸru uzandı. Ve orada yeni bir boy birliÄŸi devleti kurdu. Kendi alanlarında kalanlar ise, XV. yüzyılda yeni etnik toplumlar kurulana deÄŸin, varlıklarını sürdürdüler.
Kimeklerin durumu da, Kıpçaklarınki gibi oldu. Bir kısmı yerlerinde kalırken, bir kısmı Kıpçaklar yanında DoÄŸu Avrupa'ya geçti. Muhammed Nesevî'nin (1241) verdiÄŸi bir malumatta, Yimeklerin XII. yüzyılda Seyhun boyuna indiklerini ve oralarda HarezmÅŸahlar Devleti hizmetine girdiklerini öÄŸreniyoruz. Bu devletin bazı askerî sefer ve baÅŸarılarında, büyük rol oynamışlardır. Avrupa'ya giden Yimeklerden bir bölüÄŸünü daha sonra, XIV. yüzyıl baÅŸlarına ait bir baÅŸka bilgiye göre, Altınordu Devleti'ndeki Kıpçaklar arasında buluyoruz.
Birlikten baÅŸka bir boy olan Bayandurlar, galiba çok kalabalık ve yaygın deÄŸil idiler. Bunlar, sadece OÄŸuz ulusu içine girdiler. Daha sonra Türkiye'ye doÄŸru akan OÄŸuzlar arasındaki Bayandurlardan Akkoyunlu soyu, XV. yüzyıl baÅŸlarında, DoÄŸu Anadolu ve Azerbaycan'ı içine alan bir devlet kuracaktır.
Kimek boy birliÄŸinin öteki boylarının, dağılıştan sonraki durumu üzerinde ÅŸimdilik bilgimiz yoktur. XIX. yüzyıl ile XX. yüzyıl başında Orta Asya'da yaÅŸayan Türk boyları ve urukları arasında, Kimek boy adına rastlamıyoruz.
Kaynaklarımızdan anlaşıldığına göre Kimek ülkesi, Batı Sibirya ovası içinde kalan, geniÅŸ bir bozkır alanı idi.
Ülkenin asıl merkezini, İrtiÅŸ'in orta boyu teÅŸkil etmekteydi. Birlikteki boyların nüfusu arttıkça ve bunlar da yayıldıkça, sınırlar geniÅŸlemiÅŸtir. Bu Türk ülkesinin sınırlarını belirleyen bazı bilgileri, İslâm coÄŸrafyacılarının küçük kayıtlarında buluyoruz. CoÄŸrafyacı Muhammed el-Mukaddesî, X. yüzyılda Güneybatı sınırının Seyhun havzasındaki Sabrân ile ÅžaÄŸlcan kasabaları yakınlarından geçtiÄŸini söyler. Bunlardan Savran (Sabran), OÄŸuz (Guz) ve Kimek yurtları sınırına bakan bir kasabadır. ÅžaÄŸlcan ise, Kimek ülkesi sınırında, etrafı sur ile çevrili büyük ve zengin bir kasabadır. İbn Havkal'ın kayıtlarından da, bu sınırın, Batıda Ak-İtil ırmağı baÅŸlarına uzandığı sanılıyor.
Kaynaklarımızın çeÅŸitli haberlerinden, Kimek ülkesinin komÅŸularını da öÄŸrenebiliyoruz. Bunlara göre, ülkenin doÄŸusunda Kırgızlar (Kırgız BegliÄŸi) vardı. Onların bugünkü Altaylar ile daha doÄŸusunda bulundukları biliniyor. Batıda Peçenekler yaşıyordu. Hudhüdü'l-Alem'de (982), bu Peçenek yurdunun her haliyle Kimeklerinkine benzediÄŸi belirtilmiÅŸtir. Peçeneklerin yerini, sonradan OÄŸuzlar (OÄŸuz Devleti) aldılar.
GüneydoÄŸudaki Tokuz-OÄŸuzlar ile aralarında, bir bozkır (sahra) uzanırdı. Yine güneyde Kara İrtiÅŸ yöresinde, muhtemelen OÄŸraklar bulunmaktaydı. Güneybatı yönündeki alanda ise, Karluklar, Türkmenler ve OÄŸuzlar yayılmışlardı.
Kimek ulusunu, kaynakların açıkça anlattığı gibi, bir boy birliÄŸi teÅŸkil ediyordu. Bu kuruluÅŸta, onların bir çok boy ve uruktan meydana geldiÄŸi muhakkaktır. Ancak, Kimek ulusundaki boy düzenini, bütün bölüntülerin adlarını ve sayısını hiç bir kaynakta bulamıyoruz. Hudûd'a (982) göre, Kimek ülkesi, on bir (bir de Hakan bölgesi varsa, on iki) bölge (İl)'den kurulmuÅŸ idi. Bunların her biri, ulusu meydana getiren boylara ait ise, düzende o sayıda büyük boy bulunuyor demek olmalıdır. Halbuki, Gerdizî (1050), muhakkak daha eski bir kaynaktan aktardığı Kimek destanında, yedi boyun adını vermiÅŸtir. Bu iki kaydı birleÅŸtirirsek, Kimek boy birliÄŸinin, baÅŸlangıçta yedi boy ile kurulduÄŸunu, sonraki katılmalar ile bunun on ikiye çıktığını düÅŸünebiliriz.
Gerdizî'nin aktardığı destana göre, hepsi kiÅŸi adı kökünden olan boy adları ÅŸöyledir: İmi-Eymi-İmey, İmek-Emek (Yimek), Tatar, Balandur (Bayandur), Khıfçak (Kıpçak), Lankaz-Lanıkaz, Aclad (?).
Uzun süre birlik içinde kalan Kıpçaklar, sonraları Batı Sibirya'dan Orta Avrupa'ya uzanan pek geniÅŸ bozkırların hakimi olmuÅŸlardır. Onların Kumanlar ile ayrı bir boy birliÄŸi devleti de kurduklarını biliyoruz. Altınordu öncesi ve sonrası etnik kuruluÅŸların içinde bu boyun büyük yeri vardır.
Haklarında az bilgimiz olan Yimekleri, KaÅŸgarlı Mahmud Beg tanıyordu. Birlik dağıldıktan sonra bir kısmı Seyhun boyuna inmiÅŸler, bir kısmı da Altınordu'daki Kıpçaklar içinde görülmüÅŸlerdir.
Kimek boy birliÄŸine, sonradan hangi boyların katılmış olabileceÄŸini açıkça bilemiyoruz. Bununla birlikte, Kimek ülkesindeki üç bölgeden birinin adı olan “Kırkızhan” dikkate alınırsa, birliÄŸe bir Kırgız boyunun da katılmış olduÄŸu anlaşılıyor. OÄŸuzlar'a komÅŸu bölgede yaÅŸayan ve sonraları Kıpçaklar ile birlikte bulunduÄŸu görülen Kanglı boyu da, bu birliÄŸe katılmış olabilir. Nitekim yurtları, Kıpçaklarınkine pek yakın idi.
Kimeklerin, VIII. yüzyılın ortalarında, DoÄŸu Göktürk ve TürgiÅŸ devletlerinin tarih sahnesinden çekilmeleri üzerine bağımsızlıklarını ilân eden öteki Türk boyları gibi, bir devlet kurduklarını biliyoruz. Ancak, bu devlet ne nitelikte idi? Çünkü Türk ilk çağı boyunca, Türkler'de iki türde devlet yapısı görülmüÅŸtür.
Bunlardan birincisi, bir-iki boydan kurulan “boy begliÄŸi”; ötekisi, büyük boylar birliÄŸiyle oluÅŸan “hakanlı devlet” yüksekliÄŸinde idi. Bu ikincisi, pek çok büyük boyun katılmasıyla, geniÅŸ bir alana hükmeden ve idaresi aristokrat nitelikte tek bir soya dayalı devlettir. Devlet özelliÄŸi bakımından daha köklü, daha geniÅŸ teÅŸkilatlı ve daha büyüktür.
Kaynaklarımızdan Ali el-Mes'ûdî, “Murûc” (943) ile “Tenbîh” (956) adlı eserlerinde, onlardan “Kimek YabguluÄŸu” olarak söz etmiÅŸtir. Aynı yüzyılda ve bu devlete daha yakın yerde yazılmış “Hudûd”da (982), Kimek hükümdarının unvanı, “Hakan” olarak verilmiÅŸtir. Gerdîzî (1050) ise, herhalde eski bir kaynaktan alarak, baÅŸbuÄŸlarına “Baygu” (Yabgu) unvanını veriyor. Bu kayıtlara bakılırsa, ister Yabgu, ister Hakan olsun, ikisi de Kimekler'in Hakanlı devlet düzenine sahip bulunduÄŸunu ortaya koymaktadır.
O halde, özet olarak, Kimek devlet yapısı, Hakanlık derecesindedir. Bir çok büyük boyun birliÄŸinden kurulmuÅŸtur. Devlet idaresi aristokrat nitelikte ve Hakan soyu elindedir. Bu büyük devlet, göçerevli, hayvan besleyici boyların iktisadını ve hukukunu ön planda tutar. Bölgelerde, Hakan soyundan kiÅŸiler veya birliÄŸi oluÅŸturan boyların beyleri hakimdir.
Kimek Devleti'nin devlet teÅŸkilatını, bize, kısaca Hudûd tanıtıyor. VerdiÄŸi bilgiye göre, ülkenin başında “Hakan” unvanlı bir hükümdar bulunuyordu. Onun idaresi altındaki ülke, on bir (belki kendisininki ile on iki) il'e ayrılmıştır. Her ili kendi hâkimi idare etmesiyle, illerde on bir “âmil” vardır. Bu orun, idarecinin kendi soyuna mahsustur. Yeri, çocuklarına veraset yoluyla verilir. Her il'in de kendi içinde boy ve uruklara ayrılmış bulunacağı da düÅŸünülebilir.
Kaynaklarda geçen bazı unvanlardan, Kimek Devleti'nin üst orunları hakkında bilgi edinebiliyoruz. Bu unvanları, zaten ilk ortaçaÄŸdaki Türk devletlerinde de bulmaktayız. Unvanların başında “Hakan” geliyor. Eski ve asıl ÅŸekli “KaÄŸan” olan bu unvan, bağımsız devlet baÅŸkanına verilirdi. Hakan'ın saraydaki eÅŸi olan kadın (hatun, katun), ilk çaÄŸlardan beri, bütün Türk devletlerinde kullanılmıştır. “Yabgu” (Kimek destanı vb.) ve “Åžad” (Kimek destanı) unvanları, oldukça eski bir geçmiÅŸin eseri olarak, Hakan'ın yakınlarına, kendi idaresindeki ülkenin bir bölümünü idare etmek üzere verdiÄŸi bir vazife unvanı idi. Ancak bunlar, yer ve zamana göre, biri önde, öteki arkada tutulmuÅŸtur. Yüksek seviyedeki baÅŸka bir unvan da “Tutug”dur (bir okuyuÅŸa göre: Totok) (Kimek destanı ve Mücmelü't-Tevarih). Bu, bir bölgenin askerî-mülkî idarecisine verilirdi.
Kimekler, gerek kaynaklarındaki bilgilerden ve gerek günümüze kalan dil kalıntılarından açıkça anlaşıldığı üzere, Türk diliyle konuÅŸuyorlardı. Elimizdeki dil kalıntıları dikkatle incelenince, Kimek Türkçesi'nde iki ağız bulunduÄŸu da ortaya çıkıyor. Ülke nüfusunun büyük kısmı, komÅŸu OÄŸuzlar ile birlikte Ana-Türkçe (Y-Türkçesi) konuÅŸmakta idi. En kuzey batıda bulunan bir kısım Kıpçaklar ile bir kısım Yimekler ise, Bulgar Türçesi (S-Türkçesi) tesirinde bir aÄŸza sahip idiler.
İlk çaÄŸlar boyunca, bütün Türk devlet ve boylarında olduÄŸu gibi, Kimekler'de de Kamlık (Åžamanizm) dini hakim bulunuyordu. Onların Gök'e (Tanrı'ya) taptıkları, atalar ruhuna ve ateÅŸe de büyük saygı gösterdikleri biliniyor. Kimeklerde “Su kültü” bulunduÄŸu, Gerdizî'nin aktardığı Kimek destanından ortaya çıkıyor. İshak ibn el-Hüseyin'in (XI. yy) yazdığına göre de Kimekler, ölen kiÅŸilerin cesetlerini yakarlar ve küllerini büyük akarsulara (İrtiÅŸ ırmağına) dökerlermiÅŸ. Ünlü Arap gezgini, Ebu Dulaf (Mis'ar b. Muhalhil, 941) Kimeklerde bir Yada taşı bulunduÄŸunu haber veriyor.
Kimek ocaklarında (âile), ataerkil hakimiyet vardı. Bu, ilk çaÄŸdan gelen bütün Türk boylarında böyledir.
Onlarda, hayat tarzlarından, baÅŸlıca iki unsurun hakim bulunduÄŸu anlaşılıyor. Nüfusun büyük çoÄŸunluÄŸu, göçerevli bir hayat tarzı sürdürürdü. Kuzey kesimindeki ormanlık yerlerde yaÅŸayan Kimekler, oldukça yerleÅŸik bir yaÅŸayışa sahip idiler. Sayıca çok az olan bu oturaklar, daha çok, avcılık ile geçinirlerdi. Bu oturaklar dışındakiler, hayvan besleyiciliÄŸi (çobanlık) ile meÅŸgul olurlar, geçimlerini bunların ürünleriyle saÄŸlarlardı. O halde Kimek Devleti'nin asıl iktisadî yapısı, bu hayvan besleyiciliÄŸine ve onlardan alınmış ürünlere dayanmaktaydı. Geçimlerinin bir yolunun da avcılık olduÄŸu bilinmektedir. Kimekler samur (semmûr), kakım ve sincap gibi kürklü hayvanları avlarlardı. Onların kışın karlı günlerinde, kürk hayvanı avına çıktıklarını, Mervezî anlatır. Avcılık, yerleÅŸik Kimeklerde asıl geçim, göçer evlilerde ise yardımcı meÅŸguliyet olarak kabul edilmiÅŸti. Ocakların bütün servetlerini, büyük hayvan sürüleri teÅŸkil ederdi. Besledikleri ve ürettikleri hayvanların başında, at, sığır ve koyun gelirdi. Gerdîzî'nin anlattığına göre, İrtiÅŸ ırmağının yukarı boyunda, binlerce vahÅŸi at bulunuyordu. Kimekler, kementler ile bu atlardan yakalar ve ehlileÅŸtirirlerdi. Yine bu kaynak, onlarda deve bulunmadığını, getirilse bile çok yaÅŸamadığını belirtir.
Göçerevli Kimeklerin besledikleri büyük sayıdaki hayvanları, kışın, kendi sert iklimlerinde korumaları çok güç olurdu. OÄŸuzlar ile iyi anlaÅŸtıkları yıllarda, kış ÅŸiddetli olunca,hayvan sürülerini alır, OÄŸuzların yaylalarına geçerlerdi. Sert soÄŸuklarda bineklerini götürdükleri bir bölge, OÄŸuz yurduna yakın Ak tag (Ök tag) idi.
Göçerevli Kimekler, hayvan besleyicisi olmaları dolayısıyla, yılı, yaylak ve kışlak denilen belli iki yöre arasında, yarı göçebe geçirirlerdi. Yazın yaylakta otlaklarda, sulak yerlerde ve çayırlarda dolaşırlardı. Bu hayat tarzının bir gereÄŸi olarak, büyük çadırlar altında barınırlardı. Keçeden yapılmış büyük otaÄŸlardan, küçük çadırlara kadar, deÄŸiÅŸik barınakları vardı. Kışın karlı günlerini, soÄŸuktan korunabilen vadi ve su kenarlarındaki kışlaklarında geçirirlerdi. Orada toprak altında, aÄŸaçtan su hazneleri yapmışlardı. SoÄŸuÄŸun ÅŸiddetlendiÄŸi günlerde sular donunca, kendileri ve hayvanlar, bunlardan yararlanırdı.
Hudûd yazarı, Kimekler ile Kırgızlarda giyimin tamamen aynı olduÄŸunu belirtir. Bu tarz giyimin, zaten göçerevli yaÅŸayışın gerektirdiÄŸi hususlara uygun birimlerden oluÅŸtuÄŸuna göre, eÅŸ olması çok tabiidir. Karda, Kimeklerin kayak kullandıkları da belirtilir.
Kimeklerin yiyeceklerinin başında, hayvanlardan elde ettikleri besinler gelirdi. Bol miktarda koyun, sığır ve at eti yerler, sütlerini de içerlerdi. Yaylakta semirmiÅŸ hayvanların eti ve sütü, en iyi gıdadır. Etler kurutulup saklanarak kışın da yenirdi. Bu et kurutma usulü, bugün bizde de yapılan “pastırma” biçiminde olmalıdır. İçecekleri arasında süt ve bundan yapılmış olan besinler vardı. Kimekler, at sütü de içerler ve bundan hazırladıkları mayalı içkiye de “kımız” derlerdi. Kımız, besin deÄŸeri yüksek bir içkidir.
Kimekler'in, baÅŸta komÅŸuları olmak üzere, birçok millet ile alış-veriÅŸ yaptıkları anlaşılıyor. Çevre ülkeler ile canlı hayvan ve ürünleri (et, deri, yapağı, halı, dokuma vb.) üzerine ticaret yapılırdı. Ayrıca, avladıkları kürklü hayvanların postlarını da ihraç ederlerdi. Bunlara karşılık, dışarıdan, baÅŸka ihtiyaç maddeleri alırlardı. Ticarette paradan çok, deÄŸiÅŸ-tokuÅŸun esas alındığı düÅŸünülebilir. İslâm tüccarlarının OÄŸuz, Kimek ve Kırgız illeri gibi ana yollar dışında kalmış olan Türk yurtlarında, toplu halde, çetin yollarda aylarca dolaÅŸarak ticaret yaptıklarını, pazar açtıklarını biliyoruz. İslâm coÄŸrafyacılarının haber kaynağı olan bu tacirlerin, güvenlik içinde dolaÅŸmaları da ayrıca dikkate deÄŸer bir husustur. Gerdizî ile Mervezî, Kimek ülkesinde tuz bulunmadığını, bunu dışarıdan temin ettiklerini belirtirler. Bu madde, onlar için o derecede deÄŸerli idi ki, samur kürk ile deÄŸiÅŸtirmeye razı oluyorlardı.