





![]() | Bugün | 33 |
![]() | Dün | 802 |
![]() | Bu Hafta | 3307 |
![]() | Gecen Hafta | 3684 |
![]() | Bu Ay | 12945 |
![]() | Gecen Ay | 14877 |
![]() | Toplam | 361601 |
| 14678 Toplam | |
| 0 Bugun | |
| 3 Bu Hafta | |
| 7 Bu Ay | |
| 32 Bu Yil |
Mîlâdî 8, 12 ve 13. asırlar arasında kullanılmıştır. Türk yazı dilinin ilk yazılı örnekleri olan Orhun Kitâbeleri, her ne kadar 8. asra ait olsa da bu kitâbelerdeki yazı dilinin, çok iÅŸlenmiÅŸ bir yazı dili olduÄŸunu görmekteyiz. Bu sebeple Türk yazı dilinin baÅŸlangıcını çok daha öncelere, belki de miladî ilk asırlara götürmek mümkündür.
Eski Türkçe devresi, TürklüÄŸün müÅŸterek bir yazı dili devresidir. Bu müÅŸterek yazı dili devresinde kullanılan Türkçe, KaÅŸgar Türkçesi (Hakaniye Türkçesi) olup, Uygur yazısı ile yazıldığında Uygurca ismini de almaktadır.
On ikinci ve on üçüncü asırlarda, Türkler, büyük kitleler hâlinde kuzeye ve batıya yayılmış; yeni kültür merkezleri meydana gelmiÅŸ; İslâm kültür ve medeniyeti, Türkler arasında yeni kavramlarıyla, yeni bir yazının kabulüyle yerleÅŸmiÅŸtir. Ayrılan Türklük kolları, yeni kültür merkezleri etrafında kendi ÅŸîvelerine dayanan yeni yazı dillerini kullanır olmuÅŸlardır. Böylece bu asırlarda Kuzey DoÄŸu Türkçesi ve Batı Türkçesi meydana gelmiÅŸtir.
Kuzey Türkçesi, DoÄŸu Türkçesi: On üçüncü ve on dördüncü asırlarda da kullanılan Kuzey DoÄŸu Türkçesi, 15. asırda Kuzey Türkçesi ve DoÄŸu Türkçesi adıyla iki yazı diline ayrılır. Kuzey Türkçesi, Kıpçak Türkçesi'dir. DoÄŸu Türkçesi (ÇaÄŸatayca) de 15 ve 16. asırlarda en parlak devrini yaÅŸayarak bugün modern Özbekçe olarak yazı dilini sürdürmektedir.
Batı Türkçesi: On üçüncü asırda teÅŸekkül etmeye baÅŸlamıştır. Selçuklular'dan itibaren, metinlerini bugüne kadar takip edebildiÄŸimiz bir yazı dilidir. Hazar Denizinden Balkanlara kadar uzanan sahada yer alır. Esasını OÄŸuz ÅŸîvesi teÅŸkil ettiÄŸi için, OÄŸuz Türkçesi (OÄŸuzca) de denir.
OÄŸuzca, 17. asırda doÄŸu ve batı OÄŸuzca dairelerine ayrılır. DoÄŸu OÄŸuzcası, Azerî ve DoÄŸu Anadolu sahasında, Batı OÄŸuzcası Osmanlı sahasında yer alır; ancak aralarında iki yazı dili olacak kadar bir fark mevcut deÄŸildir. Her ikisi de aynı ÅŸîveyi (konuÅŸmayı) kullanır, bir yazı dilinin kardeÅŸ iki dairesidir. Ayrılık sebeplerini, DoÄŸu OÄŸuzcasına bilhassa Kıpçak unsurlarının tesirinde ve bazı MoÄŸol izlerinde aramalıdır. Kelime başında b- m, k-h, t-d, ilk hecede e-i deÄŸiÅŸmeleri, bazı fiil çekimleri gibi.
Batı Türkçesi'nin geliÅŸmesi: Batı Türkçesi, altı-yedi asırlık uzun hayatı içinde safhalar geçirir. İç yapısında kök ve eklerde bazı ses ve ÅŸekil deÄŸiÅŸmelerine uÄŸrar. Bu, tabiî deÄŸiÅŸmesi ile ilgilidir.
GeliÅŸme 13. asırdan günümüze kadar gelen zaman boyunca, ÅŸu üç devreye ayrılabilir:
1. Eski Anadolu Türkçesi,
2. Osmanlı Türkçesi,
3. Türkiye Türkçesi.
Eski Anadolu Türkçesi: Eski Anadolu Türkçesi, 13 ve 15. asırlar arasında kullanılan Türkçe'dir. Bu devre, sonraki iki devreden oldukça farklıdır. “Orta Asya kültür ve medeniyeti” tesirindeki “Eski Türkçe” ile, “ortak İslâm kültür ve medeniyeti”nin tesirindeki “Batı Türkçesi” arasında yer alan ortak baÄŸların hissedildiÄŸi bir devredir. Yani, Batı Türkçesi'ni, Eski Anadolu Türkçesi ve Osmanlıca-Türkiye Türkçesi diye ikiye ayırmak da mümkündür.
Bu devrede Batı Türkçesi'ne geçen Arapça ve Farsça kelime ve terkipler fazla deÄŸildir, ancak devrenin sonlarında yavaÅŸ yavaÅŸ artmıştır. Böylece 15. asrın sonlarında Osmanlı Türkçesi'nin doÄŸuÅŸu hazırlanmış olur. Bu devrin Türkçesi, daha açık ve anlaşılır olarak karşımıza çıkar. Mevlid, Yûnus Dîvânı bunun en güzel örnekleridir.
Eski Anadolu Türkçesi'nde cümle yapısı, Türkçe'nin baÅŸlangıcından günümüze kadar hiç deÄŸiÅŸmeyen normal cümle yapısını muhafaza eder. Cümle unsurları yerli yerindedir. Ancak Farsça'nın tesiri ile nesirde “ki”li cümleler oldukça fazla görülür. Ayrıca bu devir Türkçesi, Eski Türkiye Türkçesi diye de adlandırılır. Daha çok, bu isim, TürklüÄŸün Rumeli’ye geçiÅŸinden sonraki devre için kullanılmıştır.
Osmanlı Türkçesi (Osmanlıca): Osmanlıca, Batı Türkçesi'nin ikinci devresidir. 16-20. asırlar arasında kullanılmış bir yazı dilidir. Dil bilgisi (gramer) bakımından Osmanlıca ile Türkiye Türkçesi arasında belirli ayrılıklar vardır. Aslında Türkçe'de, Osmanlıca'nın da içinde yer aldığı 16. asırdan günümüze kadar, belirli bir geliÅŸme görülmez.
Osmanlıca'yı Türkiye Türkçesi'nden ayıran tek ÅŸey, onun dış yapısındaki geliÅŸmelerdir. Osmanlıca, dış yapısı ile hem Eski Anadolu Türkçesi'nden, hem Türkiye Türkçesi'nden ayrılır.
Aydın kesim sanatkârlarının, hem yeni kültürü kendi kavramlarıyla tanıtmak, hem de sanat yapmak istemesi, bu devir Türkçe'sini, yabancı unsurlara bir hayli açılmıştır.
Osmanlıca'da nazım dili, nesir diline göre daha sadedir. Nazım dili ile nesir dili arasında görülen fark, cümle yapısı bakımındandır. Klasik Türk ÅŸiirinde (Divan ÅŸiirinde) manâ bir beyitte biter. Beytin dışına, diÄŸer beyte taşılmadığından, divan nazmındaki cümle, en çok bir beyit uzunluÄŸundadır. Bu sebeple, Osmanlıca ÅŸiirde cümleler daima kısa, unsurları yerli yerinde ve sâde Türk cümlesi (özne-tümleç-yüklem sıralanışında) olarak, yapısını muhafaza etmiÅŸtir. Nesirde ise belirli bir ölçüye sığmak mecburiyeti olmadığı için, Osmanlıca nesir unsurları, istenildiÄŸi kadar geniÅŸ, uzun tutulabilmiÅŸtir. Ayrıca Arapça ve Farsça'dan alınan pekçok kelime, metinleri anlaşılamaz hâle getirmiÅŸtir. Bu durum, daha ziyade, Arapça ve Farsça'nın yabancı dil sayılmamasından kaynaklanmıştır. Hattâ her üç dilin unsurları birbirine karışarak, hiç birinde görülmeyen mümtezic (uyuÅŸan, kaynaÅŸmış) kelimeler ortaya çıktığı gibi, bir hayli galat (yanlış) kelimeler de türemiÅŸtir.
Osmanlıca'nın son devresinde uzun, bozuk Türkçe nesir yapısı, tekrar sâde ve kısa cümleli biçimini kazanmıştır. Nazımda ise, yeni edebiyatla birlikte manânın bir beyitte tamamlanması mecburiyeti ortadan kalkınca, uzun cümleler ortaya çıkmıştır. Bu durum, bilhassa Servet-i Fünûn edebiyatında görülmüÅŸtür. Osmanlıca, nesir ve nazım cümleleri bakımından Türk cümlesini, saÄŸlam bir yapı ile Türkiye Türkçesi'ne devretmiÅŸtir.
Türkiye Türkçesi: Türkiye Türkçesi, Batı Türkçesi'nin son ve bugün de devam eden devresidir. 1908 MeÅŸrutiyetinden sonra baÅŸlar. Cumhuriyete kadar süren ilk devrede, Osmanlıca, henüz sahneden çekilmemiÅŸtir. Osmanlıca ile yeni dilin cümleleri, beraber kullanılır. Daha Tanzimat'la girmeye baÅŸlayan Batılı kültür unsurları, Osmanlıca'ya hakim olan İslâmî kültür unsurlarıyla yer deÄŸiÅŸtirme mücadelesine baÅŸlamıştır.
Bir dil, bir baÅŸka dile sadece dil hususiyetleriyle doÄŸrudan tesir etmez. Yeni kültür, dili kendi kelimeleriyle, kavramlarıyla canlı tutmaya çalışır; dilin cümle yapısına hemen karışmaz, belki hiç karışmaz. Bazen, Osmanlıca'da olduÄŸu gibi kültür, dilin cümle yapısına da tesir eder.
İşte Türkiye Türkçesi de, İslâmî kültür unsurlarının Türkçe üzerinde hakimiyetinin zayıfladığı devrede, Batılı kültür unsurlarının girmesiyle ortaya çıkmıştır. Türkçe, artık, Batı dillerinden girecek olan kelimelere, yeni kavramlara kapısını açmış olur.
Bu devrede Türk cümlesi kısalmış, cümle unsurları yerli yerine oturmuÅŸtur. Osmanlıca'dan Türkiye Türkçesi'ne geçiÅŸ, yazı dilinin, konuÅŸma diline yaklaÅŸtırılmasıyla baÅŸlamıştır. Türkiye Türkçesi'nde bugün kullandığımız Türk yazı dili, temel olarak İstanbul aÄŸzına dayanmaktadır.
Osmanlıca'nın son devresinde, Arapça ve Farsça'dan giren unsurlarla meydana gelen uzun ve aÄŸdalı cümleler nasıl bir ifratsa, Türkiye Türkçesi'nin son devresinde, uydurma kelimelerle varılan, dildeki aşırılık da bir tefrittir.